İşte budur bizim en büyük zayıflığımız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeden, başkasını sevmeye çalışmak.
Kendi varlığımızı kabullenmeden başkasının varlığını onaylamak ve sindirmeye çalışmak. Daha kendimizi hazmedemeden, iyice çiğneyip özümsemeden, başka
birine yer açmak ve ona bağlamak tüm varoluşumuzu. Böyle bir denklemde mutluluk ve gerçek aşk yaşanabilir mi gerçekten? Karşımızdakine nasıl olur da âşık
olabilir ve sevebiliriz onu daha kendimizi sevip, âşık olmadan?
Kendinin üzerinde zaferine ve özgürleşmene hizmet edecek canlı anıtlar inşa etmelisin. Ama önce kendi kendini inşa etmelisin, dik bir beden ve dik bir ruhla.
Sadece neslini sürdürmekle kalmamalısın ama aynı zamanda onu yükseltmelisin de! Bunun için vardır evliliğin bahçesi.
Yaratana susamışlık, Üstinsana yönelen ok ve özlem. Evliliği istemenin nedeni bu mudur? Böyle bir evlilik ve böyle bir istem kutsaldır benim gözümde.”
Günün birinde kendinin de üzerinde seveceksin. Bu yüzden de sevmeyi öğrenmelisin önce. Bu yüzden sevginin acı kadehinden içmelisin. En iyi sevgilinin bile kadehi acıyla doludur. Bu acı Üstinsana özlem doğurur; böylece
senin ve seni yaratanın dudaklarını kurutur.
"Yürümeyi öğrendiğimden beridir koşuyorum.
Uçmayı öğrendiğimden beri kimseye ihtiyaç duymadan havalanıyorum.Hafifledim ve uçuyorum artık, kendimle baş başayım, bir tanrı dans ediyor bende.”