• Tarih 23 haziran 1940. Alman ordusu Paris'i ele geçirdikten sonra Hitler Eyfel Kulesi'nin önünde fotoğraf çektirmiş ama o gelmeden önce Fransızlar sırf Hitler Kule'ye çıkamasın diye asansörü bozmuş ve Hitler de merdivenlerle çıkmaya üşendiği için çıkmayı çok istediği Eyfel Kulesi'ne hayatında hiç çıkamamıştır. Hatta kendisiyle hala ''Paris'i ele geçirdi ama Eyfel'i ele geçiremedi'' diye dalga geçilir.
  • Resulullah (s.a.v) 5 şey gelmeden önce 5 şeyin kıymetini biliniz diye buyurdu:

    Hastalık gelmeden önce sıhhatin
    Yaşlılık gelmeden önce gençliğin
    Fakirlik gelmeden önce zenginliğin
    Meşgûliyet gelmeden önce boş vaktin
    Ölüm gelmeden önce dünya hayatının.
  • İnsan sığınmacı olmadan önce göçmen olur; bir ülkeye gelmeden önce başka bir ülkeyi terk etmek zorunda kalmışsınızdır ve bir insanın terk ettiği yurduna karşı olan duyguları asla basite alınamaz.
  • MİNİK KEDİ YAVRUSU MASALI

    Bir zamanlar, büyük bir şehirde, dokuz yaşında, zeki mi zeki, güzel mi güzel, ismi Ayşecik olan bir çocuk yaşarmış. Ayşecik'in hiç kardeşi yokmuş. Annesi ve babası çalıştığı için, evde canı çok sıkılıyormuş.

    Bir gün, annesine:

    "Anneciğim, canım çok sıkılıyor. Okulda kardeşi olmayan arkadaşlarımın kedisi veya köpeği var. Ben de bir tane kedi istiyorum. Ne olur, bir tane kedi alalım!" diyerek ağlamaya başlamış.

    Gerçekten de Ayşecik'in evde çok canı sıkılıyormuş. Annesi, kızının bu hâliyle çok ilgilenmemiş. Kedileri pek sevmiyormuş. Zaten kızıyla da vakit geçirmezmiş. Ayrıca vicdansız bir kadınmış. Ailesini pek önemsemezmiş. Varsa yoksa hayatı işten ibaretmiş. İş çıkışı eve geç gelirmiş. Haftasonları da alışveriş merkezlerinden hiç çıkmaz, pahalı pahalı eşyalar alır, maaşını har vurup harman savururmuş. Ayşecik de küçük yaşına rağmen pek hamaratmış. Olgun insanlar gibi evin temizliğini yapar, yemek pişirir, bulaşıkları yıkar, yıkanan çamaşırları serermiş. Çamaşırlar kuruduktan sonra bir de ütülermiş.

    Ayşecik, annesine anlattığı gibi, gözyaşları içinde, babasına da durumu anlatmış.

    "Annem, kardeşimin olmasını istemiyor, kedi almamıza da olumlu bakmıyor. Bir tane kedi istiyorum babacığım! Lütfen alalım, evde çok bunalıyorum. Okuldan eve gelince evde yapayalnızım. Siz, eve çok geç geliyorsunuz. Benimle doğru düzgün ilgilenmiyorsunuz. Apartmanda hiç arkadaşım da yok. Ne olur, bir tanecik kedi istiyorum. Olur mu babacığım?" demiş.

    Babası, kızının bu hâline çok üzülmüş. Ertesi gün, babası işten çıktığı gibi, ismine petshop denilen evcil hayvan dükkanına gitmiş. Dükkandan bir tane yetişkin bir kedi satın almış. Kediyi güzel bir kafese koydurtup eve doğru yola çıkmış.

    Odasında ders çalışan Ayşecik, babasının zile basmasıyla koşar adım giderek kapıyı açmış. Karşısında babası ve babasının elindeki kafeste, tüyleri pamuk gibi bembeyaz olan bir kedicik varmış. Ayşecik mutluluktan kulakları çınlatan bir çığlık atmış. O kadar çok sevinmiş ki ağzı kulaklarına varmış.

    Babasının elinden kafesi aldığı gibi odasına götürmüş. Kafesi açmış. Kediyi kafesten çıkartmış. Kediye önce sarılmış, sonra da kediyi öpüp koklamış. Mis gibi kokuyormuş kedi. Ayşecik bu kez mutluluktan ağlıyormuş. Kedi de çok sevildiği için mutluluktan mırlıyormuş. Kedi o kadar çok mırlıyormuş ki, Ayşecik kediye 'Mırmır' ismini vermiş.

    Ayşecik'in artık canı hiç sıkılmıyor, günlerinin büyük bir bölümünü, Mırmır ile eğlenerek geçiriyormuş.

    Gel zaman git zaman, Mırmır komşu evlerin balkonlarında gezmeye, yeni arkadaş kediler edinmeye başlamış.

    Bir gün, Mırmır hamile kalmış. Hamileliğinin son günleri hastalanmış. O kadar hâlsizleşmiş ki, yattığı yerden kalkamıyormuş.

    Bir müddet sonra Mırmır'ın dört tane yavrusu dünyaya gelmiş gelmesine ama yavrulardan üç tanesi ilk günü atlatamamış, ölmüş. Mırmır ölen yavrularına o kadar çok üzülmüş ki, gözyaşları içinde miyavlıyormuş. Mırmır'ın da pek durumu iyi değilmiş. Mırmır, ölen yavrularının acısına dayanamayıp iki gün sonra o da ölmüş.

    Ayşecik, bir yandan Mırmır'a, bir yandan da ölen yavrulara ağlıyormuş. Yaşayan yavru ise anne sütü ile beslenemediği için, o kadar cılızmış ki tüy gibi hafifmiş. Ayşecik, yavruya bakmakta zorlandığı için, Ayşecik'in annesi yavruyu, Mırmır'ı aldıkları dükkana götürüp vereceğini söylemiş. Annesinin çok sevdiği, maaşının yarı fiyatına satın aldığı ayakkabının, işe yaramayan kutusunun içine annesi yavruyu koymuş. Kutunun içindeki yavruyu, arabasının ön koltuğuna koyup arabayı sürmeye başlamış. Hava bir anda kapanmış. Simsiyah bulutlar, her yeri kaplamış. Hafiften yağmur atıştırmaya başlamış. Dükkan epey uzaktaymış. Yavrunun çıkardığı sese Ayşecik'in annesi daha fazla dayanamamış. Yolun daha yarısına gelmeden arabayı, yolun kenarında durdurmuş. Ayakkabı kutusuyla birlikte minik yavru kediyi, elektrik direğinin dibine koymuş. Arabasına binip işine doğru arabayı sürmeye başlamış.

    Yağmur şiddetini artırmış. Ayakkabı kutusunun içine yağmur suyu dolmaya başlamış.

    Yoldan gelip geçenler, yağmurdan daha fazla ıslanmamak için, hızlı adımlarla ve koşarak aceleyle gidiyorlar, ayakkabı kutusunun içindeki minik yavru kediyi farketmiyorlarmış. Yavrucuk ise yoldan geçenlere sesini duyaramıyormuş. Zavallıcığın, ıslanmaktan ve üşümekten sesi zaten çok az çıkıyormuş. Yavru kedi, tir tir titriyormuş. Minik kediciğin gözyaşları, yağmur tanelerine karışmış.

    O kadar çok yağmur yağmış ki, yağmur suları sel olmuş. Ayakkabı kutusu, sele kapılıp gözden kaybolmuş. Ayakkabı kutusunu, ne gören olmuş ne de duyan. Kimse ayakkabı kutusuna ne olduğunu bilmiyormuş.

    Mehmet Zâhid Eser ﷽
  • Ey inanmış insan! Sen, Allah’ın birliğini ve kudretini ilan eden sancaklarla donanmış gemiye koş ve sığın, Tufan gelmeden önce.
    Sezai Karakoç
    Sayfa 37 - Diriliş Yayınları
  • Ey ruhum, sen de kendi Adem’in olabilirsin. Ölüm gelmeden önce ölümün şartlarına bürünerek ölümü aşabilirsin. Sen de ölümün ötesini ufuklardan, sabah vaktinden, seherlerden, gece çilelerinden sorabilirsin, o değişmez mevsimin çiçeklerini, dizlerin kan içinde kalsa da inancın yüce dağ doruklarından toplayabilirsin.
    Sezai Karakoç
    Sayfa 31 - Diriliş Yayınları
  • Ekim 25, 2018

    GÜZELLEME

    Soluk gri bir bulut kümesine benziyordum sen gelmeden önce,
    O eşsiz savruluşumu dizginledim ilk önce,
    “Biri şu kuru bir yaprak gibi uçuşup giden hayatımı durdursun” dediğim an, sen çıktın karşıma.
    Sonra kanıma karıştı adın.
    Sen benim, masalsı güzel güvercinim.
    Beni akıl tarihinin kaynaklarına altyazı olarak geçersen ne de çok sevinirim.

    Çünkü sen, tarih kaynaklarında bile adı geçmeyen masallar kadar güzelsin.

    Okumayı çok seven biri olarak, ilkin hayatı okumayı hedefledim.
    Sonra işte ben çıktım karşına.
    Okumayı çok seven biri olarak.
    Yaşam amacım, bir güvercine perçem olmakmış bilemedim.
    Okumayı çok seven biri olan ben,
    Okunmaya değer bir kitap olarak seni seçtim.

    Çünkü sen sahaflarda bile bulunamayan yüzyıllık kitaplar kadar güzelsin.

    Salıncaklar kurdum sana, mavi, beyaz salıncaklar.
    Çiçekler kopardım senin güzelliğini gördükçe solsunlar diye,
    Sabah akşam çayıma şeker diye seni karıştırdım.
    Annemin dantel örgülerine en çok seni yakıştırdım.

    Çünkü sen oğullarına çeyiz hazırlayan annelerin elleri kadar güzelsin.

    Ey benim çorak topraklara can veren ab-ı hayatım,
    Ömrün kurumayan bir nehir gibi geçsin bilhassa benim yanımda.
    Şu küçücük kalbimle, hayatın insanlığa verdiği role kaptırır gibi kaptırdım kendimi sana.
    Hasretliğim,
    Şimdi göçüp giden kuşların bıraktığı tüylerden kanat oluşturuyorum kendime.
    Yanaklarına konabilmek için.

    Çünkü sen, kadrolu bir fabrika işçisinin kurduğu evlilik hayali kadar güzelsin.