Hadiselere bakıldığında, herkes niyetine göre bir rolde yer almıştır. Kardeşleri kendisinden ‘kurtulmak’ niyetiyle Yûsuf’u kuyuya atmış; kuyuda bulan kervancılar ‘para kazanmak’ niyetiyle alıp köle pazarında satmış; satın alan kişi ‘ileride bir faydası olur’ düşüncesiyle almıştır. Hakikatte olup biten ise “ilahi takdire hizmet”ten ibarettir.
Hz. Peygamber’in Mekke’yi fethettiğinde söylemiş olduğu; “Bugün ben size Yûsuf’un kardeşlerine söylediğini söylüyorum. ‘Yaptıklarınızı yüzünüze vurmayacağım! Geçmiş geçmişte kaldı.’” ifadesi sûrenin verdiği, dünün dünde kaldığı, bugün yeni bir sayfa açmak lazım geldiği mesajının Hz. Peygamber’in (s.a.v) ruh dünyasında ne denli yer ettiğini göstermektedir.
Sonra kudsî nebî getirilen bu ilk meyveyi oradaki çocuklardan en küçüğüne verir. Çünkü o en küçük çocuk hem masumiyetiyle rahmetin celbine vesiledir, hem de çocukluğuyla o turfanda meyveyi orada canı en çok çeken kişidir.
Ona ilk iman edenlerden biri olan Gıfârlı sahabi Ebu Zer ise, güneş batarken Mescid-i Nebevi'de Peygamber aleyhissalâtu vesselamla beraber gurubu seyrettikleri o anı unutamaz:
"Bana: 'Ey Ebâ Zerr! Biliyor musun bu güneş nereye gidiyor?' diye sordu. Ben 'Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!' dedim. ‘Arşın altında secde etmeye' buyurdu ve ‘Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider' âyetini okudu."