Her şey sandığım gibiydi. Sanki her şey, dışarıya çıkarken odada gözcü bıraktığım gözlerimin düşümde bana anlattığı gibi olmuştu. İspatı olmayan soyut bir şahidin yeminine güveniyordum. Dostumun yatağı soyulmuştu fakat havlusu başlığında hâlâ seriliydi. Hemen eğildim ve yatağın altına baktım. Papuçları ona verdiğim randevuyu bekliyordu. Sanki az önce çıkarılmış üzerlerinden sıcaklığı atamamış ve yol yorgunuydular. Sahipsiz de olsalar bir bilincin gölgesindeydiler. Pencereye yürüdüm. Defneye, kaldırıma, saksılara baktım. Battaniyeden ve çarşafdan iz yoktu. " Belki de alıp yaktılar, kan lekeleri de kuruyup görünmez hale geldi " diye düşündüm, inandım. Gönül rahatlığıyla yatağıma oturdum ve kafamda düşünecek bir şeyler yaratılmasını bekledim.. Uzak yahut yakın anılar, sözler ve görüntüler halinde tutarsız bir sıra içinde düşünceme dökülüyordu. İçlerinden bana en lazım olanı seçmek istiyordum. İçlerinden dostumun ilk geldiği günü beğendim. İşte yine kanlı canlı karşımdaydı. Yatağımda uzanmış, düsüncemde, karantinadan önceki hayatımı yakalamaya çalışırken birden bire kapı açıldı. Derhal doğruldum. Elinde siyah, silindir, sporcu işi bir çanta vardı. Doğruca odanın ortasına kadar yürüdü. Ondan ürktüğümü düşünmüştü, gülümsedi. Hiç beklemediğim bir anda düştüğüm bu ortaklıktan afallamıştım ve sanki odaya gelen benmişim gibi " Merhaba " dedim ve beynim zehir gibi bir utançla yandı. " lanet olsun, artık gidene aptal olduğumu düşünecek " diye içimden geçirdim. "Merhaba" diye cevap verdi. Çantasını olduğu yere bıraktı. Yatağına gitti ve oturdu. " sanki bir cezaevi burası " deyip kahkahayı attı, benden muhakkak onay bekliyor diye düşünüp başımla onayladım. " Fazla kalmaya gelmez burada" diye ekledi ve kalkıp çantasını aldı ve onu boşaltmadan olduğu gibi yerleştirdi. Cebinden bir