… “Hatırlamıyorum “ dedi. “ Hatırlamak istemiyorum, senin istediğin şeyi bulmak için geriye doğru bakmam gerek. Eğer bunu yaparsam geçmişe dair uğraşmak istemediğim farklı şeylere de rastlarım. Bırak, her şey olduğu gibi kalsın.”
Rama yavaşça ilerleyip Joseph’in yanına oturdu. “Elizabeth’i seviyordun.”
“Evet “ dedi “Seviyordum.”
“Ama onu bir insan olarak tanımadın. Sen hiçbir insanı tanımadın. Sen kişilerin farkında değilsin Joseph, yalnızca insanların farkındasın. Sen bireyleri anlayamıyorsun, yalnızca toplamları anlayabiliyorsun”…
…Elizabeth’in kurmuş olduğu saat onun eliyle uygulanan basıncı hala muhafaza ederek tiktaklıyordu,ocağın üstüne kurumaları için astığı yün çoraplar hala nemliydi. Tüm bunlar Elizabeth’in henüz ölmemiş parçalarıydı… yaşam öyle çabucak yok edilemiyordu. Kişinin değiştirdiği şeyler yok olmadan, o insan ölmüş sayılmazdı. Kişinin yaratmış olduğu etki, hayatta olduğunun tek kanıtıydı. Geriye yalnızca dokunaklı bir anı bile kalmış olsa o kişi yok olmuş, ölmüş sayılmazdı. Sonra düşündü, “ bir insanın ölmesi uzun bir süreçtir. İneği öldürürüz, et yenip bittiğinde hayvan ölmüş olur, ama insan hayatının bitişi bir havuzdaki hareketliliğin sona erişine benzer; yayılıp genişleyerek dinen minik dalgalar halinde.”
Bazı insanlar insan mı değil, yoksa aslında o kadar insanlar ki diğerlerini mi gölgede bırakıyorlar bilemiyorum. Belki arada bir dünyaya yarı-tanrı varlıklar geliyordur…