Yabancılaşmanın diğer bir katmanı ise her daim kendimize karşı gizemli kalacağımız gerçeğidir. Bir sabah uyandınız, garip bir neşe! Veya başka bir sabah uyandınız, içinizde anlamadığınız bir sıkıntı! Bir düşünsenize, gün içerisinde ne kadar çok kendimize dair "anlamadığımız" an yaşıyoruz. Bu sadece düşünceler veya duygularla ilgili de değil. Koşmayı çok severim. Düzenli de koşarım. İki gün önce bir şey oldu ve şu an ağrım olduğu için koşamıyorum. Ne oldu? Hiçbir fikrim yok. Her zaman yaptığımdan farklı bir şey mi yaptım? Bildiğim kadarıyla hayır. Bedenimiz olsun, duygularımız olsun, düşüncelerimiz, sezgilerimiz olsun, bize her daim kendilerini bir parça gösterip, bir parça gizleyeceklerdir
Heidegger'e göre hayatın belirsizliği, bilinmezliği ve hep tekinsiz olacak olması nedeniyle kendimizi hiçbir zaman "evimizde", "yerimizde yurdumuzda" hissetmeyiz. Her daim bir
parça diken üzerinde oturarak yaşarız. Bu, hayatın getirdiği koşullardan biridir. Tam da bu sebepten ötürü, kendi hayatımıza her daim bir parça yabancı kalmaya mahkumuz. Yarın sabah ne olacağını bilmeden uyumak, iki hafta sonra işinizin olup olmayacağını bilmeden yaşamak, bir ay sonra hayatta olup olmayacağınızı öngöremeden ilerlemek zaten insanı baştan bir parça kendine ve hayatına yabancı kılar. Yapacak bir şey var mı? Belki olanla kalmak.
Yabancılaşma ile otantiklik meselesini aynı bölümde ele almak istedim, çünkü yabancılaşma ve otantiklik bir madalyonun iki yüzü gibidir. Biri, yani yabancılaşma, kendimizi kaybettiğimiz, sürüklendiğimiz, öylesine yaşadığımız bir hayatın en öne çıkan özelliği iken, diğeri, yani otantiklik, kendimiz olabildiğimiz, sesimizi duyurabildiğimiz, kendi hayatımıza şekil verebildiğimiz bir hayatın temelidir.
sabit bir kendilikten bahsetmemiz mümkün değildir. Dinamiktir. Aynı anda çok şey isteriz, hissederiz, düşünürüz. Aynı anda birçok yere birden hareket etmek isteriz. Çelişkilidir. Çok istediğiniz bir yerdeyken bile bir yanınız başka bir yerde olmayı diler. Çünkü orası da istediğiniz bir yerdir. Ve her daim çatışmalıdır. Kendimizi çok iyi hissederken bile küçücük bir yanımızla da olsa rahatsız hissederiz. Öteki taraftan en rahatsız, mutsuz zamanlarımızda bile öyle bir an gelebilir ki kendimizi iyi hissedebiliriz.