• ''Ruhsallık açısından, kendi kendimi yıkıma uğratıyorum; artık, yaşıyor sayılamam. Duyarlığım, taşların düzeyinde ve asalaklardan kurtulmasına az kaldı, terk edilmiş şantiyelerin böceklerinden kurtulmasına.

    Ama bu ölüm, çok incelikli bir ölüm; benden doğan bu ölüm, etimin bir çeşit seyreltilmesi biçiminde gerçekleşiyor. Zekânın artık kanı yok. Kara basanların mürekkep balığı, tüm mürekkebini saldı, bu da aklın çıkış yollarını kapadı; bir kan ki bu, bıçağın ağzını tanımamış bir eti, damarlarına dek çürüttü.

    Ama kanallarla dolu, bu seyreltilmiş yoğun olmayan etin tepesiyle en altı arasında, gizilgüç halinde bir ateş dolanıyor. Bir ışığın gittikçe parıldattığı korlar, yaşamı kendi çiçekleriyle birleştiriyor.

    Yoğun gök kubbenin altında bir adı olan her şey, bir yüzü olan her şey — bir üfleyişin düğümü ve bir titreyişin ipliği olan her şey, bütün bunlar, bu ateşle birlikte dolanıyor ve karşı yönden aynı etin dalgaları geliyor; bu katı ama seyreltik ve bir gün kan seli gibi kabaran etin dalgaları.

    Gördüğünüz mumya, biçimlerin kesiştiği yerde kalakalmış bir mumya; her şeyden habersiz, bu yaşayan mumya, boşluğunun sınırlarını bilmiyor, ölümünün nabız atışlarından ürküyor.

    Mumya, kendi iradesiyle boy verdi; yöresinde tüm gerçeklik deviniyor. Ve bilinç, bir düşman gibi, borçlu güçlülüğünün tarlasında ilerliyor.

    Bu mumyada bir et yıkımı var; zihinsel etinin karanlık sözlerinde, bu eti koyamayacak kadar güçsüzlük var. Bu mistik etin tüm damarlarında koşan bu düşünce, her sıçrayışıyla bir tür doğurma eyleminde bulunuyor ve bu yanlış hiçliğin ateşinde yok olup gidiyor.

    Ah! bu düşünceyi besleyen baba olmak, bu doğuşun ve bu dünyanın çoğaltıcısı olmak, bütün sonuçlarına kadar.

    Ama tüm bu et, yalnızca doğuşlardır ve yalnızca yok oluşlar, yalnızca yok oluşlar... Yok oluşlar.''
  • Burada hayal edilen durum, insan doğasının derinliklerinde gizlenmiş,pusuya yatmış bir çıbanı ortaya çıkarıyor. İnsanlar genellikle böyle korkunç denemelerle karşılaşmaya çağrılmazlar. Ama gizilgüç olarak ve belli belirsiz anahatlarıyla, böyle bir deneme belki de bütün insanların doğalarında gizliden gizliye kımıldar durumdadır. Böyle bir deneme, düşlerimizin gizli aynasında, belki de her birimize karanlık bir biçimde yansıtılır. Çocukluktan çok iyi bildiğimiz, hani o, bir aslanla karşılaşma düşü, umudun ve umuttan doğan gücün gittikçe zayıflayıp tükenmesiyle o değişmez son; aslanın önünde yere serilme, insan doğasının gizli zayıflığını açığa koyar -kendine karşı derinde yatan yalanını gösterir-, sınırsız ihanetini belgeler. Bu düşü görmeyen bir tek kişi yoktur belki aramızda; belki de bu düş, insanın acıklı yazgısı yoluyla, kuşaklar boyu her birimiz için Cennet bahçelerindeki ilk günaha çağrıyı yineler. Bu düşte her birimize, kendi bireysel istencimizin zayıf noktalarını hedef almış bir yem sunulmaktadır; bir kez daha, onu bir ören lüksünün köleliğine çağıran bir tuzak kurulmuştur; bir kez daha, insan ilk Cennet'te olduğu gibi kendi seçimiyle oradan atılır; yine, sonsuz bir yinelemeyle, yaşlı dünya, gizli mağaralarından, evlâdının zayıflığı üzerine feryatlarını gönderir göklere. " Doğa, bulunduğu yerden, bütün yapıp ettiklerini bir bir sayarak," yine "her şey yitip gittiği için ah ! vah ! eder" ; ve yine, Tanrıya sonsuz karşı çıkıştan dolayı üzüntülü, göklere ters ah ! vah ! 'lar yinelenir. Düşler dünyasında her birimizin kendi adına, ilk haddini bilmezliği onaylaması da olasılık dışı değildir. Düşlerde, belki de gece yarısı derin uykudaki birinin bir an bilinçte parıldamış, ama her şey biter bitmez bellekte kararmış, gizli bir çatışmanın etkisi altında, gizemli ırkımızın çocuklarından her biri , ilk kovuluş ihanetini kendi yönünden tamamlar.
    Thomas de Quincey
    Sayfa 41 - Yapı Kredi Yayınları
  • Önümde, arkamda, yüzümde, gözümde, kalbimin en derininde. Sen...
    Yaşandıklar, tanıklar, sana beni hatırlatır,
    Her şey de sen varsın.
    İçimdeki gizilgüç'sün...
  • bir denizde bir öykünün sayısızdır yolları
    kimi vurgun yemiş gizilgüç
    kimi ahtapotun kolları
    Murathan Mungan
    Alabalık ile Siyambalığı
  • Ama aslında biz, zengin ve yüksek eğitimli beyazlar
    kendi arkamızı çıplak bıraktık. Ön çıplaklığımızı biraz felsefeyle
    kapatıyoruz (Hıristiyan, Marksist, Freudo-Psikanalist)
    ama kıçımız açıkta, şark rüzgarlarının insafına kalmış.
    O zavallı yerli, diğer yandan, arkasını korumak için bir teolojinin
    incir yaprağına kendini aşma deneyiminin kuyruk
    yamasını eklemek akıllılığını gösterdi. Hazırlanmış veya
    gelecekte hazırlanabilecek herhangi bir uyuşturuoo veya
    meskalin etkisi altında olanlarla insan hayatının nihai
    amaç ve sonu: Aydınlanma. Muhteşem Hayal'in gerçekleşmesini
    eşit tutacak kadar aptal değilim. Bütün önerdiğim
    şu, meskalin deneyi Katolik teologların tanımlamalarıyla
    "bir bedava kerem" , kurtuluş için gerekli değil, ama gizilgüç
    olarak yararlı ve eğer alışverişi kolaylaştırılırsa şükranla kabul edilmeli. Sıradan algılanmanın kalıplarından sıyrılmak,
    birkaç zamansız saat için dış ve iç dünyaların gösterilmesi,
    hayatta kalma saplantısıyla yüklü bir hayvana
    veya kelime ve fikir saplantısı olan bir insanoğluna göründükleri
    gibi değil, ama Özgür Akıl tarafından algılandıkları
    gibi doğrudan ve koşulsuz olarak; herkes ve özellikle entelektüeller
    için paha biçilemez değerde olan bir deneyim
    bu. Entelektüel için ise tanım gereği, Goethe'nin deyimiyle
    "sözcüğün aslında verimli" olduğunu kabul eden insan
    için demek. O "gözlerimizle algıladığımız, öyle olmasıyla
    bize yabancıdır ve bizi derinden etkilemesi gerekmez" şeklinde
    hisseden insandır.
  • "Tıpkı meşe ağacında gelişen bir palamut gibi ..." Ne kadar özgürleştirici ve aydınlatıcı bir imge! Çalışmalarımda bana yeni bir bakış açısı kazandırarak psikoterapiye yaklaşımımı sonsuza dek değiştirdi: benim görevim hastanın yolunu tıkayan engelleri kaldırmaktı. Bütün işi ben yapmak zorunda değildim; gelişme arzusu, merak, irade, hayat coşkusu, ilgi, sadakat ya da bizi tamamen insan yapan sayısız özellik konusunda hastayı teşvik etmek zorunda değildim. Hayır, benim yapmam gereken şey engelleri bulup ortadan kaldırmaktı. Gerisi hastanın içindeki kendini gerçekleştirme güçleriyle körüklenerek kendiliğinden gelecekti.
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 19 - Kabalcı Yayınevi