Birinci Millet Meclisi'nde Şer'iye vekilliği etmiş, Eskişehirli bir Türk hocasının Türkler gibi "ve" demek yerine, Araplar gibi "vua" dediğini belki henüz unutmamış olanlar vardır. Suriye, Filistin ve Hicaz'da :
- Türk müsünüz?
Sorunsunun birçok defa cevabı:
- Estağfurullah! İdi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.
Osmanlı saltanatı son bürokrat iken, bürokrasi bile tam Arap yahut yarı Arap'tır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk'e az rast geliyordum.
Halep'ten bu tarafa gecmeyen şey yalnız Türk kağıdı değil, ne Türkçe ne de türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turist gibi dolaşıyoruz
Zafer bile neye yarayacaktı? Bir cinayet olan bu soru, Anadolu ve Suriye'de Almanların nasıl bir maksatla çalıştıklarını gördükçe sık sık zihnimden geçer oldu.
Hayır, Türkiye'yi kurtarmak için, Alman zaferi yetmezdi. Enver'den ve Almanlardan kurtulmak da lazımdı. Bunu kim yapacaktı? 20'den 24 yaşına kadar, bütün harpte hep bunu düşünüyordum.