• Japon hanımlarının inceliğine bir örnek şöyle: Düğünlerde bütün evli kadınlar yalnız siyah kimono giyiyorlar. Böylece "en güzel" olma fırsatı gelin hanıma bırakılıyor.
  • Gelin terminolojiyi hatırlayalım. Bir teist, başlıca çalışması olan evreni yaratmasına ek olarak, yarattıklarının sonraki kaderini gözlemek ve etkilemek için hala etrafta olan bir doğaüstü zekâya inanır. Birçok teistik inanç sisteminde, Tanrı insani meselelerle çok yakın ilişkidedir. Dualara cevap verir; günahları affeder ya da cezalandırır; mucizeler yaratarak dünyaya müdahale eder; iyi ve kötü eylemlerimizden etkilenir ve bunları ne zaman yaptığımızı bilir (ve hatta ne zaman yapmayı düşündüğümüzü de bilir). Bir deist de doğaüstü bir zekâya inanır ancak bu zekânın eylemleri, evreni öncelikle kontrol eden kanunları düzenlemekle sınırlıdır. Deist Tanrı asla daha sonra müdahale etmez ve kesinlikle insan meselelerine özel bir ilgi duymaz. Panteistler doğaüstü bir Tanrıya hiçbir şekilde inanmazlar ancak Tanrı kelimesini Doğanın ya da Kâinatın ya da işleyişe hükmeden kanunların doğaüstü olmayan eşanlamlısı olarak kullanırlar. Deistler, teistlerle, tanrılarının dualara cevap vermemesi, günahlarla ya da günah çıkarmalarla ilgilenmemesi, düşüncelerimizi okumaması ve değişken mucizelerle müdahele etmemesi açısından farklılık gösterirler. Deistler, panteistlerden, panteistlerin tanrısının evrenin kurallarının bir çeşit mecazi veya şiirsel eşanlamlısı olması ama deist tanrının bir çeşit kozmik zeka olması yönünden farklılaşırlar.
    Richard Dawkins
    Sayfa 26 - Kuzey Yayınları Bölüm 1: İnançsızlığa Derinden İnanan Bir İnançsız / Hak Edilen Saygı
  • “aslında bütün insanları sevebilirdim,
    sevmeye senden başlamasaydım...” der | can yücel

    bugün kitaplarımın arasında” kürk mantolu madonna”yı buldum.
    arka kapağına her kitabıma yazdığım gibi okundu diye not düşmüşüm
    “ nisan 2011 “

    ben bir hazine bulmuşçasına sevinirim altını çizdiğim çümleleri yeniden okuyunca .

    kitap öyle kudsi, öyle dokunulmaz, öyle uzak olmamalı...!

    kokusu okurken ellerinize sinmeli ,
    eğer bir kitaba dokunmuşsanız şayet ,sizin bir iziniz de mutlaka onda kalmalı .
    çizmeden okuduğum hiçbir kitaptan birşeyler bana kalmadı .

    üç beş dosttan fazla dost biriktirmem,
    amma kitaplara gelince sırf bir sözünü begeneceğim ve altını çizemeyeceğim korkusuyla“ kütüphanelerden kitap alamama “ fobim vardır.
    yahut çantamda bir kalem ve not defteri olmadan dışarı dahi çıkamam .

    istediğim kitabı muhakkak er yada geç elde etmek için çabalar dururum .

    bu da benim dünyanın diğer işlerinden el çekmemi ve kafamı acılarla ,
    olumsuzluklarla meşgul etmememi sağlar.
    daha ne olsun ki a dostlar ,
    bu zamanda kitaptan iyi dost mu var ...?

    gelin başta dediğim” kürk mantolu madonna”m da çizdiğim bir satırı okuyup geceyi noktalayalım .

    “ tesadüf seni önüme çıkarmasaydı,
    gene aynı şekilde,
    fakat her şeyden habersiz,
    yaşayıp gidecektim.
    Sen bana
    dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu,
    benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
  • "sevgili yapınca ama burası kitap sitesi demeler, takipten çıkmalar, sessize almalar, engellemeler falan... sanırsın ingiltere prensine gelin gitti!"
  • Doğu ile batı arasındaki çatışmayı anlatan en güzel örneklerden biri diye düşünüyorum bu kitap için. Ve bunu anlatırken anlattığı olay üzerinden yaşadığı dönemde insanların bu durumdan nasıl etkilendiğini, genç bir kızın batının getirdiği yeniliklere kendini kaptırmasını, onda uyandırdığı hisleri anlatan en güzel örnektir belki de. Duygularını nasıl etkilediğini, giyim kuşamını nasıl değiştirdiğini akıcı yalın ve anlaşılır bir dille bizlere aktarmış Peyami Safa. Ve ben yine bu kitabı da mı okumamışsın Kader ayıp sana dedim.
    Tabi bu kadarla kalmıyor gelin biraz daha derine inelim ve kendinizi o dönemde hayal edelim. Bir tarafta batının getirdiği yenilikler var diğer tarafta da sizin eski gelenek ve görenekleriniz. Yaşadığınız hayat. Çaldığınız çalgılardan, giyim kuşamdan her şeye kadar belli bir kesimi etkilemiş olması. Ve özellikle de genç kızları. Sadece gösterişe merak verenleri. Bakın altını çizerek belirtmek istiyorum sadece gösteriş. Hiçbirisinin duygularına, düşüncelerine geldikleri yere hitap etmese de sadece onlara daha rahat, daha kolay bir yaşam sunduğunu düşündükleri için onları cezbediyor. Tabi ki herkes daha rahat bir hayat ister ama bunun yöntemi gelenek ve göreneklerini yani geldiğin yeri de unutmak olmamalıdır herhalde. İlk başta Neriman da işte böyle karmakarışık duygular içerisinde iki kişi, iki yaşam tarzı, iki hayat arasında kalıyor. Saadetin o gösterişte olduğunu düşünüyor, yaşadığı ortamdan, evden, çaldığı uddan her şeyden nefret etmeye başlıyor. İşte Peyami Safa da Neriman üzerinden bize o dönemde yaşanan bu doğu-batı çatışmasını anlatmış. O dönemde insanları nasıl etkilediğini aktarmış bizlere. Hem de çok güzel örnekler vererek.
    Ve en son kitap biterken bana Ezel dizisinde Ramiz Dayı’nın bir sözünü aklıma getirtti:
    Hayatın kuralı bu yeğen, ne kadar uzağa gidersen git başladığın yere dönersin sonunda,
    Ne kadar değişirsen değiş, nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı
    Ne kadar terbiye etsen de susturamazsın içindeki canavarı,
    Nereye gidersen git yiğenim şunu unutma,
    Herkes gün olur evine geri döner….
    https://youtu.be/Fswrt89N_30 (bu da dinlemeniz için linki)

    Beni okurken çok duygulandırdı, sonunda gülümsetti, çok kez düşündürdü vs. bakalım sizde neler hissettirecek. İyi okumalar
  • İnsanlar, insanları kandırabilir. Kara iken kendini ak olarak takdim edebilir. Siz de inanırsınız. Malum sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış. İnsanın bu konudaki ömrünü varın siz düşünün.
  • Gelin Müslüman Olalım.