• Firdevsi eserini Gazneli Mahmud'a sunuyor ama Sultan için "Melik-tâzi-guyend", "barbar dili konuşan hükümdar" diyor. Sultan da Şehname'nin inceliğini ve güzelliğini hakikaten anlamıyor, Firdevsi'ye düşük bir bahşiş veriyor. Şair saraydan kızgınlıkla çıkıp o parayı bir tellağa bahşiş olarak veriyor ve Gazneli Mahmud için ağır bir dörtlük yazıyor. Onu sonradan Figani çaldı ve Parganalı İbrahim Paşa'ya kullandı.
    "Du İbrâhim âmed bed'in cihân/Yeki but-şikest şod yeki but-nişân", "Bu dünyaya iki İbrahim geldi/Biri put yıkar, biri put yapar." Firdevsi; Gazneli Mahmud'un asıl adının İsmail olması dolayısıyla, Hz. İbrahim'in babası olmasına telmihle hicvetmişti onu.
  • "Yarın sabah şafak söktüğünde Afransiyab er meydanına çıkınca seni gürzümle,demircilerin demir dövdüğü gibi döverim"
    Gazneli Mahmud, Hind seferi sırasında bir kalenin yanından geçerken kalenin melikesini bu şiiri (tabi orjinal,Farsça halini) göndererek tehdit etmiş.Neticede kale teslim edilmiş.Firdevsi'nin şairliğindeki kuvveti böylece anlayan Gazneli Mahmud,ona yüklü miktarda hediye göndermiş fakat Firdevsi, bu hediyeyi alamadan vefat etmiş.(Kaynak:İlber Ortaylı)
    Türk siyasetçilerinin racon kesme alışkanlığı buradan geliyor herhalde :D
  • Nihayet gün Türk'ü, altın kalkanını gösterip gece Hindu'sunun başını kılıcıyla kesince...

    Ertesi gün olup bu gururla dolu olan dünya, güneş kaynağından nurlanınca...

    °°°°°°°°°°
    Nurlanmak, Allah'ın bilgisi/varlığından pay almak ya da haydi aydınlanmak diyelim, İslam'ın demek haddime değil, ama İslam düşüncesinin temellerinden gibi görünüyor.

    Nur varlığa, karanlık yokluğa/yoksunluğa işaret eder ve bu yüzden gündüz ve geceye ithafla kurulu ıstılahlar, bu tür eserlerde, yazıldığı dönem (mesela 12.-13. yy) kimlerin nasıl algılandığını bizlere gösterir. Gün olan Türk, İslâm ile aydınlanmış ve "var" olmuştur. Hak dinin ışığından yoksun ve karanlıkta kalan Hindu ise "yok" olmaya, aydınlık tarafından fethedilmeye mecburdur. Tabii bu felsefi yapıdan öte tarihi bir yorum da getirilebilir bu beyitlere. Eserin yazıldığı dönem Hindistan fatihi Mahmud-ı Gaznevî'ye hiç uzak bir zaman dilimde değil. Kitabın muhtelif yerlerinde de Gazneli Mahmud'a ve onun hikâyelerine sıkça rastlıyoruz. İlk beytin de buna dayanması oldukça makul gözüküyor.

    Bunlar belki benim aşırı yorumlarımdır. Belki de hepsi zaten şerhlerde daha ustaca ortaya konmuş, ben sadece eksik bilgilerimle onları tekrar ediyorumdur. Sonuçta Allahualem.
  • "...Hazreti Ebubekir’e (ra) sormuşlar: “Muhammed (asm) Mi’raç’a çıktım” diyor. Sen ne diyorsun? “O’ söylemişse, doğrudur.” demiş. İşte sadakatin tarifi…

    Konu sadakat olduğu için misalleri çoğaltmakta fayda mülâhaza etmekteyim, şöyle ki: Gazneli Mahmud, bir gün, vezirlerini imtihandan geçirir. Elindeki kıymetli mücevherin değerini öğrenmek için vezirlerine sorar. Hepsi, “Paha biçilmez” olduğunu söyler. Bunun üzerine hepsine teker teker: “Bu mücevheri kır” diye emreder.

    Onlar da: “Bu paha biçilmez bir cevherdir, onu kırarsak sana kötülük etmiş oluruz. Bu kötülüğü sana yapamayız.” meâlinde cevap verirler. Sultan Mahmud hepsinin sözünü beğenir ve mükâfatlandırır. Sıra en sadık bendesi Eyaz’a gelir. Ona da değerini sorar; çok değerli olduğu cevabını alır.

    Bunun üzerine: “Onu kır” diye emreder. Ezar hiç tereddüt etmeden mücevheri yere atıp kırar. Herkes şaşkınlıkla ona bakar ve “Ne yaptın Eyaz, bu kadar kıymetli bir cevheri nasıl kırdın?” diye sitem etmeleri üzerine şöyle der: “Evet bu mücevher çok değerliydi, ama padişahın emri daha da değerlidir. Onu kırmaktansa, bu mücevheri kırdım. Bu cevabı çok beğenen Gazneli Mahmud şöyle der: “Sadakat imtihanını Eyaz kazandı ve en büyük hediyeyi hak etti” demiş..."
  • Firdevsi eserini Gazneli Mahmud'a sunuyor ama Sultan için "Melik-tâzi-guyend", "barbar dili konuşan hükümdar" diyor. Sultan da Şehname'nin inceliğini ve güzelliğini hakikaten anlamıyor, Firdevsi'ye düşük bir bahşiş veriyor. Şair saraydan kızgınlıkla çıkıp o parayı bir tellağa bahşiş olarak veriyor ve Gazneli Mahmud için ağır bir dörtlük yazıyor. Onu sonradan Figani çaldı ve Parganalı İbrahim Paşa'ya kullandı.
    "Du İbrâhim âmed bed'in cihân/Yeki but-şikest şod yeki but-nişân", "Bu dünyaya iki İbrahim geldi/Biri put yıkar, biri put yapar." Firdevsi; Gazneli Mahmud'un asıl adının İsmail olması dolayısıyla, Hz. İbrahim'in babası olmasına telmihle hicvetmişti onu.
  • 1.Dünya harbi sonrasında ortaya çıkan antlaşmalara baktığımızda;
    Almanlar'ın Versay'ı
    Avusturya'nın Sen Jermen'i
    Bizim de Sevr'imiz vardır. İnkılap tarihi ders kitaplarında yurdun işgalini gösteren haritanın bir kısmı ingiliz - fransız, bir kısmı İtalyan - yunan işgali altında bir "antlaşma" olarak göz önüne serildiğini; Sevr'in vatanın ve milletin bütünlüğünü hiçe sayan; Bu milleti sırtından hançerleyen antlaşma olan Lozan'la kurtuluşa erdiğini zannedenler tarihin derinlikleriyle ne kadar âlakadar olabilirler?
    Mehmet Çelik'in kaleminden şu satır başı, 7 sayfalık yazısını açıklamakta:
    "Lozan antlaşması, Sevr'in yani Osmanlı'nın tasfiyesinin resmî, hukukî ve siyasî belgesidir.
    Sevr bir parçalama projesi, ondan üç yıl sonra imzalanan lozan ise parçalanmanın resmen ve hukuken uygulamaya geçirilmesidir.
    Gazi'nin nutuk'unda da defalarca "proje" dediğini öğreniyoruz dergide.
    Bir başka deyişle Sevr, kâğıt üzerinde imzalanmış ancak onaylanmamıştır. Başta sultan Vahdettin olmak üzere Meclis-i Mebusan tarafından da projenin tasdik edilmediğini öğreniyoruz.
    Dergide Sevr çeşitli tarihçilerin görüşleriyle dosya haline getirilmiş.
    Tarihte bir 'yalan efsane' olan Sevr anlaşmasının bilinmeyenlerini bu dergide bulacaksınız...
    Onun dışında Gazneli mahmud'un babası tarafından yazılan Pendname'nin bugünün liderleri için bile eskimemiş olan nasihatlerini göreceksiniz.
    Bir tarih Dergisi ne kadar okunur bilemem ama benim için önemli olan, düşüncelerimin düğümlerini atıp, buraya derleyerek yazmak. İnsan yazdığı zaman, okuduğundan daha iyi kavrıyor çünkü.