Gözde Ç.

Kierkegaard'a göre insanı insan yapan sonluluk ile sonsuzluk arasında sıkışmış olmasıdır. Hayatımıza dair her unsuru ve hatta hayatımızın tamamını yaşamaya değer kılan, bir sonumuz varken sonsuz ayrı ihtimale sahip olmamız ve bu ikisi arasındaki gerginliktir. Düşünsenize, yeni biriyle tanıştınız ve çok aşık oldunuz. Kierkegaard'a göre ilişkiye bu gerginlikle sarılırız. Bir yandan bu ilişkinin bir sonu olacak (en iyi ihtimalle biriniz öldüğünde) ama bu sonlu zamanda yapılabilecek, olunabilecek, gerçekleşebilecek sonsuz ihtimal var. Dolu dolu yaşamanın anahtarı kaybedecek olduğumuzu kabul etmekten geçer.
Sayfa 123·Kitabı okudu
Reklam
Birini veya bir şeyi hayatımıza alırken, kendimiz için var ederken, aynı zamanda bir gün gelecek yokluğuna da yer açmış oluruz. Kayıp karşısındaki bütün kırılganlığımız buradan gelir. Kaybetmekten korkmak demek bağ kurmak, önemsemek, umursamak demektir. Bağ kurmak demek o şeyle canlı hissederken, onun yokluğunda boşluğunu hissetmek demektir. Yas ise o boşlukla ne yapacağımızı bulmaya çalıştığımız, çabaladığımız, bocaladığımız bir hal.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Heidegger'e göre insan olmanın değişmez ve dışlanamaz parçalarından biri umursamaktır. Dünyaya göbekten bağlı olduğumuz için, hiçbir zaman kendimizi tamamen dışarıdan izole ederek yaşayamayız. Bulunduğumuz ortamın sıcaklığına, etraftaki kokulara, seslere duyarlı olduğumuz gibi, bizleri sarmalayan ve bizlerin kişisel dünyasının bir parçası olan ötekileri de sürekli olarak umursama halindeyizdir. Ancak bu güçlü bağ bazen sahip çıkılması zor hale gelir ve "umursamıyormuş gibi" yapabiliriz. Bunu zaman zaman arkadaş sohbetlerinde duymak mümkündür. Örneğin "Beni çok kızdırdı ama umurumda değil" diyen kişi sessizce hem çelişkiye düşer hem de umursadığını itiraf eder. Bizim dünyamızın parçası ise öyle ya da böyle umursarız. "Umursamıyorum" dediğimizde bile.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Ancak gerçek anlamıyla yetişkin olmak dernek bir yandan ailemize ve onların bize sunduğu dünya görüşüne kendi içimizde sahip çıkarken, bir yandan kendi sesimizi bulmak ve duyabilmek, ayrıca dünyada karşılaştığımız tüm farklı seslere açık durabilmek demektir.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Gözümüz sadece ötekinde kaldığında, ötekine göre her davranışımızı ve hatta ruh halimizi şekillendirdiğimizde kaçırdığımız kendimiz oluruz. Tamam, öteki benden bunu, şunu ve onu isteyebilir, ama ben ne istiyorum? Tamam, ailem doktor olmamı, onun puanını tutturamazsam avukat olmamı isteyebilir, ama ben ne istiyorum? Bu "Ama ben ne istiyorum?" veya "Ama benim hoşuma gidiyor mu, bana iyi geliyor mu?" soruları kendiliğin keşfinin başladığı noktadır. Varoluşçu bakış açısı gelişimsel olarak odağımızın kendiliğinden, zaman içinde, kendimize kaydığını iddia eder.
Sayfa 103·Kitabı okudu