Birini mi öldürmek yoksa gerçeği mi öldürmek?
Psikolojik derinliği bir hayli olan bu kitap insanların iç dünyasına ve çatışmalarına ayna tutarak dönemin sosyal ve siyasi portresini çiziyor. Yazar bunu özellikle adalet sistemi sınırları içinde yapıyor. Adaletin kişiye göre işleyebileceğini, yasaların yetersiz ve yanlı olabileceğini gösteriyor. Adalet sisteminin aksaklığına hakkında yeterli kanıt olmayan masum bir adamın (değersiz bir serseri) ölüm cezasına çarptırılmasıyla şahit oluyoruz.
Kitapta karakterler çok karmaşık, çok boyutlu ve derin katmanlı olarak işlenmektedir. Bence sırf bu yönüyle bile okunmaya değer bir eser. Karakterlerin karşı karşıya kaldıkları ahlaki ikilimler okuyucuyu da düşünceye sevk edecek türden. Akıl ve duygunun savaşında bir vicdan dramı okuyoruz.
Romanın başkarakteri Meşhur Kraliyet Hukuk Müşaviri Bay Keith Darrant. Keith’in yaşamı bir gece yarısı kardeşinin getirdiği bir haberle sarsılır. Keith bulunduğu konum itibarıyla İngiliz toplumunda üst sınıfı temsil eder. O kanunu, yasaları temsil eder. Ahlaklı görünmeye çalışır herkese. Ancak Keith davranışları ve düşünceleri arasında son derece tezat bir duruş sergiler. Kardeşinin bir cinayete karıştığını öğrenince Keith’in iç dünyasına bir kapı açılmış olur ve gerçek yüzü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Kardeşinin cinayeti onu son derece güç bir duruma düşürecektir. Söz konusu olan her şeyden önce kardeşi değil kendi itibarı ve ailesidir. (Toplumun ahlak anlayışının ne olduğu sorusu da burada cevap buluyor) Statükonun devamını ister. Bireyleri sosyal statülerine göre yargılar. Sosyal düzen bir serseri yüzünden bozulamaz. Keith’in her şeyi kontrol etme gibi bir özelliği vardır ve kitap boyunca da bu özelliğini korur. Kardeşini abilik içgüdüsüyle korumak ister ama bir yandan da mesleğini icra