Geceden karanlık düşünceler, kapısını çalmıştı yine. Son bir yıldır, yılgınlık dolu düşüncelerden kendini kurtaramıyordu. O kadar alışmıştı ki bu ruh haline, sanki kendisi misafirdi artık kendine. Gitmesi gerektiği halde gidemeyen, utanmaz ve gereksiz biri gibi hissederdi kendini. "Bir gün" der, iç çekerdi. O bir günün hiçbir zaman gelmeyeceğini bile bile. Bir sokak köpeği gibi, gecenin bu vaktinde yalnız ve umarsızca otururken bankta, nedenlere düşmeye başladı yine. "Neden yaşıyorum ben? Neden?" diye...
Evet ona olan saygımı çoktan yitirdim. Birkaç kişinin lafıyla hayatına yön veren elalem ne der korkusuyla iki adım öteye gidemeyen kendisine bile öz saygısı olmayan birine mi saygı duyacaktım?
Orhan, Türkan'ın gençlikteki ilk aşkıdır. Bir süre birbirleri ile ilgilenmişlerdir ancak Orhan Rüya isimli bir kadın ile evlenir. Rüya, tahsilini yapmak için yurtdışına gider. Orhan'ın Rüyayı bekleyişleri gitgide uzamaktadır, yavaştan Rüyanın geri gelmeyeceğini anlar ve umudu keser. Sonrasında, bir zamanlar ilgilendiği, sonra vazgeçip acı çektirdiği, en sonunda dönüp dolaştığı Türkan'a gider ve evlenme niyetini açıklar. Birbirlerinden ayrı odalarda, yataklarda, hayatlarda birer ev arkadaşı olmaktan öteye gidemeyen bu çift beraber uzun yıllarını geçirmişlerdir. Ancak, bu hikaye Orhanın vefatı ile biter ve başlar. Orhandan kalma sarı nostaljik karavan ile Türkan bir seyahate çıkar. Hayatını bir odadan çıkarıp, dünyaya, insanlara taşımaya başlar. Ulaş ile tanışır, sohbetler eder, ilk kez görüldüğünü hisseder. Sonrasında kendisini hiç bilmediği tahmin etmediği bir hikayede, yeni insanlarla kendine bir hayat kurmuş şekilde bulur. İlk kez kendi evini dayayıp döşer, eşyalarını seçer ve artık kendi olma girişiminde başarıya ulaşmıştır. Çiçek açmaya başlamıştır.
Kısa ve öz bir kitaptı. Alışıldık geldi. Ama okumaktan da pişman değilim.
7/10