Belkıs Aslan, bir alıntı ekledi.
29 Nis 18:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Şimdi ben neyim? Koca bir hiç ! Yarın m olabilirim ? Kullerimden doğup her şeye yeniden baslayabilirim! Tamamen mahvolup bitmeden içimdeki insana ulasabilirim!

Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 199 - Koridor Yayınevi)Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 199 - Koridor Yayınevi)
Osman Y., Beyaz Geceler'i inceledi.
16 Nis 23:05 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sevgi çiçekleri açtı bu mevsim
Sevgi neymiş diye sorduğun yerde
Yolduğun yapraklar şahidim oldu
Bilmeden kalbimi kırdığın yerde

Halil Soyuer

HERKESİN BİR NASTENKA'SI VARDIR DURUR İÇERİSİNDE

Bu kitabı yaklaşık 10 sene önce okumuştum, Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu.

Dostoyevski 20'li yaşlarında yazdığı bu kısa kitapta, bu öyküde belki çokça kendini ve belki biraz da gözlemlerini anlatır. Kahramanımız bir kere dünyaya gelmiş bulunmuştur ve gençtir artık, sevmesin midir? Aşık olmasın mıdır?

Kitabı okuyanlar zaten biliyor, okumayanlar için ise biraz yeşilçam , biraz Türkiye'deki diziler, biraz nostalji, biraz da hepimizin hayatı tadında bir öykü diyelim.

Kahramanımız bir vesileyle tanıştığı genç hanıma aşık oluverir. Hepi topu birkaç günlük bir kendini kaptırma süreci. Sen gel de aşığa sor tabi bunu bakalım ne çekti..

Nastenka da gençtir işte yahu, su gibidir. Kafası da karışıktır, olmasın mı? Güzelliğinin de farkında, birkaç erkeği peşinde koşturmak istemiş, istemesin mi? Hakkıdır kim ne derse desin. Herkes kendi kararlarında özgür değil midir?Hele ki gencecik bir kızdan biz neyin hesabını sorabiliriz ki?

Kahramanımıza yakınlık gösterir, ilgisini karşılıksız bırakmaz ama bir yandan da daha cazip bir eş adayı kovalamaktadır.Ne yani çok mu şaşırtıcı, insan dediğimiz varlık için normal değil mi?

Neyse amacım bu kitabı çok da detaylı analiz etmek değil. Sadece insanın hayatta bir kere 20lerini sürdüğünü ve hata yapma hakkı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Kadın olsun erkek olsun.

Kitabı okuduğumda benim de Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu. Neyse ki kabullenip anlamıştım onu da böylece kitap beni hüzünlü bir şekilde gülümsetti. Nastenka kim miydi? Dünyalar güzeli (aşığa öyle gelir laf etmeyin ha) ve 20lerin başında bir kızdı işte.

Biz onunla kamuya açık, onun çalıştığı iş yerinde benim ise sadece müşteri olduğum bir yerde tanıştık. Birkaç kere kısa sohbetler işte. Biraz daha ilerleme ama hep benim çekingenliğim eşliğinde.Fakat 1 yıla yayılan bir süreç. Dışarda bir kere olsun buluşamadık bile. Sevgili olmak falan değil yahu anlayın işte.

Ne anlatayım ki detaylarını hatta kimin umrunda olur ki?Tam bir aşama kaydedebilir miyiz derken(yoksa kendimi mi kandırıyordum) bir gün aniden habersiz iş yerinden ayrılmasıyla bu macera da tarihe karışmış oldu. Bunları da kitap incelemesi niyetine anlatıyorum ama bağışlayın hatam varsa.

Son olarak onun gidişinin üzerine tabi ki hayli melankolik bir ruhla yazdığım bir yazının, sadece birkaç cümlelik kısmıyla ve en başta eklediğim Halil Soyuer'in(ki yeterince tanınmayan çok iyi bir şairdir rahmetli)şiirinin devamıyla bitireyim.

"Hiç miydik biz yani? Hiç miydi gözlerimiz? Hiç miydi ürkekliğimiz?Sen anne olacaksın ihtimal ki. Dilerim olursun. Belki bir oğlun olacak benim kadar çekingen. Belki güzel bir kızın bakışlarında kaybolacak ansızın. Belki şahit olacaksın evladının derin kederine. Elinden bir şey gelmeyecek.Neden diye soracaksın. İhtimal ki hiç düşünmeyeceksin bir zamanlar nasıl çekip gittiğini. Aradan yıllar geçmiş olacak. Belki oğlun bir şehrin en kuytu parkında ağlarken bulacak kendini. Ve ben kim olduğunu bilmediğim bir delikanlıya seni anlatacağım."

Hayatın sonuna daha varmadık
Mutluluk diyorlar, henüz ermedik
Bir yerim mi kaldı yara görmedik
Vurma bundan sonra gördüğün yerde

Bilmem gözlerinin bana kastı ne
Ayrılığı reva gördü mestine
Yüreğim yatıyor, basma üstüne
Yüzünde duvakla girdiğin yerde

Halil Soyuer

Son bir not :Evlenmiş ve bir oğlu olmuş. Aşka düşsün mü? Düşsün be o da bir kere genç olacak..

'Dilhûn', bir alıntı ekledi.
 07 Nis 16:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Olmayınca olmuyor be Dosto'm.
"Gözünüzde bir hiç olduğum için, artık hiçbir umudum kalmadığı için açık açık konuşuyorum; nereye baksam sizi görüyorum ve geri kalanı umursamıyorum. Sizi niçin seviyorum, nasıl seviyorum, bunu bilemiyorum. Biliyor musunuz, belki de güzel bile değilsiniz. Düşünün bir, yüzünüzün güzel olup olmadığının bile farkında değilim!"

Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 38 - Sis Yayıncılık, 1. Baskı)Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 38 - Sis Yayıncılık, 1. Baskı)
Lâlcivert, Beyaz Geceler'i inceledi.
29 Mar 01:54 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Klasik fobi diye bir şey var mı bilmiyorum ama eğer varsa bir zamanlar ondan mustarip olduğumu biliyorum.

İlkokulda öğretmenlerimizin yarı zorla okuttuğu sadeleştirilmiş bazı klasikler yüzünden uzun süre severek kitap okuyamamıştım. Sonradan fantastik, bilim kurgu, modern edebiyat falan derken yavaş yavaş gözümde en çok büyüttüğüm kitaplara gelmişti sıra: Klasikler. Geçen iki sene boyunca klasiklerin ‘öcü’ olmadığını onlarında normal kitaplar gibi okunabileceğini anladım. Hatta bittiğinde bıraktığı tat diğerlerine nazaran daha başkaydı.

Fakat yine de hala önümde artık korkmasam da çekimser yaklaştığım bir tür vardı: Rus Klasikleri ve özellikle Dostoyevski. Bu etkinlik sayesinde ve Beyaz Geceler kitabıyla o adımı da attığım için açıkçası çok mutluyum.

Bu uzun girişten sonra nihayet kitapla ilgili düşüncelerime geçmek istiyorum. ( spoiler içerebilir)

Öncelikle kitabı okurken dikkatimi en çok çeken şeylerden biri Dostoyevski’nin Petersburg’dan bahsettiği yerler oldu. Petersburg’u bir kadına, hastalıklı ve cılız görüntüsüne rağmen gizli bir güzelliği içinde saklayan bir kadına benzetiyordu Dostoyevski ve devam ediyordu:

“Bu bir anda gelip geçen güzelliğin neden böyle kısa ömürlü olduğunu ve artık bir daha geriye dönmeyeceğini içiniz burkularak düşünür, sevmeye bile vakit bulamadığınız bu aldatıcı, bu işe yaramaz güzelliğe ta derinden kırılırsınız…”

Dostoyevski’nin Petersburg’la kurduğu bu derin ve duygusal bağ, kitap boyunca kadın karakterle şehir arasında bağlantı kurmama neden oldu. Ve kitabın o son sahnesi... ‘Bir anda gelip geçen’, ‘kısa ömürlü’, ‘sevmeye bile vakit bulunamayan’, ’aldatıcı’ bir güzelliğe ‘ta derinden’ kırılmadık mı biz de?

Nastenka, Petersburg’un Dostoyevski’nin kaleminden bir yansıması mıydı yoksa?
Benim için öyleydi galiba…

Beni etkileyen diğer bir noktaysa hayallerdi. Ana karakterin hayallere bakış açısı ve hayallerinin geçirdiği değişim

“Ufacık odasında sessizlik hüküm sürmektedir; yalnızlık, uyuşukluk hayal gücünü coşturdukça coşturur.”…”Hayaller ona mutluluk yollarını açar.”

Hikayenin başında kendini hayalleriyle mutlu eden bir adam vardı. Yalnız, bezgin ve mutsuz hayata rağmen mutlu hayalleriyle kendini “çeşnisi değişik, aldatıcı, tatlı bir zehir”le zehirleyen bir adam vardı başlarda Nastenka’nın yanında. ‘Hayallerinin aldatıcı bir hülya’ olduğunu kabul etmek istemeyen, hayallerini gerçek kabul eden bir adam vardı…

Ve sonra üç gecede Nastenka’yla mutluluğu tattı adam, belki de hayatında ilk defa
Fakat “normal yaşamda bu denli mutlu olduktan sonra hayallerde avunmak neye yarar ki?”

Adam yaşamda mutlu oldu, ve hayattan soyutlanmış hayaller o ufacık odada kaldı…

Ancak… Sonra Nastenka gitti.

Artık adam yalnızlıkta soyutlanmış mutlu hayaller kuramıyordu kafasında.

Artık adam “hüzünlü, iç karartıcı geleceğin(m)i bir süre hayalin(m)de canlandırarak, on beş yıl sonraki durumu gene yalnız, gene aynı odada, yılar geçtiği halde akıllanmayan Matriyona ile birlikte daha da yaşlanmış olarak” görmeye başlamıştı.

Hayalleri mutsuzlaşmış, hayalleri hayata; hayalleri yaşama karışmıştı artık…

Yazdıkça aklıma daha bir sürü şey geliyor. Bir sürü benzetme ve olay birbirini tamamlıyor. Sanırım incecik bir kitapta bu kadar farklı bakış açılarıyla, bu kadar farklı hisler ve düşünceler aktarması Dostoyevski’yi Dostoyevski yapıyor…
Benim ilk Dostoyevski serüvenimdi (ne kadar geç kalsam da) ve çok keyifliydi. Bu sitede okuduğum ilk etkinlik kitabı olması itibarıyla da ayrı bir anlamı oldu benim için.
Ve son olarak benim gibi ‘klasik fobi’si olan var mı bilmiyorum ama varsa da korkacak bir şey yokmuş arkadaşlar, güzel bir çeviri ve sakin bir kafayla çok da güzel okunuyormuş :)))

Özgür Beden, Anna Karenina'yı inceledi.
23 Mar 10:12 · Kitabı okudu · 55 günde · Beğendi · 10/10 puan

#Anna Karenina

Yüzyıldır Anna Karenina hakkında pek çok şey yazıldı. Rus olan ve olmayanlar yazdı, Tolstoy’u bilen ve bilmeyenler, Rusya’da yaşayan ve yaşamayanlar, içinde bulunanlar ve gelip geçenler yazdı. Anna Karenina’yı Batılılar ve Doğulular yazdı, tüm değişik adları ile, heyecanla, merak, ilgi ve sevgi ile, şaşırarak, bazen bozularak yazıldı, yazılıyor ve hiç durmaksızın yazılacak, anlatılacak.

Onların ve başkalarının arayışı bizim de arayışımız oldu.

Kitabın içeriği hakkında bilgi vermeye gerek görmüyorum. Bir dünya klasiği olması hasebiyle okumayan neredeyse kalmadığı için çeşitli görüşlere ve kendi görüşlerime yer verdiğim bir kesit yayınlıyorum.

Orhan Pamuk

“Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir. Yarıştan önceki bir atın diriliğini, mutsuz bir bürokratın yavaş yavaş düştüğü yalnızlığı, bir kadın kahramanının üst dudağını, bir büyük ailedeki dalgalanmaları, hep birlikte yaşanan hayatlar içinde tek tek insanların inanılmaz ve hayattan da gerçek kişisel özelliklerini Tolstoy mucizeye varan bir edebi yetenek, hoşgörü ve sanatla önümüze seriverir. Roman sanatı konusunda eğitim için okunacak, defalarca okunacak ilk roman Anna Karenina’dır. Nabokov’un bu büyük roman hakkındaki sonsözü ise Tolstoy’un mirasçısı bir başka büyük yazarın edebiyat, roman ve hayat konusunda vazgeçilmez bir dersi niteliğinde.”

M. Özlem PARER />
Tolstoy destan olarak nitelenen ilk başyapıtı Savaş ve Barış'ın ardından gelen Anna Karenina'yı, kendi iç dünyasıyla birlikte sanatında da kırılma noktasıyla sonuçlanan bir ‘’bunalım"ın, manevi krizin eşiğinde yazmıştır. Yaşadığı bu süreci İtiraflarım'da (İspoved, 1879-1882) açıkça dile getiren Tolstoy Anna Karenina'yı yazdığı dönemi de kapsayan yıllarda ailesiyle birlikte daha iyi bir yaşam sürmenin yollarını aradığını anlatmış, “boş bir uğraş” olarak andığı yazarlığıyla “küçük bir emek karşılığında büyük para” kazandığını belirten sözleriyle sanatını profesyonel olarak kullandığını duyumsatmıştır. Bununla birlikte yazmayı “ruhunda yaşamın anlamına ilişkin her türlü soruyu bastırma’’nın bir yolu olarak gördüğünü suçluluk duyarcasına itiraf etmiştir.11873 Martında "bütün ruhu"yla yazmaya başladığını belirttiği Anna Karenina yaklaşık bir yıl sonra, 1874 baharında bölümler halinde yayınlandığı halde, romanını tamamlamadan pedagojiyi sanattan daha önemli bir konu olarak görüp yeniden bu alana dönmüştür. 9 Nisan 1876 tarihli mektubunda bölümler halinde yayını süren romanının yayın öncesi düzeltmelerini yapacak gücü olmadığını, yayınlanmış olan her şeyi yeniden yazmak, atmak hatt"yadsımak ve suçluyum, ilerlemeyeceğim, yeni bir şeyler yazmayı deneyeceğim” demek gerektiğini dile getirmiştir.

Özgür Beden />
Edebiyat alanında kıyaslamalara karşıyım. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ve Lev Nikolayeviç Tolstoy dünyaya mal olmuş, üstün yetenekli yazarların başında geliyorlar. Her iki yazarı da keyifle okuyorum. Anna Karenina hayatımda ilk okuduğum kitaplarından olduğu için manevi bir öneme sahip benim için. Tekrar tekrar okumaktan sıkılmadığım ender yapıtlardan biridir. İyi ki varsın Tolstoy, iyi ki böyle kaliteli eserler bizlere miras bıraktın. Önünde saygıyla eğiliyorum.

Mehmed, İnsancıklar'ı inceledi.
 16 Mar 09:36 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Hep sorarlar ya :''Tolstoy mu ,Dostoyevski mi?'' diye.Aslında hiçbir zaman bu soruya cevap vermek istememişimdir.Hani küçükken içimize ayrılık tohumlarının atıldığı o ilk ''En çok anneni mi yoksa babanı mı seviyorsun ?'' sorusu anne ile baba arasına (insanların istemeden de olsa) koydukları çizgi ile aynıdır benim için.Benim için iki yazar da değerlidir.Belki Tolstoy'un eserlerini da fazla okuduğumdan bana Tolstoy daha çekici gelmiştir.Benim de ikisi arasına bir çizgi koyulacaksa ( Her ne kadar ikisi arasına bir sınır koyulma girşimine karşı olsam da) soruları sonran kişilere söyleyebileceğim en fazla bu kadar olur.Yalnız ikisinin ilk edebi eser dönemleri ile ilgili okuyucuyu etkileme,benimseme konusunda kıyasalama yapılacaksa'İnsancıklar'ın gerek geçmiş gerekse de günümüz okuyucularını daha fazla sarstığı söylenebilir.

Fakir ve taşra insanlarında iyilik ve fedakarlık konularında daha duyarlı oldukları izlenimi var hepimizde.Dünyanın iyiliğini de yapsan evrenin sevgisini de versen zayıf yaratılışlı varlık olan insan zamanın koşullarına göre (mutsuz bir hayatın kendisini beklediğini bile bile!) daha değersiz olanı seçecektir.Eser Dostoyevski'nin ilk eseri olmasına rağmen bu kadar sarsıcı olmasında 'zavallı insanların yaşamların'dan daha ötesini görmemiz gerektiği düşüncesindeyim.


Hep merak etmişimdir; dünyanın en değerli yazarlarının nitekim eserlerinin (Kendi görüşüm olmasıyla beraber katılmayan kişi sayısının yok denecek kadar az olduğu kanaatindeyim) neden Rus imzalı oldukları ile ilgili.''Rus toplumu çok cefa çekmiş diyoruz, bundandır ki ortaya güzel eserler çıkımış'' gibi klasik görüş hakim.Dönemin şartlarına bakınca bu durumun sadece Rus toplumunda ortaya çıkan proleter halka özgü bir durum değil.Dönem şartlarına bakınca değişik bölgelerde değişik zamanlarda per perişan halde olan onlarca toplumun yaşadığı bölge mevcut.Bence farklı olarak dönemin Rus toplumunda diğer cefa çeken toplumlardan farklı olarak yönetici kesimlerin yozlaşmışlığın dibine vurmuş olmasıdır.Her krallığın,her imparatorluğun yönetimi altında yaşayan tebaa'nın üst yönetici sınıfı arasında farklı bir yaşam tarzı, değişik kültür farklılığı olduğu aşikar,bunu inkar etmiyorum ama Rus toplumunda diğerlerinden farklı olarak üst-alt,zengin-fakir ayrımının maddi uçurumdan ziyade ahlak ,yozlaşmışlık farkının had safada olduğudur.Rus yapıtlarını okuyanlar dikkat çekmiştir belki, eserlerin geçtiği dönem insanların (zengin-fakir olsun) giydiği çizmenin güzel,parlak;yırtık olmasını bu kadar takmaları ezilmişliğin yozlaşmışlığın bir göstergesi diye düşünüyorum.''Bu durumda çizmeler de,canım,ruhum benim,isminin onuru ve değerini korumak için gerekli; delik çizmeler içindeyken ya ruhum ya onurum zarar görür,inanın,canım,buna yıllık deneyimime inanın;benim gibi dünyayı ve inanları tanıyan bir ihtiyarı dinleyin,birtakım acemi ve kötü yazarları dinlemeyin...'' (Can Yayınları/S:124)

Eser bittikten sonra M.Devuşkin'i Dostoyevski'nin 'Budala'sından anımsıyacaksınız. Mektuplaşmaları da Franz Kafka'nın ''Milena'ya Mektuplar'' tadında.

Utanmasam bu kadar etikeliyici eserlerin çıkmasında sebep gösterdiğim olumsuz durumlara minnet edeceğim :) İddia ettiğim gibi bunlar yaşanmasaydı devasa eserler ortaya çıkar mıydı bilmiyorum ama iyiki varlar...

~İyi Okumalar~

insannn, Suç ve Ceza'yı inceledi.
02 Mar 00:34 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Okuyalı 4-5 yıl oluyor. Raskolnikov hala en samimi arkadaşlarımdandır. Fyodor m.d'ye bu kitapla başlamış ve hayran olmuştum. Rus edebiyatına başlamak ve enfes ruh tahlillerini tatmak için harika bir seçim olur.

İnsanlar seni çözemedikleri zaman, önyargılarını kullanır...

Fyodor M. Dostoyevski

"Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil; o kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında kendini bulmaktır."

Fyodor M. Dostoyevski /Ölü Evinden Anılar