İslamabad'ın soğuk gecesinde Himalayalar'ın gölgesinde atom gücüne sahip bir ulus ayağa kalkmıştı. Pakistan kararını vermişti ve bu karar, belki de Güney Asya'nın kaderini kökten değiştirecekti.
O gece, Ankara'nın üzerindeki duman bulutlarının arasından görünen yıldızlar, gölgelerden çıkan bu efsanevi komutanın liderliğinde yeni bir dönemin başladığının sessiz tanıklarıydı.
Mesajlar sel gibi akıyordu. Her biri Altın Kubbe Protokolü'ne göre organize edilmiş yirmi yıllık planın bir parçasıydı. Ankara için yardım seferberliği... Hareket hâlinde iki yüz bin asker... Gökyüzünde yüzlerce savaş uçağı... Denizlerde üç yüz gemi... Golan yolunda yüz bin gönüllü... Hepsi harekete geçmişti.
Büyük gün gelmişti.
Balattan çıkan araba bu kez tarihin en karanlık saatlerine doğru ilerliyordu. Son kez eğilerek sancağa baktı, öpüp alnına sürdü.
"Yürüyenlerin gölgesi, sancağın altındadır." dedi usulca.
"Bu gece, gölge savaşa gidiyor."
Ryder başından beri ona güvenmemesi gerektiğini hissetmişti. Ama bu sadece bir his miydi, yoksa gerçek miydi? Düşman hızlı bilgi topladıysa içlerinde bir köstebek olmalıydı. Ve tek şüpheli Mila'ydı.