Hiçbir şey ateşler içindeyken içtiğimiz bir bardak su veya saatlerce süren açlıktan sonra yediğimiz et kadar lezzetli olamaz. Hastalanıp tıka basa yemek yiyemediği ve şarabını içemediği için bir insana kötü durumda mı diyeceğiz ? Aksine o bedenine ve zihnine dert olan lüksünden kurtulmuştur
Birinin arzuladığı şey, başkasının midesini bulandırır ve bugün beni kovanın kendisi, yarın buralardan kovulacak. Ancak talihsizliğimizde de bu rahatlık var: aynı doğaya, aynı ilahi takdire sahibiz ve erdemlerimizi yanımızda taşırız. Bu nimetiyse Yüce Kudrete borçluyuzdur. Siz buna ister Tanrı, Tinsel akıl, İlahi ruh, kader ya da nedenlerin ve sonuçların değişmez akışı deyin. O öylesine kusursuzdur ki gerekli olan hiçbir şeyi bizden almayıp bizdeki en değerli ve yüce şeyleri yine bize bırakır. Nereye gidersek gidelim gökler bize aynı uzaklıktadır ve kendimizi bu ihtişamlarla eğlendirebildiğimiz sürece ayaklarımızın hangi toprağa bastığının ne önemi var?