Selamün aleyküm değerli okurlar.
Bir solukta okuduğum bu ender kitabı hangi kelimlerle hangi cümleler anlatmaya çalışsam eksik kalacağı kanaatindeyim. Çünkü okurken yaşıyorsun, empati yapmaya çalışıyorsun, kendini sorgulama gereği duyuyorsun, sanki kendini kaybetmişsin bu kitap kendini bulmana yardımcı oluyor. Bende bıraktığı tesiri anlatamam ancak eminim okuyan herkeste aynı duyguları uyandıracaktır.
Farah uzun zamandır içinde taşıdığı fâni sevdası onu bâki olan Allah'ın aşkına götürmüş. Eğer Farah bekâya kavuşmasaydı fenâya da kavuşmazdı. Çünkü fenâdan geçmek bekâya ulaştırır. Bekâya ulaşınca, ulaşmak istedikleri ayağının altına serildi. Yüce Allah onu haram sevdadan alıkoyup beslediği sevgiyi, sevdasını, Mirza'sını helal dairede ona nasip etti. Ancak bu sevda için bedeller ödemesi gerektiğinin farkındaydı ve ödedi. Aslında bu sevdanın adı Kudüstü. Sevdiklerinin şehit edilmesiyle yalnız kalmasına rağmen Mirza'sının yarım bıraktığı
davayı bir kadın olarak Farah tamamlamak için üstlendi. Sevdiklerinin yokluğuna, şehadetine ağlayamamak, güçlü kalmaya çalışmak, tam bir teslimiyet ile davasına sarılması gerektiğinin bilincinde olmayı yüce Allah'ın ona nasip etmesi, yer yüzünde ne büyük bir mükafat.
Kitabın hiç bitmesini istemedim. Sona doğru geldikçe kabimin sıkıştığını hissetim. Bu dava yolunda onları yalnız bıraktığımız için, yarım kalan halel sevdaları için, Gazze'yi yetim ve öksüz bıraktığımız için, Müslümanız deyip Gazze'deki kardeşlerimizi görmezden geldiğimiz için vicdan azabı içerisindeyim doğrusu. Bu kitap sayesinden yeniden bir davamızı olduğunu ve bu dava için rahat yataklarımızda, tok sofralarımızda, sıcak evlerimizde değil sahalarda olmamız gerektigini bir tokat gibi yüzüme çarptı.
Bu davaya her şeyini feda ettin..
Sevdanız ahirete kaldı...
Farah sen