Bir gün bir çocuk polise telefon edip ihbarda bulunuyor.Ailesiyle yemek yerken evlerine bir adam giriyor ve herkesi öldürüyor, çocuğu ise polise ihbarda bulunma izni verecek kadar hayatta bırakıyor.
Boris, yıllar sonra Mila ile bu olay üzerine buluşuyor ve yardımını istiyor çünkü katil, Mila’nın bildiği biri; 17 yıl önce aniden ortadan kaybolan bir adam.Sonrasında yaşanan diğer cinayetlerde de fark ediliyor ki yıllar önce bir anda kaybolanlar, bir anda ortaya çıkıyor ve cinayet işliyorlar sonrasında tekrar sırra kadem basarak yok oluyorlar.
Mila’nın yardımcısı ise 20 yıl önce yaşanmış eski bir olay sonucu tüm polisler tarafından dışlanmış Simon Berish oluyor çünkü kaybolup geri gelenler muhabbetinde şüphelendiği bir isim var; Kairus. Uykuların efendisi. Bir tarikat.
Bu tarikat, dışlanan bu insanlara bir seçenek sunuyor onlara telefon ederek; Hayatının değişmesini ister misin? Evet cevabını verenleri bir otel odasında bir bardak su ve iki adet uyku ilacı bekliyor.İşte o otel odasından sonra o insanlar yıllarca yok oluyor ve sonra bir cinayet işlemek için tekrar ortaya çıkıyorlar.
Karanlık ise hala Mila’yı çağırıyor, hatta kızı Alice’i de.Karanlık bekliyor.
Yine çok iyiydi.Simon Berish ve köpeği kitaba renk katan karakterlerden oldular.Mila ise yine şaşırtmadı ve belaların, karanlığın içine daldı.
İnsan yarımyamalak hikayesini ömür boyunca anlatabilir mi? Böyle bir sinirliliğe ne kadar katlanılabilir? İnsan her an kendini parçalayarak, kendi etinden kanından vererek yaşayabilir mi?
Elçibey'in bıraktığı o sivil ve demokratik tohumun gerçekten yeşerip yeşermediği sorusu hala açık. Azerbaycan'daki muhalefet hareketleri, sivil toplum kuruluşları ve demokratikleşme talepleri onun mirasına mı yaslanıyor, yoksa o miras da Aliyev'in kurduğu tek sesli yapı içinde fiilen eritildi mi? Tohum metaforu umut verici ama toprağın durumu hala tartışmalı. Elçibey'i "başarısız idealist" olarak çerçeveleyen sadece Aliyev'in resmi söylemi değil. Batılı akademik literatürün bir kısmı da onu o dar kalıba soktu, çünkü sonuç odaklı okuma tarih yazımının yapısal bir refleksi. Yani kazananın propagandası ile analistlerin metodolojik körlüğü burada üst üste bindi. Başladığımız yer bir darbe analiziydi. Bitirdiğimiz yer tarih yazımının adaleti ve yapı ile aktör arasındaki o kadim gerilim oldu. Bu yolculuğun kendisi, Elçibey için en uygun bir anma biçimi oldu aslında. Onu tek boyutlu çerçeveden çıkarıp o karmaşıklığın içinde yeniden okuduk.
• Arachnoid Mater (Mater Serisi 2. Kitap) - Serkan Karaismailoğlu
Pia Mater’in devamı niteliğinde. Tesla yaralı haldeyken olaylar kızışır. Ilias işlediği cinayet sonrası kaçışa geçer ve genç hacker Coccyx’in yanına sığınır. Hikâye; beyin, nörobilim, yapay zekâ-insan hibritleri, siber saldırılar ve aile sırları etrafında dönen gerilim dolu bir kurgu sunuyor. Neon örgütü ve geçmiş travmaların beyni nasıl etkilediği gibi temalar işleniyor. Serinin üçüncü kitabı Dura Mater’e bağlanıyor.
• Benim yorumum:
İlk kitaba göre daha aksiyonlu ve sürükleyici. Bilimsel unsurlar akıcı şekilde kurguya yedirilmiş, kısa bölümleriyle hızlı okunuyor. Karakterler ve olay örgüsü biraz karmaşık olsa da bağımlılık yapıyor. Nöro-gerilim sevenler için keyifli bir devam romanı.
Özgür Yüce
• Herkese keyifli okumalar diliyorum ..!
• Kitaplarla kalınız..!