• Çok merak ederim gerçek dost kaldı mı bu hayatta ?
  • Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden

    Yiğit harmanları, yığınaklar,
    Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
    Dize getirilmiş haydutlar,
    Hayınlar, amana gelmiş,
    Yetim hakkı sorulmuş,
    Hesap görülmüş.
    Demdir bu...

    Demdir,
    Derya dibinde yangınlar,
    Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
    Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
    Çelik kadavrası korugan'ların.
    Ölünmüş, canım,ölünmüş
    Murad alınmış...

    Gelgelelim,
    Beter, bize kısmetmiş.
    Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
    Susmak ve beklemek, müthiş
    Genciz, namlu gibi,
    Ve çatal yürek,
    Barışa, bayrama hasret
    Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
    Otuziki dişimizle gülmeğe,
    Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
    Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
    Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
    Ve asıl biz biliriz kederi.

    İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
    Ve genç bir mısradır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...

    Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda,
    Gel artik.
  • Hiç yaşadığınız döneme ait olmadığınızı hissettiğiniz, yahut günümüz dünyasında değil de daha eski zamanlarda yaşamış olmayı istediğiniz zamanlar oldu mu? Ya da diğer bir değişle bugünün dünyası ile kendiniz arasında bir aidiyet sorgulaması yaptınız mı? Şüphesiz ki insan, yaşadığı döneme baktığında bazen kendini böyle düşüncelerin içinde bulmaktan alıkoyamıyor. Belki hayat bugünkü kadar kolay olmasa da, geçmiş zamanın dünyasının daha yaşanılır olduğu su götürmez bir gerçek. İnsanlığın henüz hayatta olduğu, teknolojinin bu denli ilerleyip insanları kendine köle etmediği, güzel değerlerin kimsesizleştirilmediği, sevginin gerçekten var olduğu güzel zamanlardan söz ediyorum. Sanki hayat kolaylaştıkça, ilerleme kaydedildikçe kendimize bir şeyler katmak yerine kendimizden bir şeyler eksiltiyoruz, güzel olan, iyi olan ne varsa yitiriyor, bir avuç anı misali "bir zamanlar," ile başlayan cümlelere hapsediyoruz.
    İşte tam da böylesi bir dünyada sevgili Ali Ural, kaleme aldığı Posta Kutusundaki Mızıka eseri ile okurunu günümüz dünyasının hem içinde, hem de bir o kadar dışında nostaljik bir yolculuğa davet ediyor, teknolojinin bu denli ilerlediği dünyada kimsesizleşmiş sıcacık bir değeri yeniden gün yüzüne çıkarıyor: Mektuplaşmak!
    Posta Kutusundaki Mızıka eserini diğer pek çok deneme türündeki eserden bir adımda ayıran, okurunun yüreğinde özel bir yer edinmesini sağlayan yegane nokta da budur: Yazarın deneme türündeki bir eseri unutulmaya yüz tutmuş mektuplaşma geleneği ile kaleme alması, "Sevgili Dost," şeklinde hitap ederek başladığı her denemesinde okuru ile kendisi arasında özel ve bir o kadar kendine has bir bağ kurmasıdır. Bir eseri okurken kendisine hitap ediliyormuş hissiyatı bir okur için öylesine sıcacıktır ki, eserin bu yönü satırlara konuk olmayı da o denli doyumsuz kılar ve şunu samimiyetle dile getirmeliyim ki, Ali Ural'ın kaleminden Posta Kutusundaki Mızıka eseri de bu doyumsuz hissiyatı kitabın kapağını kapatana kadar aralıksız hissedeceğiniz, satırlarında sıcacık sarılıp sarmalanacağınız, çayınızı yudumlarken dostunuzdan geliyormuşçasına bir mektubu okumanın hazzına varacağınız; velhasıl aynı zaman dilimi içine hem bu kadar günümüze ait, hem de bir o kadar günümüzden uzak olmanın tadına varacağınız bir eser.

    Yazarın 1998-1999 yılları arasında kaleme aldığı Posta Kutusundaki Mızıka, okurken her bir satırı içinize çekerken durup düşünmekten de, her bir satırın altını çizmekten de kendinizi alamayacağınız, yazarın pek çok konudaki birikimini tadacağınız, fakat en önemlisi de eserin kaleme alındığı zaman dilimini göz önüne aldığınızda, aslında yazarın o yıllarda günümüz dünyasını nasıl ince ustalıkla kaleme aldığını fark edeceğiniz özel bir eser. Ben bilhassa okurken yer yer "işte bu, tam olarak içinde yaşadığımız karanlık zamanlardan bir dem vuruştur!" demekten kendimi alamadım diyebilirim.Tek bir defa okumalık değil, ara ara açıp eski mektupları okumanın hassasiyeti ve duygusallığıyla yeniden satırlarına sığınılası bu özgün denemeye mutlaka şans vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun!
  • Gerçek bir dost hoş bir şey
    O dost kalbimizin derinliklerindeki kaygılarımızı arar
    Ve bizi bu kaygıları kendi kendimize bulma utancından kurtarır...
  • Emrah Serbes okuduğum ilk kitabı ve okumadan önce yazara karşı bir önyargım vardı. Bu önyargıyı kırmak için birde gerçekten değerli bir dost tavsiyesi üzerine okumaya karar verdim. Açıkçası benim eleştirdiğim ne varsa var bu kitapta,argo kelimeler, küfürler bir anlamda tabularımı yıktığım ilk kitap. Birde o kadar sık kullanmamış yazar gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde olduğu için beni çok rahatsız etmedi. Hayatın bir gerçek yönü de bu gerçeklerin yaşanıyor olması. Biz kullanmıyoruz diye bunlar olmuyor değil bu yüzden yaşandığını kabul etmek lazım yani hayata bu kadar katı kurallarla bakmamak gerekli. Bir örnek kendi yaşamından vereyim;büyük oğlum küfürlü konuşmayı yasakladığım için şu anda İngilizcesi çok iyi mesela,neden derseniz Türkçe küfür edemeyince İngilizceyi çözdü çocuk bende oğlum ne güzel yabancı dil konuşuyor diye gururlaniyorum...(bu arada küfür ettiğini de küçük oğlum söylüyor) çocuklar bir şekilde isyan edecekler yada enerjilerini atacaklar.

    Kitabın konusuna gelince bir çok öyküden oluşuyor,ben öykü kitaplarında her öyküyü tek tek alarak yorum yaptım bu zamana kadar. Fakat şimdi tek tek ele almak istemiyorum hiç bir öykünün tadı kaçsın istemiyorum. Gerçekten çok gülerek okuyacağınız bir dolu öykü sizi selamlıyor. Konusu ergen erkek çocukların, isyanları, aşkları,nefretleri, kısacası onların hayatına dair her konu ustalıkla işlenmiş. Ben kitabı iyiki okudum diyorum ve bazen önerileri dikkate almak iyi sonuçlar doğurur. Bu arada oğullarıma bakıp kitapta okuduklarımı yapıyorlar mı acaba diye merak etmedim de değil. Buda benim için eksi yada artı bir yön mü ileriki zamanlarda göreceğim. Kitapta sevdiğim bölümlerden bir kaç alıntıyla sizleri başbaşa bırakıyorum.

    Küçük kardeşi geldi, “Sonradan görme ne demek?” diye sordu.
    “Birini görürsün, ertesi gün bir daha görürsen o olaya sonradan görme denir.”dedim “Şimdi annenlerin yanına git.”
    Sedef, “Hayır.” dedi. “Bir olay olur, herkes görür, sen seç gelip sonunu görürsen, buna sonradan görme denir. Şimdi annemlerin yanına git!”

    " 'Merak ettim, sen de mi solcusun?'
    ' Hayır' dedim. Ben muhafazakarım canım. Muhafaza etmek istediğim şeyler var. Bunların başında da sen geliyorsun."

    apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?"
    "hangisini?"
    "otomatik yanan, sensörlü lamba."
    "hayır."
    "komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
    önüme baktım.
    "neden kırdın?"
    cevap yok.
    "hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…"
    "kırdımsa kırdım, ne olacak! çok mu değerliymiş?"
    "lamba senden değerli mi evladım, lambanıza sicayim, lamba kim? yöneticiye de dedim. lambanıza edeyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için."
    "beni görünce yanmıyordu baba."
    "nasıl ya?"
    "görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
    "e beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
    "hadi ya! sahiden mi?"
    "evet. ucuzundan takmışlar. bizimle bir alakası yok."
    babama sarıldım, yıllar sonra.

    Mutlaka okuyun... Önyargılarınızdan kurtulun ve keyifli okumalar...

    Emrah Serbes
    Erken Kaybedenler
    İletişim yayınları
    Sayfa:143