Beklemek bir alın yazısı olamaz.
Mutluluğu beklemek, başarmayı beklemek, sevilmeyi beklemek... Bunlar ağacın dallarında kendiliğinden yetişen, doğaya emanet edilmiş meyveler değildir. İnsanın
doğası, bir yerde kendine emanettir.
Mutlu olmanın formülleri serilmiş masalara. Vitrinlerden satın almaya çalıştığımız hazlar peşindeyiz. Sosyal medyanın gücü kadar psikolojik derinliğimiz. Başkalarının sevgisine duyduğumuz muhtaçlıkla hırçınlaşıyor,
sağırlaşıyor, yalnızlaşıyoruz. Yani biz de giderek karmaşıklaşıyor, çaresizleşiyor, çözümsüzleşiyoruz.
Oysa mutluluk basit olandır ve basit olandadır.
"Basit" olanın gücünü fark etmedikçe, mutluluk hep bir hayal olarak kalacak ne yazık ki...
Avucunu sıktığın an kırılan, açtığında uçup giden...
Yani bir şekilde sende durmaya zaten gönülsüz olan..
Bazen masal gibi bir şey, bazen ideal, bazen ütopya, bazen kapris gibi bir şey mutluluk... Ayaklarını yere vura vura ağlayan küçük bir çocuk şımarıklığından farksız... İlle de mutlu olacağım, hadi ver onu bana!
"Düşüncelerin toplumun yararına değilse, başka şeyler düşünerek hayatının geri kalanını boşa harcama... Başkalarının neyi
neden yaptığını, neyi neden söylediğini ve ne planladıklarını düşünerek, kendi yönetici aklını ihmal ettikçe, sağlayabileceğin faydalardan geri kalırsın..."