lady

lady
@godiva5
çilekli kelle paça
şifa istemem balından
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
CÂNDA
Batman'ın köylerinden birinde kimsesiz olan bir genç daha küçükken ailesinden her kesi kaybeder ve bir süre köylülere çalışan ağaların toprağını süren genç köyün ağasının kızı Canda'ya aşık olur. Canda yakışıklı ve yiğit bu gencin ilgisine karşılıksız kalmaz aralarında uzun bir süre bu sevda devam eder. Çocuk ne yaparsa yapsın fakir ve kimsesiz olduğu için ağanın kızı kendine vermeyeceğini bilir ve ne yapsam diye düşüne durur. Bir süre sonra dağa çıkıp eşkiya olmaya kızın başlık parasını toplamaya ve şan şöhret kazanırsa ağanın ondan korkup kızını vereceğini düşünür. Dağa çıkıp eşkiyalık yapmaya başlayan genç üç yılını böyle geçirir. Arada bir köye gelip kendini gösteren ve Canda'yı gören genç bu ayrılığa daha fazla dayanamaz ve Canda'ya gece seni köyün dışında bekleyeceğim der ve sözleşirler. Bu durumu öğrenen Canda'nın babası ağa Askeriyeye haber verir. Genç sabaha karşın ezan okuyuncaya kadar bekler ama Canda babasından dolayı evden çıkamaz. Canda’nın gelmeyeceğini zanneden genç tekrar dağa doğru yola çıkar. Köyden çok uzaklaşmadan silah sesleri duyulur genç ne oluyor diye köye yaklaşır. Canda'nın babasından kaçıp bir şekilde buluşma yerine geldiğini ve oracıkta sabaha karşın askeriye tarafından vurulup öldürüldüğünü görür ve başlar bu ağıtı yakmaya. Canda Şarkısı Kürtçe Sözleri Canda, tu gul ba biçanda Te sozek we roja han da Şev çû cane tu nehati Ez mam heya mele bang da Tirsim ya dil bejim hina, ew dil lo li ba min tina Tişte bi sere min hatina Him ditirsim him newerim Canda, can bi te disperim Ter nabim çendi binerim Te divem û nikarim bejim Te di nava dil da vedişerim
Hoy Memo
Memo, annesi ve eşi ile köyde yaşayan bir gençtir. Bir gün şeker almak için alıverişe şehre Diyarbakır’a gider. Tabi o zamanlar araç yok, şehre inen bir kaç günden önce dönemiyor köye. memo ise 2-3 günlük yolu beyaz atıyla 1 günde gider ve gelir, gece eve varır gece çok geç saatlerde döndüğü için annesini uyandırmak istemez ve eşinin yanına yatağa girer. Annesi ise oğlunun döndüğünü bilmemektedir. Memo’nun annesi Sefer ana gece uyanır ve gelininin odasının önünden geçerken gelinini yatakta biriyle görür ve oğlunun döndüğünü bilmediğinden gelininin oğlunu aldattığını düşünür. Eline tüfeği alır ve 2 el ateş eder yataktaki oğlana. Gelini feryat figan eder o anda oğlu Memo dönüp son bir defa annesine bakar Memo orda can verir Annesi, vurduğunun oğlu olduğunu görünce, göğsünü yumruklayıp bu ağıtı yakar ve bu günümüze kadar bir halk türküsü olarak dilden dile gelir. Kürt halkı acılarından beslenerek bir kültür yaratmışlardır buda onun en büyük örneklerindendir bir annenin ağıtı günümüzde halaylara şenliklere bir tat katıp Kürt kültüründeki yerini almıştır.
Kerwanê halabê
Yıllar önce, Halep’in sokaklarında genç bir delikanlı yaşardı: Helebê. Gözlerinde hayatın tüm umutlarını taşıyan bu genç, bir gün kalbini tümüyle teslim ettiği Leyla ile karşılaştı. Ancak aşkları, yalnızca birkaç gülüş ve birkaç sözcükle sınırlıydı. Çünkü Leyla’nın ailesi onu başka bir şehre göndermiş, Helebê’yi ise kader, çaresizliğe ve yalnızlığa mahkum etmişti. Helebê her gün, kervanların yolunu gözlerdi. Halep’ten gelecek bir kervan, belki Leyla’yı getirecek, belki de onları sonsuza dek ayıracaktı. Yıllar geçti, Helebê’nin saçları beyazlamaya, gözleri ise derin bir hüzünle dolmaya başladı. Ama yüreği hâlâ aynı aşkla yanıyordu. Bir gün, uzaktan bir kervan görünce kalbi hızla çarptı. Koştu, ama kervanın içinden Leyla çıkmadı. Onun yerine, mektuplar ve uzak şehirlerden gelen haberler vardı. Leyla başka bir hayatın içindeydi artık; Helebê’yi bekleyecek zamanı yoktu. Yüreği paramparça oldu, ama yine de her kervan geldiğinde bir umut ışığı aradı. Şarkının nakaratı gibi, “Hawar dilê dilê lê, dilê lê lê” dercesine sessizce bağırdı Helebê, yalnızlığını ve hasretini gökyüzüne duyurmak ister gibi. Her akşam güneş battığında, Halep’in taş sokaklarında yürürken, adım adım Leyla’ya olan sevgisini, kaybettiklerini ve yılların getirdiği acıyı hissederdi. Ve işte bu yüzden, Kerwana Halebe sadece bir aşk şarkısı değildir. O, kaybedilenlerin, unutulamayanların, yüreğinde acıyı ve özlemi taşıyanların şarkısıdır. Kervan gelir geçer, ama Helebê’nin kalbindeki Leyla hep bir hayal, hep bir yas olur.
Siyabend u Xece
Botan dağlarının serin rüzgârlarıyla çevrili topraklarda, bir zamanlar iki düşman aşiret yaşardı. Bu aşiretler yıllar yılı kin gütmüş, aralarındaki düşmanlık öylesine derinleşmişti ki artık kimse ilk sebebini bile hatırlamaz olmuştu. İşte böyle bir ortamda, düşmanlığın en yoğun olduğu dönemde, iki genç kalp birbirini buldu: Siyabend ve Xecê. Siyabend, yiğitliğiyle bütün Botan’da tanınan bir delikanlıydı. Onun cesareti, dağlarda yankı bulan bir efsane gibiydi. Xecê ise güzelliğiyle köyden köye anlatılan bir genç kızdı; saçları gece kadar siyah, gözleri sabah yıldızı kadar parlaktı. Bir düğün günü kalabalıkların arasında göz göze geldiler ve o an iki kalp bir daha birbirinden kopamayacak kadar derinden sevdalandı. Aileler arasında süren düşmanlık bu aşkı yasak kılıyordu. Ama gönül yasa tanımazdı. Siyabend ve Xecê gizli gizli buluşmaya başladılar. Botan’ın derin vadileri, karla kaplı zirveleri onların sırlarına şahitlik etti. Her gece ay ışığında bir araya gelir, birbirlerine kalplerini açarlardı. Siyabend her defasında Xecê’ye “Sen benim yolumun ışığısın, bu dağların ötesinde bir hayatımız olacak” derdi. Xecê ise gözlerinden süzülen yaşlarla “Kalbim senindir Siyabend, ama ailem seni bana asla vermez. Bizim sevdâmız haram sayılır, bu dünya bize kavuşmayı çok görecek” diye fısıldardı. Onların sevgisi imkânsızlığın içinde filizleniyor, her engel bu aşkı daha da büyütüyordu. Fakat gizli olan her şey bir gün açığa çıkar. Xecê’nin amcası bu aşkı öğrendiğinde öfkesinden gözü döndü. Düşman aşiretten biriyle akraba olmayı onuruna yediremezdi. Xecê’yi eve kapattı, Siyabend için ölüm fermanı verdi. İki genç yine gizlice buluştuklarında, Siyabend ona “Ya birlikte kaçarız ya da bu dağlarda mezarımız yan yana olur” dedi. Böylece çaresiz bir karar aldılar: Botan’ın sarp dağlarına
Müzik