• İnsan varlığının eksiklik ve yapaylığıyla dolu olmasından duyulan derin bir umutsuzluk dile gelir Rilke’de. Duino Ağıtları da bu umutsuzluğun doğurduğu melekten söz eder. -İslam’ı bütünüyle içine alan bir melek. -Vardığım kanı, Rilke’nin Doğu mistisizminden ve İslâmi kaynaklardan etkilenerek bunu dizelerine boca etmesidir. Goethe’nin de Doğu-Batı Divanı’ndan yola çıkarak Hafız’a olan hayranlığını söylersek Doğu'yu çokça fark etmek gerekir bu noktada. Nesîmi, Fuzûli veyahut Nedim’deki dizeleri gözlemleyerek sadece kendi kültürünün getirisiyle yetinmeyenlerin büyük ruhu taşıdığını düşünüyor insan.
    Hz. Muhammed’i detaylı tasvirden çok, Meleğin dahi ona olan hayranlığını ve ilk ayeti ‘Oku’maya başladığı anlatılır takdirle. İslâmi motiflere (Melek, gül, Kur’ân) bolca yer veren Rilke, melekleri semâvi, muhteşem, görkemli bir varlık olarak yansıtır. Hz. Peygamberin melekten de öte bir varlık olduğunu ifade eder ‘Yakarış’ta. Son mısrada ise Turan Oflazoğlu’nun belirttiği gibi, Hz. Peygamber’in bütün hayatını ve davasını özetlemeye çalışır: “Yapabilendi o, kulak veren ve yapandı.”
    (…)
    “Okudu o da: öyle ki, melek hayrandı.
    Çoktan okumuş denirdi ona artık ona,
    Mûtîydi o, bilendi ve erdirilendi."

    Ahmet Cemâl’in çevirisinden Seçme Şiirleri de okumuş olmakla birlikte yine farklı bir seçkiye farklı çevirmenden bakmak da güzel oldu doğrusu. #25749057 TİBKY’dan değişik olarak daha kapalı, anlaşılmak için çaba isteyen cümlelerle karşılaştım, tabii, yazıldığı dönemi baz almıyorum bunu söylerken. Ahmet Cemâl’in Seçkisi –Belki de çevirisi- daha yalın ve anlaşılabilirdi, en azından bunu söyleyebilirim.
    Rilke’nin şiir yapısı ve hayatının mercek altına alınması eseri, dönemi ve kişisel yaşamını anlayabilmek adına bir başka kaynağa gerek duyulmaksızın oldukça doyurucu bir inceleme yazısı ortaya çıkarılmış. T. Oflazoğlu’nun sadece üç-dört cümlesinde bile bunu anlamak mümkün.


    “Üç kuşak vardır daima: Birinci, Tanrı’yı bulur; ikinci, Tanrı’nın üstüne daracık tapınaklar kurar ve onu zincire vurur; yoksul düşen üçüncüyse, kendi zavallı kulübeciklerini kurmak için taşlar taşır. Tanrı’nın evinden derken, Tanrı’yı yeniden araması gerekir” diyen Rilke, kuşkusuz, birinci kuşaktan saymakta kendini.”


    Duino Ağıtları’nın ana simgesi olan ‘Melek’ motifi ile ulaşır yaratıcıya. Yazgıya boyun eğişi ve ölüme duyduğu ilgi yaşama düsturunu bilmek içindir. Ölüme derin yaklaşımı, yaşama bilincini unutmamaktan öte gelir. Ne de olsa ölüm hayatın gerçeği olduğu kadar meyvesidir de ona göre. ‘Gerçek’ karşısında boyun eğişi vardır ama sadece kalp ile hissedilebilen ve görülebilen bir Varlığın karşısında. Varlık’ı yalnızca bu dünyada değil, evrenin her zerresine bakarak bulur, görülüp de gözlemlenilmekten kaçınıldığı, duyulduğu ama hissedilmekten beri durulduğu evrenin muntazam ağırlığı karşısında kendi benliğiyle hesaplaşır Rilke, ama hiç barışamaz. Belki de bu yüzden severim.


    “Günümüzün fizikçileri, evrenin yapısı konusunda mistik ozanların yüzyıllar önce görüntülerin canlı diliyle sunduklarını, kavramların, formüllerin ölü diliyle doğrulamaktan öteye gidemiyorlar.”
    Evet, sayfalar dolusu bilginin veremediği gerçeği, bazen bir şiir bile verebilir bize. Çok kurcalamaya gerek kalmadan hem de. Sayfalarca yazılarak anlatılamayanların bir karikatürde bütün resmi ortaya dökmesi gibi, ehlin dışında ama o alana yönelik olanlardan daha sade, malumatsız ve doğrudan dökülen ‘gerçeklik’ ile…
    "Ben senin en önemsiz kullarından biriyim,
    küçücük bir hücreden hayata bakan
    ve insanlara nesnelerden daha uzak olan
    çekinen olup bitenleri tartmaya…"

    “Vatanı bulmak için vatanı terk gerek. O hâlde vazife aşikârdır, Yolculuğun seni vatanından alıp vatanına ulaştıracaktır.” Yolculuk ve Hicret. Rilke de tam bu tezahüre ses verenlerden biri. Hem kişisel yaşamında, hem eserlerinde. Yaşamıyla eserleri öylesine bütünlük içinde ki, kendisine hüzün veren bir şehri terk etmek istemiyor sebebi ise, sıkıntılı ruh halinin yazılarını doğrudan etkilemesi, değişiklik halinde ise üstündeki o coşkuyu kaybedeceğini önceden görebilmesi... Ekmeğin hüzünden çıktığını söylesek yanlış laf etmeyiz sanırım. Kendini hiçbir yere ait hissedemeyen ruh yapısı içerisindedir Rilke, Malte Laudris Brigge’de yansıttığı karakteri gibi, kargaşa toplumuyla arasına çektiği çizgi, bakış açısındaki karakterize tutumu belli eder tamamıyla. “Not edilen her şey, ne denli umutsuzluktan kaynaklanmış olursa olsun hala ufacık bir umut tanesi içerir.” Sözüne isnat etmiştir ne de olsa. Psikoterapiye gitmesini söyleyenlere ‘Şeytanlarımı kovalayayım derken, meleklerimi ürkütmekten korktum’ diyebilen, yazgıya boyun eğmiş bir ruh hali...

    Ve beklersin, bekler durursun
    Hayatını sonsuzca büyültecek olanı;
    Güçlüyü, olağanüstüyü,
    Taşların uyanmasını,
    Sana dönük derinlikleri.

    Belli belirsiz görünmektedir
    Yaldızlı, koyu renk ciltler kitaplıktan;
    Gezilmiş ülkelerdir düşündüğü bir bir
    resimlerdir tekrar kaybolan
    kadınların giysileridir.
  • Gel, gül, dedi, bülbül güle; gül, gülmedi gitti
    Gül, bülbüle; bülbül, güle yâr olmadı gitti.
  • Her kimin âlemde mikdârıncadır tab'ında meyl.

    (Bir kimsenin ne kadarlık adam olduğu, eğilim gösterdiği şeyden bellidir.)