FAİTH DEEP

FAİTH DEEP
Sahafda kitap kokuları ve aktarda baharat kokuları arasında beyaz mavi gömleği vişne lekeli, bir devleşen bir cüceleşen derviş müsveddesi insan.
İnce bir çizgide yürüyorum. İplik üzerindeki cambaz gibi.. Bir tarafım hayat, bir tarafım ölüm. Ne hayattayım ne de ölüyüm. Saşkınlığımı atmışım Sonuca varıyorum.. Saçmalık bu!. Hem yürüyorum hem gülüyorum Yolun sonsuzluğu da var / görüyorum.. Bir o yana bir bu yana Oyalana oyalana. İnanmadan o yalana.. Aldanmadan o aynaya.. Gülüyorum ve yürüyorum. Hep iki yakalı bu dünya. Bense bir göğsün gerdan yerinde Kolye ucu gibi asılı duruyorum. Her nefes alış verişte Asıl sırra divan kuruyorum.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çok mutlu oldum
Mutluluk diye bir kavram. Ekseriyat hayatta, aldıkları karar sonrasında ve genel olarak mutlu olmayı ister. Kim mutlu olmak ister? İstisna birkaç kişi hariç herkes el kaldırır. Hayır, hayır.. Mutlu olmak istiyorum, diyenler inandırıcı, samimi değiller. Zira mutluluk tebdili kıyafet eder de gelir, karşımıza çıkar.. Gözümüzün içine içine bakar. Lakin oralı olmayız, kör sağır kalırız. Hatta uzaklaşırız. Ayıkmayız, günlük koşuşturmanın hızı gürültüsü, görüntüleri içinde onu tanımayız. Es geçer, eser gideriz. Alnında mutluluk yazmaz ya bunun. Yakasına kırmızı bir karanfil mi takmalıydı ayırt edilmek için. Varlığı idrak edilmeyince, kabul görmeyince, hoş karşılanmayınca, yüzüne tebessüm edilmeyince değer geçer gider umutsuzca mutluluk da. Öyle ya mutluluk hakedilir, layıkıyladır mutluluk da. Lakaytlığı sevmez. Saygı gördüğüne sevgi sunar mutluluk. Sahi siz mutluluğu nasıl bilirdiniz?. İyi bilirdik, dediler mutsuzlar.
Önce seversin. İlk cemre gibi. Sebebsiz, acabasız, sorgusuz, sualsiz. Cup diye içine oturmuştur. Sonra ikinci cemre gibi.. Üçüncü cemre gibi.. Ruhun ısınır, kalbin baharlanır, bakışın çiğ tanesi saflığında ıslanır da yeniden canlanır. Havana, suyuna ve toprağına karış karış karışmıştır sevgi. Daha bir sevmeye, en sevmeye doğru evrilmeye çevrilmeye başlanır kalbin.
İşte *oldu* dediğimiz kelime.
Şu mandalina bahçeleri ne güzel. Öyle, öyle evet. Ancak bir tuhaf yalnızlık var bu bahçede. Şu bahar dallarında şakıdayan kuşlar.. Ne güzel.. Ne güzel ötüyor. Öyledir, ancak herbiri yalnızlığın şarkısını söylüyor. Şu çağıldayan şelale.. Şu coşkunca akan nehir de yalnız ne garib. Hele şu bankta da kimse oturmuyor, nekadar da yalnız. Zaten oturanlar da yalnız. Günbatımı da böylesi mi güzel olur.. Deniz baybaylıyor.. Nekadar da hüzünlü ve yalnız bir veda. Sanırım doğacak yeniden.. Bundandır telaşsız batışı. Doğarken deniz karşılamayacak, tuhaf. Şu tepedeki mezar da yalnız. Yalnız ölmek mezarı da yalnız kılıyordu, öyle ya. Yalnızlık neden bukadar vakur, bukadar asil, bu kadar sessiz ve derin. Gerçek güzellik belki de bu. Korkusuz, amasız, yaratılışına kökte bağlı ve herşeyden bağımsız. Güçlü ve güz ayığı ve gül yanığı bir yalnızlık. Şu göğü delercesine duran minareler.. Kalem duruşlular.. Adeta gökyüzüne yeryüzünün notlarını yazıyorlar.. O şehirdeki de yalnız, bu şehirdeki de. Yalnızlıkla bir şekilde nikah kıyıyoruz. Gül yağı sürünmek gibi bu yalnızlık. Tesiri ruhun ufkuna kadar uzayan.. Hasılı aslımıza hep bir yalnızlık bulaştırılmış. Korkma. Korkma.. Sen de yalnızlığını bul. Aslına ulaş da buna alış. Renklerden kendi tonunu, seslerden kendi tınını keşfet. Senin şiirin senin şarkın olsun bu yalnızlık. Korkunu da aş. Kalbinin kokusunu duyumsayacaksın. Kalbin senin adan. Orada sen yaşıyorsun. Sen dediğim hep bir ben. Bilsen. Ah.. Ah.. Bir kelime bazen cümle alem oluyor. Bile bile sır gibi kördüğüm oluyor yalnızlık. Bilsek bu sırrın mısrasını. Bırakırdık dünyalaşma ısrarını.
"Bir şeyi olduğu gibi anlatmak yerine, o şeyin ruhumuzda bıraktığı izi betimlemek."