• daha az seviyorum seni
    giderek daha az
    unutur gibi seviyorum
    azala azala
    aramızdaki uzaklığın karanlığında

    geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca
    daha az seviyorum seni
    kendini iyileştiren bir yara gibi
    daha az
    ve zamanla

    sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
    uzak dağ kışlalarında
    görmüyoruz birbirimizi
    usul usul sis iniyor
    kopmuş yollara
    ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
    bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
    sevgilim sevgilim
    yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
    nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da

    artık daha az seviyorum seni
    unutur gibi, ölür gibi daha az
    yeniden ödetiyorum kendime
    onca aşkın öğretemediğini
    kolay değildi
    yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben
    kaç acı birden imtihan etti beni
    bir tek gece vardır insanın hayatında
    ömür boyu sürer nöbeti
    bu da öyleydi,
    iyi ol, sağ ol, uzak ol
    ama bir daha görme beni.
  • Sebepsiz uzuyor en kara şeyler neden
    Yitirdiğimiz aklık değil mi sadece
    Bu ne çok karanlık, bu ne çok gece
    Birisi başlıyor birisi tükenmeden
  • Öykünün hiç değişmemesi üzüyor. “Açık şikâyet" mi? Belki...

    Kadınlar, ilk tanışmada hep kuşkuyla süzerler beni. Dobra-lığım, beklenmedik duygusallığım karşısında tetik durmaya çalışırlar.
    Sonraları, üçüncü, dördüncü karşılaşmada, dost olmaya karar verdiler mi (bana danışmak gereğini de duymazlar ya), işi alabildiğine silahsızlanmaya kadar götürürler.

    Beni gerçekten seven, kendilerine aykırı düşen yanlarımla da değerlendiren bir-iki ev kadını vardır. Ortaklaşa özellikleri: benim iniş-çıkışlarımdan ürkmeyecek kadar tutarlı kadınlar olmaları. Ne "tetik" dururlar, ne "silahsızlanırlar" onlar.

    Birinci kategoriye giren kadın arkadaşlarla bir süre tam bir “balayı" yaşarız. Evlere gidilir, yazışılır, ufak armağanlar alınıp verilir, unutulmaması gereken günler asla unutulmaz. "Bunu ancak sana söyleyebilirdim" gibisinden açılmalar başlar. Gece-yarıları sokaklarda birlikte yürünür.

    Bu arada gizlerin bana gönül erinciyle açılabileceği, evimin her köşesiyle yüreğimin her köşesinin rahatça kullanılabileceği ortaya çıkmıştır. Sevdiğim kişilerden gizli kapaklı bir yanım, kişisel bir özelliğim, bir çekmecem bile olsun istemem. Yalnız bende değil, herhangi bir "Camus-tipi"nde bulabilirsiniz bu özellikleri. Erdem mi bilmem, doğuştan verici olmak (kanım bile O rh pozitif) ... Bence de öyledir: "Bir kerecik esirgeyebilen, hiçbir şey vermemiş sayılır."

    Derken bir akşam, kadın arkadaşımın yüzünde iğneleyici bir bakış ayırt ederim. Anlarım ki pişmandır. Bunca uğraşmasına karşın beni uyumlu, akıllı başlı bir yurttaş haline getirememiştir. Beni baştan sevmesine, dost seçmesine yolaçan özelliklerim -insanları suçlamaya girişmemem, hoşgörümün sınırsızlığı, çabuk parlayıp çabuk yatışmam, dünyaya sınırsız bir aşk beslemem- artık kuşkulanılacak, temelinde artniyet aranacak olumsuz "puan"lardır. "Başkalarına karşı hep böyle ol," demektedir arkadaşım, "sana çok yakışıyor, ama ben başkayım."

    Oysa benim bir tek yüzüm var, pazarlığı da oldum olası beceremem. Hikâyenin sonunda, kadın arkadaşım, bende varsaydığı, büyüttüğü, kimi zaman kendi kurup abarttığı, kendi suçlarını da katarak beslediği, kullandığı dengesizliği kendi kişiliğinden silip atmak uğruna beni uzaklaştırmak yöntemini seçer. Haklıdır.

    Bugün bir Ford kamyonunun arkasında okuduğum, görüp de inanamadığım bir levhaydı:

    "Tatlı dile, güler yüze
    Doyulur mu? Doyulur."

    Melek yüzlü karısından bezmiş bir kamyon şoförü olmalı. Arkadaşlarını kadınlardan seçmeyen erkeklerden.

    Toplumumuzda "çapkın" ya da "zampara" sıfatlarıyla anılan erkekler, kimi zaman gereksizce göklere çıkarılır, kimi zaman yerden yere vurulurlar. Cinsel yakınlaşmanın dışında pek yaklaşmazlar kadınlara ama güvenlerini, sevgilerini bir kazan-mayagörün, en yakın dostunuz oluverirler. Bu şoför de öyle sevecen, delifişek, yakınmasız, bilge bir erkek mutlaka.

    Tomris Uyar - Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları 1
  • Ne gündüzün gündüzlüğü belli artık
    Ne gecenin gece olduğu doğru
    Geniş bir kıraç toprak gibi uzuyor
    Tahir'siz bir Zühre olmanın yolculuğu
  • Muhteşem bir Julia Quin kitabı daha.
    Amelia daha 6 aylık iken Wyndham Dükü ile nişanlandırılmış. Ve şimdi 21 yaşında halen nişanlı bir genç kız. Dük çok mesafeli nişanlısına karşı. Ve bu Amelia'yı çok üzüyor. Ve Dük bir türlü düğün tarihi belirlemiyor. Tüm baskılara rağmen. Amelia hiç tanımadığı nişanlısı hakkında ne düşüneceğini bilmiyor. Dük de Amelia'yı ne tanımak için uğraşıyor ne de yakınlık kuruyor. Bir gün baloda Dük Amelia'yı dansa kaldırır her zaman ki gibi ve Amelia reddeder. Artık bıkmıştır Amelia bu kadar ilgisiz olmasından ve gururu ön plana çıkar. Dük reddedildiği için şok olur. Sonra o gece Amalia'yı balo salonunun bahçesinde yakalar ve yakınlaşırlar ve Amelia'yı öper. Sonra farkına varmadan işler değişir. Hem Amelia için hem de Dük için. Ta ki Dük'ün kayıp kuzeni yani asıl Dük ortaya çıkana kadar. Ve Dük istemese de Amelia'yı tüm hayatını, servetini kuzenine devir ettiği gibi devir eder. Amelia yıkılır. Güzel bir hikaye idi. İyi okumalar.
  • Answer dökümhanesinde ustaydınız?
    - Evet.
    - Bu sabah saat onu otuz beş geçe öldürüldünüz, değil mi?
    Bu kez, Pierre, ellerini masanın kenarına dayayıp şaşkın bir halde kadının yüzüne daldı. Kedi omuzundan defterin üstüne atladı. Pierre inanmıyor gibi ağzında geveledi:
    - Öldürüldüm mü?
    İhtiyar kadın nazikçe onayladı. Pierre hızla geriye çekildi ve gülmeye başladı.
    - Ya... Demek öyle ha!.. Demek öyle... ben öldüm demek?
    Gülmesi birden kesildi, neşeli denebilecek bir tavırla sordu:
    - Peki ama, kim öldürdü beni?
    - Bir dakika, lütfen...
    Elindeki gözlüğüyle kediyi defterin üzerinden kovdu:
    - Çekil Regulus, tam katilin isminin üzerinde duruyorsun.
    Sonra defterin üzerindeki işareti çözerek:
    - İşte! Sizi Lucien Derjeu öldürmüş.
    - Vay! Bacaksız kerata! Demek isabet ettirebilmiş?
    Kadın gülümsedi:
    - Güzel... Bakıyorum, olayı soğukkanlılıkla karşıladınız. Bütün buraya gelenler hakkında aynı şeyi söyleyebilmeyi çok isterdim.
    - Ölüm onları üzüyor mu?
    - Bazı kederli tipler oluyor.
    - Ben arkamda kimse bırakmadım, içim rahat, anladınız mı?
    Odada heyecanla gidip gelmeye başladı ve ekledi:
    - Sonra asıl mesele, yapılması gerekeni yapmış olmaktır.
    Jean-Paul Sartre
    27-28, varlık yayınları