Her nasılsa artık sana, bizden, dünyanın kalabalığı içindeki bizden ve sadece bizi ilgilendiren şeylerden başka hiçbir şey yazamıyorum. Yabancı olan her şey, yabacı. Haksızlık! Haksızlık! Dudaklarım mühürlü, yüzüm kucağına gömülü.
Her şeye rağmen bazen inanıyorum da insan mutluluktan ölebilirse, o zaman benim başıma gelmeli bu. Ve ölmesi gereken biri sırf mutlu olduğu için hayatta kalabiliyorsa, o zaman ben de hayatta kalacağım.
Ve sonra gece yazdığın mektup, tıpkı göğüs kafesinin havayı içine çekmek için genişleyip daralması gibi anlaşılmaz, tıpkı insanın senden nasıl uzak kalabildiği gibi anlaşılmaz.