Evet, sonunda üç kitaba da ulaştık. İlk iki kitabı büyük bir heyecanla okumuştum, bu üçüncü kitabı da aynı tutkuyla ve merakla bitirdim. Her sayfasında kalbim hızla çarpıyor, her olayda heyecan doruğa çıkıyordu. Bu yeni kitapta Zülfikar ve Adem’in kaçırılmasıyla başlayan karmaşık ve sürükleyici olaylar zinciri var. Zülfikar’ımdan ne istediler, neden onu hedef aldılar, hâlâ çözmeye çalışıyorum. Onun yanında, başka birçok gizem ve sır da açığa çıkıyor. Bildiğimiz üzere, tüm bu karmaşa Kız Kulesi’nin etrafında şekilleniyor. Kız Kulesi, kitabın en önemli merkezlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor ve orada yaşananlar, tüm hikayenin kaderini belirleyecek gibi görünüyor.
Kitap boyunca, Kız Kulesi’nin çevresinde uçak ve tren gibi araçların etrafında beliren gizemli ışıklar gözlemleniyor. Bu ışıkların anlamı ne? Uçağın ansızın yanması, trenin adeta ikiye bölünmesi gibi trajik ve gizemli olayların perde arkasında bu ışıklar mı var? Burada anlatılanlar, ışıkların varlığına bağlı olarak gelişiyor ve olayların sırlarını çözmeye çalışırken biz de bu ışıkların etkisini anlamaya çalışıyoruz. Ancak Kız Kulesi’ne ne olacak, o hala büyük bir muamma olarak duruyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu sorunun yanıtını arıyoruz.
Bir diğer önemli detay ise, bu ışıkların ortaya çıkışı ve olayların gelişimi, Zülfikar, Yağız, Ömer ve Sedat’ın döneminde, yani 2035 yılında değil, 2018 yılında gerçekleşiyor. Bu tarih farkı, hikayede farklı zaman dilimlerinde yaşanan olayları birbirine bağlayan kritik bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden baş kahramanlarımız da değişiyor; bu kez Alexa, Hızır, Eylül, Aslı ve Ertuğrul’u takip ediyoruz. Özellikle Hızır, önemli bilgiler keşfediyor ve hikayenin ilerleyişinde kilit bir rol oynuyor. Onun buldukları, tüm olayların akışını değiştirecek gibi