• Ders kitabı niteliğinde 1950 sonrası için savaşların strateji kitabı da diyebiliriz. Ülkemizde yaşanan kötü olayların amacını anlayabilir sonraki adım için fikir üretebilirsiniz.
  • Çeçenistan'da sürdürülen savaşın şartlarına değinilen brifingte Batı kahramanlarıyla İslam Dünyası kahramanları arasındaki farka değinilmesine ilaveten İslam Dünyası'nda hatta El Kaide taraftarlığı adına dahi eleştirilen bazı isimlerin Örgütün lideri tarafından kahraman ilan edildiği görülüyor.
    Eymen Zevahiri'nin Arap Baharları'na ışık tutmasını amaçlayarak tahlil ettiği Çeçenistan direnişi ile ilgili açıklamaları şu şekildeydi:
    "Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla.
    Yer yüzündeki tüm müslümanlara Alllah'ın selamı, rahmeti ve bereketi olsun. Sonra ise:
    Bugün, zulmedilen ve köleleştirilen Mısır'da devam eden cinayetlere değinmek istiyorum. Lakin önce, bazı haberler üzerine yorumda bulunacağım.
    Başlangıçta böyle gözükmese de, zannediyorum ki, yorumlarım mühimdir ve Arap Baharı ile doğrudan bağlantılıdır.
    Haber BBC`de yayınlandı – BBC`nine eskiden İngiliz keşfiyatının himayesinde olduğu bilinmektedir.
    5 Ekim Cumartesi günü Vietnam Generali Giap`ın 102 yaşında vefat ettiği bildirildi. Medyada onun hakkında büyük bir övgüyle bahsedildi ve onun yeteneği çok konuşuldu. Ve bu bana, müslümanların zaferlerini hep gizleyen Batı tarafından uygulanan medya blokadasını hatırlattı.
    Bugün İslam dünyasında Giap'tan daha cesur ve kararlı mücahitler bulunmaktadır. Ve onların ulaşabildikleri zaferler, Giap`ın ulaşabildiklerinden daha büyüktür.
    Bunun en iyi örneği, 1994 Aralık - 1996 Ağustos süresindeki Birinci Çeçen Savaşıdır. Eğer Giap, Kuzey Vietnam savunma bakanı idise, Çeçenistan'da kahraman başkan şehit – inşaAllah – Aslan Mashadov vardı.
    O, Çeçen cihadının tek kahramanı değildir. Çeçen savaşında elbette Cevher Dudayev, Zelimhan Yandarbiyev, Şamil Basayev, Salman Raduyev, Hattab vs. bunlar gibi çok cesur-kahramanlar ortaya çıkmıştır. Allah onların her birine rahmet etsin...
    Kısa bir mukayese edersek, Aslan Mashadov – Allahın rahmeti ona olsun - ve Giap arasındakı büyük farkı görebiliriz. Şöyle ki, mücahit Aslan Mashadov dünyadaki bağımsızlık savaşının büyük kahramanlarından biri olduğu kesindir.
    - Savaş meydanı olan Çeçenistan sahası sadece 15 bin (km2), Vietnam arazisiyse 333 bin km2`dir. Çeçenistan her taraftan Rusya ile ahata olunduğu halde, Vietnam'ın arkasında müttefikleri Laos, Kamboca ve Çin vardı. Bunun yanısıra, Çeçenistan denize çıkışı olmayan bir iç ülkedir. Oysa Vietnam'ın 3500 km uzunlukta deniz sınırı vardır.
    Çeçenistanın mücahitlerinin ve onların emiri Aslan Mashadov'un karhamanlığı seçilir. Şöyle ki, savaş zamanı çeçen nufus sadece 1 milyon kişi olduğu halde, bu say Vietnam için 80 milyondu.
    Çeçenistan, uluslararası yardımların her türünden mahrum bırakılmıştı. Oysa Kuzey Vietnam Çin ve Rusya, tüm Varşova anlaşması ve Doğu ittifakı taraflarınca destekleniyordu.
    Bu boğucu coğrafi durumda şehid – inşaAllah – Aslan Mashadovun komutasında 2-3 bin mücahit vardı. Bu zor koşullu arazide Aslan Mashadovun komutasındakı mücahitler yarım milyonluk rus ordusuna ve hain çeçen milisine karşı savaşıyorlardı. Oysa Giap 2 milyona ulaşan Halk ordusuna ve o zamanın asker sayısına göre 4. olan tecrübeli Kuzey Ordusuna rehberlik ediyordu. Ona karşı neredeyse yarım milyon amerikan askeri ve 700 binlik Güney Vietnam ordusu karşı duruyordu.
    Ağustos 1996`da Rusların teslim olmalarıyla sonuçlanan sonuncu halledici saldırıda Çeçenyalı mücahitlerin sayısı 6 binden fazla değildi. Oysa Giap'ın komutasındaki ordunun 1968 ocak ayındaki meşhur “Tet Saldırısı”nda orduda 58 bin asker vardı. Buna rağmen Amerikanlar onlara büyük kayıplar vermiş, yalnız birkaç gün sonra onların saldırısını def edebilmişlerdi.
    Aslan Mashadov – rahimahullah – mücahitleri 20 ay içinde (1994 aralık – 1996 ağustos) Çeçenistan'da zafere taşımayı başardı. Oysa Giap öz ordusunu yalnız 16 yıl savaştan sonra zafere götürmeyi başardı.
    Ve Yüce Allah Aslan Mashadov komutasında mücahitlere 90 bin rus askeri öldürmeyi nasip etti. Bu, Ruslarca belirtilen sayı olmakla birlikte, çeçenler katledilen rus sayısının 90 binin üstünde olduğunu söylemişler. Oysa Vietnam savaşında 58 bin Amerikan askeri öldürülmüştü.
    Eymen ez-Zevahiri devam ediyor:
    Aslan Mashadov komutasında çeçen mücahitlerinin bu büyük zaferlerine rağmen, çeçen savaşı gibi zaferi de gölgelenmiş, gizletilmiştir.
    Şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Neden Kuzey cephesindeki 450 yıllık bu İslami Cihad destanı gizletilmeye çalışılıyor?
    Nedeni, Çeçen mücahitlerinin İslami yaklaşımı, onların Hilafeti ihya etme çabaları ve kendilerini bu görevin bir parçası olarak tanımalarıdır.
    Mücahitlerin bu savaştaki ve ümmet arasındakı rolünü şehit (inşaAllah) başkan Zelimhan Yandarbiyev net ifadeyle açıklıyor.
    Önce Zelimhan Yandarbiyevin – rahimahullah - kim olduğuna bakalım.
    Zelimhan Yandarbiyev, Müslüman, Çeçen düşünür, yazar, tecrübeli politikacı ve kahraman şehit (inşaAllah) Cevher Dudayevin yardımcısıdır. O, Şeriata dayalı, İçkeriya Cumhuriyyeti adı altında İslam Devleti kurulmasını teklif eden kişilerden en önemlisi..
    Cevher Dudayevin şehit edilmesinden sonra başkanlık görevini yerine getirdi. Daha sonra Afganistan İslam Emirliği'ndeki Çeçen heyetinin başkanı oldu ve Afganistan İslam Emirliği ile İçkerya-Çeçen Cumhuriyyeti arasında karşılıklı tanıma anlaşmasını imzaladı. Sonra ise Katarda Rus keşfiyatcılarınca şehit edildi.
    Bu büyük düşünür çok mühim bir kitap yazdı: “Çeçenistan. Siyaset ve Gerçeklik”. Bu kitabı her müslümanın ve temenni edilen değişikliğe ulaşabilmek için haksızlığa karşı – özellikle Arap Devriminde mücadele yürüterek direnen her asil ve özgür insanın okumasını tavsiye ediyorum.
    Şehit (inşaAllah) başkan Zelimhan Yandarbiyev:
    Savaşın başında taraflar arasında karşılaştırma yapılamazdı bile. Ruslar helikopter ve savaş uçakları eşliğinde yarım milyon asker, modern silahlar, ağır roketatar sistemlerin her türüyle saldırıyorlardı. Rus ordusunun sınırsız askeri kaynaklara sahip olmasına rağmen, onlar kendileriyle savaşta elde ettikleri hafif silahlarla savaşan bir kaç bin kişilik çeçen mücahitlerinin direnişini kıramadılar.
    Çeçen mücahitlerinin silahları çok hafifti, lakin onların Allaha imanı öyle bir güçteydi ki…Agresif bir orduya karşı böyle bir dirençle onu kırmaları yalnızca bununla açıklanabilir.
    “Biz, düşmanın hazırladığı büyük güç, nefretle ve İslam düşmanlığından dolayı yürütmüş olduğu bu savaşta Allah'ın yardımını hissediyorduk.
    O, - rahimehullah – yine şöyle diyor:
    “Çeçenistanda 1996 yılında ulaşılan zafer, Allah'a güvenip O'nun yolunu yürümenin düşmanı gücü ne olursa olsun yenilgiye uğratmak dahil, her şeyi mümkün edebileceğini açık bir şekilde kanıtlamaktadır.
    Çünkü, İslamın yolunda olmak ve Allah'ın izzeti, lüftune inanmak müslümanı tüm düşmanları karşısında korkusuz eder. Müslüman ümmetine dönüşümüz ve şanını geri kazanmamız yalnızca O'nun koymuş olduğu ve bizim ulaşabileceğimiz hedefe doğru yürümekle olur.
    Soru şu: “Peki, biz müslümanlar olarak, Çeçenistan örneğini almaya ve Allah yolunda savaşmaya hazır mıyız?”
    O, - rahimahullah – diyor:
    Rus saldırganlığının satanist haç yürüşü olduğunu ispatlamak ve bu planlara engel olmak için her türlü cihad etmenin gerekli olduğunu bilmek için başka bir delile gerek mi var? Bu, cihadın ta kendisidir. Çünkü bu savaş yalnızca Çeçenistanın bağımsızlığı için değil, müslüman ümmetin müdafaası için yürütülmektedir.
    O, - rahimahullah – devamla şöyle söylüyor:
    Cihad kelmesinin Kafkasya'da ve tüm İslam dünyasında ne anlama geldiği sorusuna gelince, cihad tüm müslümanlar için cihad olarak anlaşılmış ve Çeçenistan cihadına Müslümanların Raşidi Hilafetin ihyası için yürütülen büyük cihad olarak bakması gerektiğini söyleyebiliriz. Bunun yanısıra Çeçen cihadının hedefi müslüman birliğinin sağlanmasıdır. Bu hedef, Müslüman Ümmetin özgürlüğü ve Şeytanın hile ve tuzaklarından kurtulmasının yolu ve silahı olacaktır.
    Bunun yanısıra, Dağıstan ve Çeçenistanla birlikte tüm Kafkasya bölgesi İslam Hilafetinin bir cüzüdür ve bu nedenle cihad bölgeyi kafirlerin işgalinden temizlemektir. Her müslümanın görevidir ve bizlerden her birimiz bu görevi alemlerin Rabbı Allah'ın adına yerine getirmekle yükümlüyüz.
    Devamla şöyle diyor:
    «Джихад в Чечне не нов и скорее это один из этапов джихада, который восходит к битве при Бадре под руководством пророка Мухаммада (алейхи салату васалам), или, может быть, еще раньше к сражению между пророком Даудом и Джалутом. Борьба за Чечню — это еще одна страница в истории вечного джихада для достижения действительной справедливости во имя Аллаха».
    Çeçenistan'da cihad yeni değil ve bu, Bedir' de Resulullah'ın – sallallahualeyhivasellem - komutasında yürütülen cihada, belki ondan da önceye – Davud peygamberle Calut arasındakı savaşa kadar uzayan, sadece bir süreçtir.
    Şeyh Eymen ez-Zevahiri devamla diyor:
    Zelimhan Yandarbiyevin İslamı ve cihadı harika fehmi ve kendi halkı adından söylediklerine binaen, çeçenler bu güne kadar 450 yıl boyunca haça tapanlar ve Rus komünist birliklerine karşı direnişi yürütmeyi başarmışlar.
    İşte bu nedenledir ki, kibirli işgal güçleri onların kahramanlıklarını, direniş ve zaferlerini gizlemekteler.
    Çeçenler, Allahın izniyle, birinci çeçen savaşında kazanmış oldukları zaferi bu güne kadar süren ikinci çeçen savaşında da kazanacaklardır. Nitekim, aynı zaferi alim, mücahit Emir Muhammed ibn el-Kerim el-Hattabi – rahimahullah – komutasında Rif halkı el-Aksa el-Mağrib'te İspanyollara karşı çok meşhur Annual savaşlarda kazanmıştılar. O savaş ki, bin mücahit 25 bin İspanyol askere karşı savaşarak 16 bin kadarını mahvetmiştiler.
    Eminim ki, Araplar ve Kıptilerin çoğu Annualın ne olduğunu bilmiyorlar ve okullarında tahrif edilmiş tarih derslerinde bu konuda hiç bir şey söylenmemiştir. Nitekim, gerilla savaşının tarihçileri onu emperyalizmden kurtuluş mücadelesinin en büyük savaşçılarından saymaktadır. Şeyh Ebu Musab el-Suri – Allah onu esaretten kurtarsın – Taliban hakkında yazmış olduğu kitabında Mao Tszedunun el-Hattabi – rahimahullah – hakkında: “O benim gerilla savaşında en büyük mürşitlerimden olmuştur” dediğini yazar.
    Şöyle bir soru sorulabilir: Çeçenistanın Mısır, Tunus ve Libyadakı olaylarla ilişkisi nedir?
    Cevap olarak şunu söylemek istiyorum.
    Onların arasındakı ilişki o ki, Çeçenistan mücadele etti ve kazandı. Şimdi de mücadele ediyor ve Allah'ın izniyle kazanacaktır. Çeçenistan bir ya da iki yıl mücadele etmemiştir, bilakis, 450 yıldır mücadele veriyor.
    Soru gün gibi kesindir – Bu, İslam devleti kurmak için özgürlük mücadelesi veren müslüman ülkedir.
  • Nitekim, gerilla savaşının tarihçileri onu emperyalizmden kurtuluş mücadelesinin en büyük savaşçılarından saymaktadır. Şeyh Ebu Musab el-Suri –Taliban hakkında yazmış olduğu kitabında Mao Tszedunun el-Hattabi – rahimahullah – hakkında: “O benim gerilla savaşında en büyük mürşitlerimden olmuştur” dediğini yazar.
  • Bilindiği gibi Che Ernesto Guevara 9 Ekim 1967 yılında Bolivya ordusu tarafından yakalanılarak infaz edilmişti. Öldürüldükten sonra Che'nin elleri kesilmişti ve bu olaydan doğrudan sorumlu olan kişi ise Bolivya ordusunda görevli olan Roberto Quintanilla Pereira'ydı. İşte bu içeriğimizde tüm dünya devrimcilerinin en nefret ettiği kişilerde baş sıraya oynayan Roberto Quintanilla Pereira'yı 3 kurşunla öldürerek Che'nin intikamını alan kadın olarak bilinen Monika Ertl'in hikayesini ele alacağız.

    Her şey bu Alman kızın Bolivya'ya gelmesiyle başlıyor...

    Her şey bu Alman kızın Bolivya'ya gelmesiyle başlıyor...
    Monika Ertl, 7 Ağustos 1937 yılında Almanya'nın Münih kentinde dünyaya gelmiş. Sinemacı olan babası 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Bolivya'ya yerlemiş ve burada bir yandan film çalışmalarına devam ederken bir yandan da çiftçilik yapmış. Monika'nın hikayesi ise 1952 yılında tam 15 yaşındayken Bolivya'ya gelmesiyle başlıyor.

    Belgesel yapımcısı, yönetmen, kameraman...

    Belgesel yapımcısı, yönetmen, kameraman...
    Monika, Bolivya'ya geldikten sonra babasından öğrendikleriyle o da sinema sektörüne atıldı ve birkaç film çekti. 1958 yılında genç bir kadınken yine Almanya'dan Bolivya'ya göçen bir maden mühendisiyle evlendi. Kocasının işi dolayısıyla bir süre Şili'de kaldıktan sonra Bolivya'ya geri döndüler.

    Boşanması ve ideolojik olarak gelişimi...

    Boşanması ve ideolojik olarak gelişimi...
    Kaliforniya'ya yerleşmek isteyen Monika'nın bu hayalleri maalesef gerçekleşmedi ve Bolivya'da kaldı. Bu sırada kocasıyla boşandı. Kardeşi Beatrix'in anlattığına göre oldukça çalışkan bir kadın olan Monika yarı zamanlı olarak öğretmenlik yapıyor arta kalan zamanlarındaysa çeşitli seyahatler düzenleyerek çocuklar için yardım topluyordu. İşte bu seyahatler sırasında tanıştığı insanlar Monika'nın ideolojik olarak sola yakınlaşmasını sağladı.

    Radikalleşme süreci...

    Radikalleşme süreci...
    Monika, birçoğu yerli olan yoksul aileler yararına çalışırken gördükleri sayesinde daha da radikalleşti ve Guevarist milislerin oluşturduğu ELN yani Ulusal Kurtuluş Ordusu'na sempati duymaya başladı.

    ELN dönemi...

    ELN dönemi...
    Che Guevara'nın öldürülmesiyle ELN'ye katılan Monika burada yerli dillerinde "genç kız" ya da "kız arkadaş" anlamlarına gelen "İmilla" adını aldı. Ailesinden iyice uzaklaşan Monika babası tarafından kovuldu. Bu sırada ailesiyle senede bir defa mektup yoluyla iletişime geçmeye başlayan Monika zaman zaman da deşifre olmamak için onlara şifreli mektuplar gönderdi. Mektuplarda ailesine iyi olduğunu ve onu merak etmemeleri gerektiğini söylüyordu.

    Che'nin intikamı...

    Che'nin intikamı...
    Yaralı olarak ele geçirilmesine rağmen infaz edilen ve daha sonra da elleri kesilen Che Guevara'nın intikamını almak için tüm solcu gruplar can atıyordu. Ve en büyük hedef de bu infazdan ve ellerinin kesilmesinden sorumlu olan Bolivya Ordusu komutanlarından Roberto Quintanilla Pereira'ydı. Gerilla kamplarında eğitim gören Monika'nın da tek hayali Pereira'yı cezalandırmaktı.

    Pereira'nın kaçışı...

    Pereira'nın kaçışı...
    Roberto Quintanilla Pereira can güvenliği endişesiyle Bolivya Hükümeti'nden Almanya'nın Hamburg kentine konsolos olarak atanmasını talep etti. Bu talebi karşılık bulan Pereira hemen yeni görevine ve yeni görev bölgesine atandı.

    İntikam zamanı...

    İntikam zamanı...
    Pereira'yı cezalandırma kararı alan Monika sahte bir Arjantin pasaportuyla önce İsviçre'ye oradan da Hamburg'a geçti. Tarihler 1 Nisan 1971'i gösterdiğinde tüm zarifliği ve güzelliğiyle Bolivya'nın Hamburg Konsolosluğu'na gider. Kendini öncesinde konsolos Pereira'yla görüşmek isteyen bir Avustralyalı olarak tanıtmıştır. Pereira'nın odasına girdikten sonra çantasında Revolver'ini çıkartır ve yakın mesafeden 3 el ateş ederek Pereira'yı orada öldürür.

    Ve son olarak öldürülmesi...

    Ve son olarak öldürülmesi...
    Monika 2 yıl Fransa'da kaldıktan sonra 1973 yılında Bolivya'da görüldü. Eski bir Nazi savaş suçlusu olan ve Lyon Kasabı olarak bilinen ve hatta babasının arkadaşı olan, Monika'nın 'amca' diyerek büyüdüğü, 2. Dünya Savaşı sonrası Bolivya'ya iltica ettikten sonra "soğuk savaş" döneminde ABD'nin Latin Amerika'daki sol-devrimci hareketi engellemek adına görevlendirdiği ve Bolivya Hükümeti adına çalışan ajanlardan biri olan Klaus Barbie tarafından tuzağa düşürülerek 12 Mayıs 1973 günü öldürüldü ve bedeni Bolivya'da hiç kimsenin bilmediği bir yere gömüldü.

    Alıntı
  • “Aşkım benim, bir gelincik bir gerilla savaşçısı gibi hazırlıklı geldin yaşamıma”
  • Bir zamanlar Arafat'a Filistinliler gelmişti. Biraz para toplanmıştı. Onların bizim yanımıza gelmelerine izin verilmemişti. Bu yüzden biz onların yanına gittik. Hem paraları sayıyor, hem sohbet ediyorduk. Birden ezan sesi yükseldi. Paraların geri kalan kısmını saymadan öylece bıraktılar, sözlere de artık kulak vermediler. Sanki birden delirmişlerdi. Bizi bıraktılar. Bir de baktık ki, dağ kenarındaki kum ve çakılların üzerinde bir saf tuttular. Ne kilim serdiler ne de hasır. Tümü de mücahit-gerilla idi. Çoğunda toprak renginde gerilla elbiseleri vardı. İlk defa namazda birtakım anlamları kavradık. ?Bismillah' dedikleri zaman kıyamı anlatmak istiyorlardı. Bunu hissettik. Kıyam! Yerden kalkmak! Kıyam kavramına canlılık bahşetmek. Sebat etmek. Direnmek. Ve başkaldırmak. Sonra duaya koyuldular. ?Ya Rabbi, bizi falan hastalıktan koru! Bizim borcumuzu eda et!' şeklinde yaptığımız dualara benzemiyordu duaları. ?Rabbimiz diyorlardı, ?Bize yardım et. Senin yardımınla bu zalim ve alçakların Fantom'larını, havan toplarını, B-52'lerini ve tanklarını vuralım.' İşin sosyal ve siyasi boyutu budur.
  • İspanya iç savaşı sırasında daglarda savasan bir gerilla grubunu anlatır. Eskiden kliselerdeki çanlar, vaftiz, ölüm, nikah, törenlerinin yani sira zafer kazanmak gibi onemli olaylarin duyurulmasindada kullanilmasindan bahseder.