• Kitabı üç yıl önce tanınmamış bir yayınevinden ucuz bir fiyata almıştım. Sıra okumaya gelince okumadım, belkide okuyamadım. Zannederim ki okuma teşebbüsünde de bulunmadım, en azından ben böyle anımsıyorum.

    Bunun neticesinde,
    içsel ve kişisel olarak izahati güçlü olan ama umuma teorik olarak anlatımı kuvvetle namümkün görünen bir anlayış tesbit ettiğimi zannediyorum:
    Bazı kitaplar heves bazıları da mecburiyet gereği okunur.
    İşte meseleyi karmaşıklaştıran husus da buydu.
    Bu mübarek kitap ilk aşamada heves edilerek (muhtemelen dış dünyanın tesiriyle ve üni derslerinin birçoğunda Marx ve Engels hazretlerinin kendilerinden bahsettirme mecburiyetinde bırakması nedeniyle) alındı. Lakin ahirinde anladım ki ben bu kitabı sadece elimde bulunması için almışım. Çünkü dış dünyanın tesiriyle alınmış bir kitap olması hasebiyle kendi öz iradem dışında bir eylem gerçekleşmişti.

    İşte bu eylemin benim bizzat rasyonel bir şekilde ve tabii ki her zamanki gibi pragmatik yaklaşım ile tercih etmediğim için neticelerinin hayatımda çiçek veya diken açmasını (içeriğinin beni o zamanki bilgisel artalanımla nasıl etkileyeceği meçhul) doğru bulmadım.

    (buraya kadarı girişte de bahsettiğim umuma izahati kuvvetle namümkün...ancak olarak... )

    Peki niye şimdi bu kitabı elimde tutuyorum.
    Elbette okumak için.
    İlk başta bahsettiğim sebeplerden dolayı bu kitap kendisini bana aldırtmıştı.
    Yani bu hadisede ben mef'ul, kitap ise fail...
    Ancak şimdi roller değişti:
    Ben failim.
    Gündemimi bizzat kendim belirliyorum.
    Bu da mikro pencerede başka etkenler tarafından güdümlen(e)mediğimin zahiri delilidir.
    Peki niye okumaya karara verdim.
    Brincisi Marx gibi mübarek bir adamdan kendi güzergahımız için bişeyler öğrenilebilir.
    Niye sadece BİŞEYler:
    Çün-1: ilk olarak Marxın birçok teorisi yeniden yeniden yorumlandı, revise edildi falan filan... Bu bağlamda bir tarihsel bir bakış açısı ile okunmasında belki (henüz okumadan nasihat ediyorum o yüzden belki) daha çok fayda bulurum.
    Çün-2: Marx amca ile zatı alîmin Zaman-mekan ve sosyo-politik şartlarımız arasında neredeyse Everest ve Guam çukuru arasındaki zıtlık kadar fark var.
    (elbette hacı Engelsi unutmadım, Marx diyince ikisini anlamış olan lazım)

    (Buraya kadarı da umumen anlaşılabil nitelikte olan kısım)

    Niye bu kitap için, belkide hiç okunmayacak bu kadar uzun ve kimileri için gereksiz, belki daima anlama gayreti içinde olanlar için ise şiddetle gerekli olan bu yazıyı da yazma zahmetinde bulundum:
    Çün her zaman dem vurduğum/vuracağım 21.yy da bilinçli olarak, öz irade ile, bizzat pragmatik ve rasyonel ve şuurlu olarak belirlediğimiz o kadar az mesele ve husus var ki ben de bu öz iradenin tecellisinin neticesini bu uzun yazıyı yazarak kutladım, kendimi.

    (noktalama işaretlerine dikkat etmeden okumaya HAYIR. Sonra yazdığımız yazılar faklı anlaşılıyor.)
  • Bireylerin elde edilmiş mülklerini kabile düzeninin komünist gelenekleri karşı korumak, bir zamanlar pek az itibar gören özel mülkiyeti kutsallaştırmak ve bu kutsallaştırmanın, insan toplumunun en yüce amacı olduğunu ilan etmekle kalmayıp, aynı zamanda mülk edinmenin ve dolayısıyla servetin sürekli yükselen artışın zamanla gelişen yeni biçimlerini genel halk onayıyla taahhüt edecek bir kurum; yalnızca toplumun yeni yeni yükselen sınıf ayrılığını değil, aynı zamanda mülk sahibi sınıfların mülksüzler üzerindeki hakkını ve egemenliğini sürekli kılacak bir kurum. Ve işte bu kurum da doğdu. Devlet icat edildi.
    Friedrich Engels
    Sayfa 135 - FELSEFE KULÜBÜ / Çeviri: Sinem KIRGEÇ
  • Fuhuş Üzerine

    Gerçekten, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete dönüşümüyle birlikte, ücretli emek de, proletarya da ortadan kalkacaktır; öyleyse, aynı zamanda, belirli bir sayıda kadın için (bu
    sayı istatistiklerden hesaplanabilir), para karşılığı kendini satma zorunluluğu da ortadan kalkacak demektir. Fuhuş ortadan kalkınca,tek-eşlilik tehlikeye düşmek bir yana, sonunda bir gerçek haline gelecektir.
  • Aynı biçimde, erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin
    özel niteliği, bu iki cins arasında gerçek bir toplumsal eşitlik kurma zorunluluğu ve bunun yolu, bütün bunlar, kendilerini ancak, erkekle kadın tamamen eşit hukuksal haklara sahip oldukları zaman apaçık göstereceklerdir. O zaman görülecektir ki, kadının kurtuluşunun ilk koşulu, bütün kadın cinsinin. yeniden toplumsal üretime dönmesidir ve bu •koşul, karı-koca ailesinin, toplumun iktisadi birimi olarak ortadan kaldırılmasını gerektirir
  • Friedrich Engels: Amerika'da, başlangıçta toplumun bir aleti olması dışında hiçbir amaç yüklenmemiş olan devlet iktidarının toplumdan bağımsızlaşmasının ne şekilde gerçekleştiğini en açık şekilde görebiliriz. Burada ne bir hanedan var, ne bir soyluluk, ne (Kızılderilileri gözetim altında tutan az sayıda adam dışında) bir sürekli ordu, ne de kalıcı bir memuriyet ya da emeklilik maaşı haklarına sahip bir bürokrasi. Ve buna rağmen karşımıza devlet iktidarını dönüşümlü olarak ele geçiren ve onu en yoz araçlarla ve en yoz amaçlar doğrultusunda sömüren iki büyük siyasal spekülatör çetesi çıkıyor; ulus ise, sözde ulusun hizmetinde olan, ama gerçekte ona hükmeden ve onu soyan iki büyük politikacı karteli karşısında çaresiz.
  • Friedrich Engels: Bugüne kadarki devletin ayırt edici özelliği neydi? Toplum, ortak çıkarlarını gereklerini yerine getirmek için, başlangıçta basit işbölümü yoluyla, kendi organlarını yaratmıştı. Ama tepelerini devlet iktidarının oluşturduğu bu organlar, zamanla, kendi özel çıkarları doğrultusunda, toplumun hizmetçileri olmaktan çıkıp onun efendilerine dönüşmüştü. Bu, sadece kalıtsal monarşide değil, örneğin demokratik cumhuriyette de böyledir. Tam da Kuzey Amerika'da "politikacılar" , ulusun başka hiçbir yerde görülmediği kadar ayrı ve güçlü bir kesimini oluşturuyor. Burada, dönüşümlü olarak iktidar gelen iki büyük partinin ikisi de, siyasetten kazanç sağlayan, hem federal meclislerdeki hem de eyalet meclislerindeki koltuklar üzerine hesaplar yapan ya da partileri için ajitasyon yaparak geçinen ve partileri kazandıktan sonra da makamlarla ödüllendirilen kişiler tarafından yönetiliyor. Amerikalıların katlanılmaz hale gelmiş olan bu boyunduruğu üzerinden atmak için 30 yıldır ne kadar çaba harcadıkları da, bu çabalara rağmen söz konusu yolsuzluk bataklığını giderek daha derinlere sürüklendikleri biliniyor...
    Karl Marx
    Sayfa 25 - Yordam kitap