• 232 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Gerçekten olağanüstü bir bilim-kurgu. Öyküleri okurken insanın ağzı açık kalıyor. Sanki kahramanlarla beraber olayları yaşayıp bu gerçeküstü dünyada savrulup gidiyorsunuz. Weinbaum gerçekten alanında en iyilerden bir yazar... Ürpertici...
  • 253 syf.
    ·Beğendi·8/10
    O kadar farklı ve gerçeküstü bir anlatımı var ki başlangıçta kitap mı çok saçma yoksa çeviri mi çok kötü ikisi arasında gidip geldim.
    Fakat ilerledikçe kitabın anlatmak istediklerinin ve derinliğini farkına vardım. Sonunda da iyi ki okumuşum dedim.
  • Don Quijote gerçekler ve İspanya karşısında düş kırıklığına yenik düşürek 1614’te doğduğu kasabada öldü. Miguel Cervantes onun ölümünden sonra ancak kısa bir süre yaşadı.
    İkisi için de, yani hem düşü kuran hem de düşlenen için, bütün bu sahneler iki karşıt dünyaydı: Kitaplarda anlatılan, süvarilerin gerçeküstü dünyası ve XVII. yüzyılın günlük, basit yaşamı.
  • 464 syf.
    ·6 günde
    Başlarda sıkan; ortalarda akıp giden; sonlarda tekrar sıkmaya başlayan...
    'Albaya Mektup Yok', 'Kırmızı Pazartesi' ve 'Kolera Günlerinde Aşk' kitabından sonra yazara ait okuduğum dördüncü kitap.

    Yüzyıllık Yalnızlık kitabında yazar, babaannesinin anlattığı gerçeküstü hikâyelerden yola çıkar. Gerçek hayattan beslenebildiği için dünya çapında bilinen ve sevilen bir kitaptır. Marquez kitabının arkasında Yüzyıllık Yalnızlık adına kendi dilinden şunları söyler;

    "Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

    Kitabın arka kapağındaki yazarın tanıtım yazısı ve kitabın ön kapağındaki resim aslında kitabı tam manasıyla özetliyor... Tabii ileride değineceğim birkaç husus dışında. Kitap, fantastik öğeler içermekle birlikte sıradan insanların hayatlarını anlatmakta. Sıradanlığın ve fantastiğin iç içe geçmişliği ile hayranlık uyandıracak derecede zengin bir içeriğe sahip roman çıkmıştır ortaya.

    Roman, bir yerleşim yeri olan Macondo’nun kuruluşunu, gelişimini, yok oluşunu ve bu yerleşim yerinin en önemli ailelerinden Buendia’ların tarihini anlatıyor. Bunun içinde destansı bir anlatıma başvuruyor yazar. Büyücüler, uçan halılar, sihir yapan çingeneler, ölüler diyarından çıkıp gelen ruhlar, birkaç kere öldükten sonra çıkıp gelen Melquiades, büyük kırmızı karıncalar, toprak yiyen kız.. Ve öte yandan gerçek yaşamın sıradanlığı. Hâsılı epik bir roman ortaya koymaktadır yazar. Her epik romanda olduğu gibi bu romanında belli bir toplumun tarihsel gerçekliğiyle bağlantıları var.
    Latin Amerika ülkesi olan Kolombiya’nın tarihi ile bağlantılıdır aslında romanda anlatılanlar. Roman, Kolombiya’nın, 19.yy.'ın başlarında İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesi ile başlayan tarihi süreci de konu ediniyor. 19.yy.'ın sonlarındaki iç savaş romanda hiç bitmeyecek gibi süregiden iç savaş şeklinde, 5 Aralık 1928'de Cienaga'da yaşanan katliam da romanda istasyon meydanını dolduran binlerce kişinin katledilmesi şeklinde anlatılmıştır. Kolombiya’nın ağırlıklı olarak siyasi tarihini anlatması romanda belli bir siyasi mesaj mı var sorusunu akıllara getirmiştir...

    Romanda istasyon meydanında gerçekleşen, tarihte ise 1928 yılında Cienaga'da meydana gelen katliama değinmek gerekecek: Bana göre yalnızlık temasını bir kenara koyarsak romanın ana teması bu olaya dayanmaktadır. Romana göre istasyon meydanında gerçekleşen katliamın nasıl gerçekleştiğini anlatmak için öncelikle muz şirketinin kuruluşunu anlatmak yerinde olacaktır.

    Macondo kasabasında henüz demiryolu yoktur. Albay Aureliano Buendia’nın gayri meşru çocuklarından Aureliano Triste ve Aureliano Centeno birlikte buz ticaretine atılırlar. İşi öyle geliştirirler ki, kasabanın dışına da buz ticaretini taşımak isterler. Bu arada Buendia ailesinde erkek çocuklara hep Aureliano ve Jose Arcadio ismi verilmektedir. Bu isimlerle birlikte hem yaşadıkları hem kişisel özellikleri tekerrür eder. Bu da romandaki döngüsel tarih anlayışının varlığını gösterir. Tabi sadece döngüsel tarih anlayışı değil doğrusal tarih anlayışı da mevcuttur romanda. Macondo’nun sıfırdan kuruluşu, iç savaş yaşaması, sonra ekonomik refaha ermesiyle birlikte manevi çöküşe sürüklenmesi ve nihayetinde fiziksel olarak yok olması, döngüsel tarih anlayışının göstergesidir. Kaldığımız yerden devam edecek olursak, buz ticaretini kasaba dışına da taşımak isteyen Aureliano kardeşlerin aklına bir fikir gelir;

    "Buraya demiryolu getirmeliyiz." Ancak yazarın trenin gelişine yorumu şöyle olacaktır; "Bir yığın kuşku ve kesinliği, bir yığın tatlı ve tatsız olayı, bir yığın değişikliği, felaketi ve özlem duygusunu Macondo'ya bu sapsarı, masum tren getirdi."

    Trenin gelişi aynı zamanda yeni yüzlerin, farklı kültürlerin ortaya çıkması demekti. Yani 'yabancılar' gelmişti kasabaya. Ve Macondo git gide yabancılaşıyordu. Bunlara birde kuzeyden gelen Muz Şirketi eklendi. Ancak Muz Şirketi, işçileri insandan bile aşağı görüyor ve onları sömürüyordu. Çalışma koşulları hiç iyi değildi. İşçiler için yapılan lojmanlarda tuvalet bile yoktu. Sıhhi tesisatları yoktu ve sağlık hizmetlerinden yoksundular. Her gün çalışıyorlar, pazar günü çalışmak istemiyorlardı. Muz Şirketi için önemli olan olabildiğince çok muzu pazara sürmek ve patronların ceplerini doldurmaktı. Ancak işçiler greve başlar. Muz şirketi ile sözleşme yapmak ister. Hatta şirketin patronuna bir şekilde toplu sözleşmeyi imzalatırlar. Fakat patron, siyah takım elbiseli avukatlarının türlü oyunları ile sözleşmeyi imzalamadığını 'ispat eder'. İşçiler istasyon meydanında çağırdıkları yakınları, arkadaşları ile büyük bir eylem gerçekleştirirler. Muz şirketi yöneticileri aslında sadece Muz Şirketini değil sahip olduğu ekonomik güç ve hükümet içindeki adamları sayesinde hükümeti de yönetmektedir. Bu yüzden hükümet istasyon meydanına askerlerini gönderir ve halkı katleder. Ve istasyon meydanındaki bu olay kasabalılardan saklanır. Adeta resmi tarih yazmamaktadır bu olayı. Tabi ülkemizde de resmi tarih yazımında birçok olayın üstü örtülmüş, bazı olaylar konusunda üstü örtülmek şöyle dursun, olay tamamıyla farklı anlatılmıştır. Kolombiya tarihinde vuku bulan olay romanda kısaca böyle geçmektedir...

    Keyifli okumalar!
  • Bazı hikayeler bir kerede anlatıldığında ya da bir kerede dinlendiğinde daha cılız bir etki bırakır insanın üstünde; bazı hikayelerse, parça parça gün ışığına çıktıkça neredeyse özel bir güç, gerçeküstü bir nitelik, insanın var oluş nedenlerine uzanan bir derinlik kazanır.
  • 115 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler - Jorge Luıs BORGES
    Buenos Aires ‘te doğan ve babasının edebiyat tutkusundan çok etkilenen Borges ; Buenos Aires ‘in Ulusal Kütüphanesinde yöneticilik yaparken oluşturduğu seriyi #borgesinbabilkitaplığı grubumuzla birlikte okuyoruz. Bende ilk kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Gerçeküstü edebiyatın önemli isimlerinden olan Jorge Luıs Borges ‘ in 4 öyküsü ve röportajının bulunduğu serinin ilk kitabı olan #25ağustos1983vediğeröyküler kitabıyla başladık. Çok keyifli bir kitaptı . Okurken bazı yerleri şaşırtsa da beni en çok etkileyen kısmı yazar ile yapılan röportajdı. Çünkü yazar hakkında detaylı bilgiye sahip olmanın yanında , yazarın kültürüne sanatına ve sanata bakışını anlatan ,düşündüren , yazara hayran bırakan bilgilerle doluydu. Borges ve bilgeliğine hayran olmamak elde değil. Gerçekten grubumuz ve kitabımız çok iyiydi .
    Diğer okumalarımız da aynı keyifle devam eder , inanıyorum. 2020 yılına güzel bir kitapla başladım devamı gelsin
  • Bazı hikayeler bir kerede anlatıldığında ya da bir kerede dinlendiğinde daha cılız bir etki bırakır insanın üstünde ; bazı hikayelerse, parça parça gün ışığına çıktıkça neredeyse özel bir güç, gerçeküstü bir nitelik, insanın var oluş nedenlerine uzanan bir derinlik kazanır.