Korkum bazen anne karnındaki bir çocuk gibiydi. Soldan sağa dönüyor, tekmeler atıyordu. Bazen ciğerimi gagasıyla parçalayan vahşi bir hayvan gibiydi. Bazen vücudumu sıkarak halkaları arasında beni soluksuz bırakan bir boğa yılanı gibiydi.
"Hey zenci! Kızılderililerden korkmuyor musun?"
Kızılderililer mi? O 'vahşiler', aralarında yaşadığım, ihtiyarları ağaçlara asan medeni varlıklardan çok daha az korkutuyordu beni.