Uğur Mumcu'nun şu sözleriyle başlamak istiyorum:
"Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurulduk.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi..."
Harun Karadeniz, 68 kuşağı öğrenci hareketlerinin önderlerindendi. Kendi deyimiyle de "Giresunda yoksul bir ailenin çocuğu" olarak 1942'de doğdu ve 1975'te sağ dirseğindeki tümörle mücadele vermeye çalışırken 12 Mart faşist döneminde, işkenceler nedeniyle öldü.
Siyasi olaylarla üniversite yıllarına kadar iç içe olmayan Harun Karadeniz, üniversite yıllarında işçi sınıfının kurtuluşunun gerekliliğine inanarak devrimci mücadelenin içinde buluyor kendini. Tonlarca soruşturma açılıyor Harun Karadeniz'e, ardı arkası gelmeyen mahkemeler, tutuklama kararları. Sorgu yapılırken "Nasıl solcu oldun?" diye bir soru yöneltiyor polis, Harun şu cevabı veriyor, "Biz fakirden ve Türkiye'den yana olduk. Olay kısaca bundan ibaret. Biz, işte böyle bir gelişmenin sonucu solcu olmuş olduk."
Hasta olduğunu 1969'da öğrendi Harun Karadeniz, yurtdışında tedavi olmasının gerektiğine dair sağlık kurulu kararı çıkmasına rağmen, göndermediler Harun'u. 12 Mart düzeni, Harun Karadeniz'i tedavi edilmemesi için farklı sebeplerle tutukluyordu sürekli. Büyük uğraşlar sonucu yurtdışına çıkabildi ve kolu kesildi, tedaviye geç kalındığı için de öldü. Harun Karadeniz hapisteyken eşi, İstanbul sıkıyönetim adli müşavirine, "Neden onu tutuyorsunuz?" diye sorduğunda, karşılık olarak "Ölmesini istiyoruz" denildi.
O dönemlerde sayısız işkenceye maruz bırakılan onlarca gençten biriydi Harun Karadeniz. Harun