Fuzulî Şeyler
Müverrik el-Acelî (radıyalahu anhu) şöyle der: “Bir şey var ki, ben yirmi senedir ona ulaşmak istiyorum. Daha ele geçiremedim, ama vazgeçecek de değilim.” Kendisine, “O ulaşmak istediğin nedir?” diye sordular. “Beni ilgilendirmeyen fuzulî şeyleri konuşmamaktır” dedi.

dilan çalışkan, Şâir ve Patron'u inceledi.
 17 Ağu 18:42 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Ortaçağ’da Doğu’da ve Batı’da devletler patrimonyal bir yapıya sahipti. Patronaj ilşkisi bulunmaktaydı. Sen ne kadar itaat edersen o kadar korunurdun yahut ne kadar korunursan o kadar itaat ederdin. Bu karşılıklı bir ilişkidir. Belki kula kulluk(patron-kul) ya da usta çırak ilişkisi gibi bir şeydir. Patronaj sadece sanat alanında değil askeriyede bürokraside hatta ilmiyye sınıfında dahi sosyal ilişkilerin temelidir.
Patronaj hasede, rekabete, entrikayai iltimasa neden olmuştur(kaside sunmak) yazarın deyimi ile toplumun ahlakını yahut ahlaksızlıını oluştururdu.Mesela Fuzuli büyüklere yaklaşmaz bunun tesellisini hased ehlinden uzak kalmakta bulurdu.
Divan şiiri İran kaynaklı bir edebiyattır. Osmanlı Padişahları İran’dan sanatkarlar getirtmek için fazlaca uğraşmışlar Fatihle başlayan bir rönesans var kültür oluşturulmaya çalışılmıştır. Sanatkarlara çokça ödüller verilmiştir. (İran edebiyatının son büyük şairi Molla Cami’ye 1000 altın verilmiştir.) Bunu dışında hem Osmanlı’da hem de Timurilerde zorla sürgünlerle devlet merkezlerine sanatkarlar çekilmiştir.
Zamanla bu Fars örnekleri rekabetlere yol açmış Türk şairler onlarla yarışmaya başlamıştır. Türk şairler Farslar tarafından alaya alınmıştır.Fakat ileriki zamanda Farsları gölgede bırakacak Farsça eserler verilmiştir. 15.yy’da Şeyhi Fars edebiyatındaki mesnevilerden çok daha güzellerini yazmıştır ve kabul görmüştür.
Fars örneği tüm toplumda değil fakat yüksek mertebede gittikçe yaygınlaşmış, yine yazarın dediği gibi, ‘’Türki ta’birat’’ köylü ve dağ kabilelerine özgü sayılmıştır.
Osmanlı’da şairler zevk ve sefa ile karşılandığı gibi çeşitli durumlar sonucunda eza ve cefaya da düşmülerdir. Patronun itibarını düşürmeleri sonucunda sürgüne ya da katline karar kılınanlar vardır. Fatih’in intisabında olan Ahmet Paşa eşcinsel olması, mahbublara göz dikmesi sonucu katline karra kılınmış daha sonra padişaha yazdığı Kerem Kasidesi ile sürgüne gönderilmiştir. Fuzuli, Şia- İmamiyye mezhebine bağlı olduğundan Osmanlıda bir patron bulması zordu. Bu şekilde feleğe, padişahlara isyan ve lanet ederek sefil bir şekilde hastalıkla ölmüştür. Aynı şekilde İran şairlerinin üstünlüğünü kabul eden Mesihi Osmanlı ülkesinde Acem’den gelenlere verilen fazla itibarı gereksiz bulanlardandır.
Mesihi gökten insen sana yok yer
Yürü var gel Arab’dan ya Acem’den (Halil İnalcık, Şair ve Patron)
Osmanlı kaynakları şairlerin çoğu kez bu işret meclislerinde hükümdarın takdir ve lütüflarına eriştiklerini belirtir. (Şair ve Patron) İşret meclisleri içki meclisleride şairler devlet adamları bu meclislerde bir araya gelir, padişaha kasideler sunulur niamlar alınırdı.
Eser çok kısa fakar Şair ve Patronaj üzerinde oldukça yetkili bir eser. Fuzuliyle ilgili kısımda çok fazla Farsça beyit var bunları anlamak zor hatta bilmeyene imkansız. Ama ilgisi olan okumalı bence akıcı ve güzel bir dili vardı. İyi okumalar :)

Fuzulî :
"Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helakım zehri dermanındadır."

Ruhumun Sesi, Divan'ı inceledi.
 17 Ağu 18:00 · Kitabı okumayı düşünüyor · Puan vermedi

Fuzulî :
Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (Fużūlī (فضولی); d. 1483, Hilla - ö. 1556, Kerbela ya da Bağdat), Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olduğu aktarılmaktadır. Türk şiirini önemli ölçüde etkilemiştir. Yedi Ulu Ozan'dan biri kabul edilir.
Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de veya Kerkük iline bağlı Kale semtinde doğduğu tahmin edilir.
Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur.
Türkçe Divanı'nın önsözünde; “İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.
Türkçe, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. "Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.
İran şiirinden Hâfız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Fazilet (erdem) kelimesinin kökü olan "FUZUL" kelimesinden türeyen -fazilet sahibi -erdemli manasında fuzuli mahlasını kullanmıştır.
Irak'ta yaşamıştır. Hayatı yoksulluk, bahtsızlık ve ilgisizlik içinde geçmiştir. Bu durum onu derinden etkilemiş ve bu yalnızlık duygusu sanatının ilham kaynağı olmuştur. Yaşadığı atmosferi şiirine yansıtmıştır. Kendisi çölde yaşamış; çöl kimsesizlik, hasret ve hüzün demektir. Fuzuli bu unsurları şiirinde yoğurmuştur.
Fuzuli şiirlerinde Tek Varlık görüşünü en fazla işleyen şairdir. Onda "Visal" (Allah'a kavuşma) isteği kuvvetlidir. Ama vuslat yoktur. Tasavvuf onda yaşı ve sanatı ilerledikçe koyulaşmıştır. Divan edebiyatında ilah-i aşkı en fazla işleyen şairdir. Bu durum ondaki ideal aşkı gösterir. Fuzuli derdi, ıstırabı seven bir kişidir. Nitekim şu beyiti bunu açıkça gösterir.

"Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helakım zehri dermanındadır."

Fuzuli derin ve samimi bir aşk şairidir. Ölüm, toplum, yoksulluk, felsefe, tabiat temalarını hep bu aşk etrafında yazmıştır. Çağdaşlarına göre sade bir dili vardır. Arapça, Farsça ve Türkçe'yi çok iyi bilen şairin gücü; bu üç dilden aldığı kelimeleri kullanıp, bunlarla düşünmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle Divan Edebiyatı'nın en büyük şairlerinden sayılmaktadır.

Fuzuli’nin dini, tarihi nitelikte sayılabilecek bir eseridir. Kitap Adem Aleyhisselam’dan bu yana insanlık tarihinde Allah yolunda yürüyen peygamberlerin gördüğü zulüm ve işkenceyi, eziyeti konu edinmekle beraber asıl konu Hazreti Peygamber’in damadı Ali b. Ebi Talib’in ve evlatlarının, torunlarının uğradığı işkencelerdir. Hazreti Hüseyin zulüm gören ermişler kafilesinin en son mazlumudur.

Abussud'un bir fetvasında Şairler için şarap, sufiler için haşiş mubah idi diye geçer. (Fuzuli-Beng u Bade)

Yağmur, bir alıntı ekledi.
16 Ağu 10:05 · Kitabı okuyor

Aşk
... Fuzulî aşkı anlatırken hep acıdan, elemden, ayrılıktan, yanmaktan, parçalanmaktan bahsediyordu. Aşk ayrılığının bir azap olduğunu söylüyor, sonra da azabın "a-z-b" kökünden türediğini, bunun da "lezzet" demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu. ...

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, İskender Pala (Sayfa 53)Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, İskender Pala (Sayfa 53)