Geri Bildirim
  • TEZER ÖZLÜ OKUMA ETKİNLİĞİ : #30470541

    -Okuyucuya not; bu inceleme Tezer Özlü ile dertleşme niteliğindedir.-

    Elimde uzun zamandır bulunan Tezer Özlü kitaplarına bir türlü başlamak cesaretini gösterememiştim. Aklımda, hep beklenen ve kovalanan "uygun zaman" kavramı vardı ki, etkinlik o uzaktaki bekleyişi geldi önüme bıraktı.

    Kendi kendine kaldığında, iç dünyasını kelimelere dökme ihtiyacı hisseden, bunu bağımlılık derecesine dönüştürmüş bir Tezer... Sevginin inandırıcı olmadığnı düşünen bir Tezer... Sevmek insanın içinden gelen bir olgu değil midir? Sevmeye kendi kendine karar veremez ki insan. Içindeki kıpırtılar, hareketlenmeler yönlendirir. Ama şu konuda katıldığımı belirtmeliyim; Düşünüldüğü oranda büyür ve derinleşir. Hatta ucu bucağı görünmeyecek şekilde taşar insandan.

    Derin derin düşünmekten kendini alamayan bir Tezer... Acısını da, sevgisini de, ölümünü de, özlemini de bu şekilde derinleştirmiş. Bunu çok sonraları farketmiş bana kalırsa. Kendini bir anda bulduğu bu duygu derinliği, bir bakıma ağır gelmiş. Tek kelimelerle cümleler kuran, o cümlelere hayat sığdıran gamlı prenses! Bu halin seni uzun uzun cümleler kuranlara karşın yalın, öz kılıyor. Ifadesi buruk ama aşikar. Içindeki karmaşayı ifade edemiyorsun ama içinde dr tutamıyorsun. Senin bakışlarındaki burukluk kelimelerine ve anlatışına yansıyor. Hani kötü bir olayı taze taze yaşamışken anlatmak, hep yarım cümleler kurdurur ya insana. Sen atlatamamışsın ki... Her niyetlendiğinde, her kalemi eline aldığında bitmek bilmeyen bir duygu selinin içinde bulmuşsun kendini. Her seferinde yarım kalan, o yarımlığın içinde rahatlayan.

    Tezer hiçbir zaman şehir kadını olmamış bence. Gönlünün hep bir yanı taşra kasabalarında kalmış. Çocukluğunun içinden çıkamamış, hayat boyu sürüklenmiş ardından. Tepelerim, ağaçlarım diye bahsediyor, bir sahipleniş ilkesi ve kendi kendine bir tembihleyiş; Işte öleceğin yer burası. Nerede olursan ol, ölmek için, kendi ölümünü bulmak için bu tepelere dön.

    Kafka'yı kendine yakın bulan bir Tezer... Mezarına giden, evinin önünde heykelini seyreden ve duruşunu, bakışını tasvirlerken yorgunluğunun geçip gittiğini söyleyen. Dünyanın en derin acısını Kafka'nın çektiğini belirtiyor. Bu denli yakın bulmasının sebebi acısına ortak olma ya da kendi acısını paylaşma isteği olabilir mi? Pavese'yi yaşamına yerleştirmiş, Svevo ile özleşmiş, Hermann Hesse'nin kitaplarını gördüğünde dikkatini çektiğini söylüyor okuyucusuna. Tezer'i merak ettikçe bu yazarlara olan merakım da kamçılanıyor iyice.

    Tezer'in trene binip, hep gidesi var bir yerlere... Nereler buralar? Nasıl yerler... Temelde bırakın bir yeri, kendinden kaçma isteği bu. Sende biliyorsun Tezer, ne kadar gitmek istersen işte, kaçmak istersen kaç, kendinden gidebiliyor mu insan? Terkedebiliyor mu kendini? Ne ölçüde? Gerçekten de gittiğimiz her yer "hiçbir yer" tabirine çok uygun. Bulunduğumuz yerden kilometrelerce öteye de gitsek bizimle birlikte gelen kişiliğimiz değişmiyor. Hiçliğe bulunuyoruz o anda.

    Biliyor musun Tezer, senin hayatına karşı dik başlılığını seviyorum. Hayatın en dibindeyken bile içindeki o ağlayan çocuğu susturup korkusuz başına buyrukluğun... Sisteme, düzene, toplumsuz topluma haykırışın... Bazen susarak haykırış bazen de yazarak, ama eminim ki sözlü şekilde değil, asla olmadı.

    Bir insanın iç yorgunluğu nedir, neleri ifade eder? Bu yorgunlukların dış dünya ile bağlantısı ne zaman sağlanıyor? Korkuyorsun Tezer, içinde kurduğun dünyanın dış dünya ile etkileşime geçmesinden korkuyorsun; zedelenip, büyüsünü kaybetmesinden kaynaklanıyor bu korku. Dinlenmek diye bir şey bilmiyorsun sen. Hayatın hep yorgunluklarla geçti. Dünyaya kapılıp gitmek yorgunluğu, kendinle verdiğin savaşların yorgunluğu ve daha neler neler...

    Insan duygularından kaçabilir mi Tezer? Kaçamıyor değil mi... Anılara sürüklenip gidiyor insan. Belki bazen bende gidiyorumdur, bir boşluktan aşağı gökyüzüne bakaraktan. Aynı senin baktığın gibi; Nerelere varıyor gökyüzü, hangi zamanlara, hangi sonsuzluğa.

    Yaşamın Ucuna Yolculuğa çıktık, senin hayata kırgın ve küskün trenlerinle... Hiç bilmediğimiz, hep düşüncelerde geçen bir yolculuktu. Belki başka kitap satırlarında, farklı trenlerde rastlaşırız Tezer, belli mi olur. Hayatı hep gitmek olarak algıladın ya, bu sefer gittiğin yerlere beni de götürür müsün?
  • Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz.
    sf:58
    Gamlı prenses...

    Her kafanın değil kafası güzel olanın yazarı demiştim. Uçlarda yaşamak, derinlere dalmak, sonra gürül gürül bir nehrin içinden akması... sonra çevrenin pilsiz oyuncaklar gibi programlanmış, mekanik ruhsuz insanları tarafından öteki gözüyle bakmaları; bizi: yaşamdan, içimizde hissettiğimiz Chi'den, ruhumuzda kopan fırtınalardan alıkoyacak mı?
    -Hayır!
  • kafkaokur'un bu sayısın'da gamlı prenses tezer özlü'ye vermiştirezer Özlü’nün Kafka’nın Mezarını Ziyareti
    Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında anlatmıştır dergide .o'da vardır dergıye gelecek olursak harika bir dergi
  • Tezer özlü turkiyenin en iyi yazarlarından biridir yani nami değer gamlı prenses yada melankoli prenses de diyebiliriz kitaba gelecek olursak tezer özlü yaşamın ucunda yolculuk harika bir kitap bence herkes bu kitabı okumali
  • Tezer Özlü

    Bir yazar, böyle bir tanımlamayı hak emek için ne yapmış olmalıydı ki!!!
    Gamlı...
    Beş kitabını okudum son üç aylık periyotta.
    Bunlar; Çocukluğumun Soğuk Geceleri, Eski Bahçe-Eski Sevgi, Leylâ Erbil’e Mektuplar, Kalanlar ve son olarak Yaşamın Ucuna Yolculuk...
    Yayımlananlar içinde sadece iki kitabı okumadım.
    Yetti mi tanımama? Evet, fazlasıyla...
    Çünkü Tezer Özlü; ilk kitabındaki çizgiden sapmadan yürümüş bir yazar. Onun için hayat, hep uçurumda açan bir çiçekti. Ona eğilip koklama isteği, asla düşüpte ölme korkusunu tetiklemiyordu.

    Çünkü o; öylesine yakın hissediyordu ki kendisini ölüme, kendi edebiyatını oluşturmak için okuduğu yazarların çoğu, kendi hayatlarına son vermekten asla korkmamışlardı.

    Hemen her kitabında rastladığım, Cesare Pavese, S.Stefano Belbo, Virginia Woolf, Sylvia Plath, Stefan Zweigh intihar ederek yaşama son verirken İtalo Svevo ile Kafka ise yaşamın ağırlığı altında yıllarca ezilmiş ve genç yaşta hastalık ve araç kazası ile dünyamızdan ayrılmışlardır. Bütün bu yazarların ortak noktası ise, Tözer Özlü’nün kitabının da adı olan “Yaşamın Ucuna Yolculuk” yapma istekleriydi –ki yapmışlardıda-.

    Tezer Özlü, ilk gençlik yıllarında intihara teşebbüs etmiş ve ağır bir psikolojik tedavi dönemi geçirmiştir. Öyle ki, “Çocukluğumun Soğuk Geceleri” kitabında, vücuduna elektrik şokları verildiğinden basetmektedir. Otuzlu yaşlarda ise hayata bakışı değişmiş, yukarı da isimlerini zikrettiğim yazarların izini sürmeye başlamıştır. Kafka’nın mezarı için Prag’a, Svevo için Triesteye, Pavese için ise Torino’ya gidip yazarın hayatına son verdiği Roma Otelindeki 305 numaralı odayı gezmiştir.

    305 numaralı oda ile ilgili bir detayı, hazır yeri gelmişken sizlerle paylaşmak isterim. Birçok ünlü yazarın gerek yaşadıkları evler, gerekse hayatlarını noktaladıklar evler turistlerin ilgisini çekerken, Pavese’n yaşamına son verdiği Roma Otelindeki bu 305 numaaralı daireyi ziyaret edenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Oysa, Pavese döneminin ünlü bir yazarıydı.

    Tezer Özlü’nün kalan kitaplarını okurmuyum? Yakın bir dönem içerisinde okuyacağımı çok da düşünmüyorum. Bahsettiği yazarların kitaplarını okurmuyum, evet en azından birer tane okuyup, Tezer Özlü’yü böylesine gamlı yapan nedenleri merak ediyorum. En azından ön yargılı olmak istemiyorum...

    Yine de, Tezer Özlü’nün “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı kitabında belirttiği;

    “Torino’da (Cesare Pavese), onun intiharı çok etkiliyor beni. Havayı korku verici, kentin görünüşünü melankolik buluyorum. Kentin gizli bir gücü var. İntihar olasılığı ve intihar özleminin gizlendiği bir güç”

    çizgisi, beni endişelendiriyor. İntihar özleminin gizlendiği bir güç...

    Bu anlamda da, bilhassa ilk gençlik çağındaki ergenlerin Tezer’i ve bahsettiği diğer yazarları en azından ruhsal durumlarına paralel olarak okumalarını tavsiye ediyorum. Kişinin ruhunda şayet bir yırtık oluşmuşsa, bu tür kitapların bu yırtığı daha da genişletebileceği endişesini taşımaktayım.

    Sanırım benimle aynı düşünen başkaları da vardır. Tomris Uyar “Aramızdaki Şey” adlı öykü kitabında yine aynı adı taşıyan öyküsünde öğrencisine şöyle seslenir; “Beni kendime ördüğün kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındayım. Ben de sana en sevdiğin yazarların –Tezer Özlü ile Sevim Burak’ın- dünyalarına kapanmamanı, Memduh Şevket’i de okumanı öneriyordum, farkındaydın. Senin çabanın işe yaradığı kuşkusuz da benimkinden o kadar emin değilim. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa”

    Tezer Özlü’den bana kalan altı çizili cümlelerrden bazıları ise şöyle;

    - İki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı, evrenin özü olmalı.
    - Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları.
    - Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor.
    - Mutluluğun, insanın kendi kendisiyle hoşnut olmasıyla başlayacağını da bilmiyorum.
    - Özlemin içindeyim şimdi. Ama özlemeye gene de devam ediyorum.
    - Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır –kendi kendini bekleyiş.
    - Tramvayı aksi yönde beklediğimi anlayıp, caddenin karşısına ölümlere geçiyorum.
    - Sana sarılıp yatarsam, çocukluğumdayım.
    - Zaferler de, yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor.
    - Şimdi sen bir anısın. Tenin hergangi bir yerde sürdürecek yaşamını. Hiçbir sevginin ardından gidemem. Sevgi inandırıcı değildir. Düşüncelerin bulunduğu, düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur. Düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir, büyütülür, derinleştirilir. Ne denli düşünülürse, o denli büyür. O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştırılır. Gerçekleştirilemez. Soyutlaşır. Ve hiçbir zaman bitmez. Yaşam gibi. Ölüm gibi...

    Tezer Özlü, Türk Edebiyatında ki tanımıyla “Gamlı Prenses”...
    Okuduğum kitaplarından sonra, nasıl bir hitap cümlsi yazarım diye düşünmüş olsaydım, sanırım ben de buna yakın bir cümle kurardım.

    Böylesine hayatı derinliğine yaşamış bir insan, izini sürdüğü yazarların bir çoğunun intihar ettiği de göz önüne alınırsa, Tezer Özlü’nün de hayatına intihar ederek son verdiği sonucu çıkarılabilir. Ama öyle olmadı. Aksine hayatı sevmeyi öğrendi. Ta ki, Kazım Koyuncu’nun ifadesiyle “fiyakalı hastalık” yakasına yapışana kadar. Ve 43 yaşında hayatımızdan ayrıldı.

    Bir arkadaşımın çok sevdiğim bir sözü vardır. “Ölüleri gömmek ve mezarlıklarda çok fazla vakit harcamamak gerek.” Yaşamın edilgenliği içinde, uçurumda açan çiçeğin peşinde koşmak da bir çözümdür ama etrafta onca çiçek varken, uçurumlara da ziyarete gitmemek gerektiğini düşünüyorum.

    Erkan ERGÜL