Feylesof 2071

Feylesof 2071
@goldendream
Her zaman doğrudan yana olmalı insan...
Philosopher
FELSEFE LİSANS
61 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Belediye seçimlerinin zamanında mı yapılacağı (Mart 2019) yoksa bu sonbahara yani erkene mi çekileceği necip Türk matbuatını pek ilgilendiriyor. Malzeme. Ekmek parası. Ne zaman yapılırsa yapılsın, sonuçları biz şimdiden açıklayalım: CHP, "kaleleri" sayılan Edirne, Çanakkale, Tekirdağ gibi yerlerde, herhalde İzmir'de de kazanacak. Ayrıca İstanbul'daki kaleleri Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy'de de. Bu arada Tunceli'yi de unutmayalım. Bir ya da iki kırlık beldede de komünistler kazanır, basın hamşoları bayram ederler, "bu deneyi izlemek gerek" falan diye yazılar yazarlar. Kılıçdaroğlu "biz kazandık, Ak Parti kaybetti" diyecek. Muharrem İnce yeni bir kurultay isteyecek ve başaramayacak. Hayat devam edip gidecek... Filmi görmüştünüz ama yeniden izleyeceksiniz. Ne o, Kemal Sunal filmlerini tekrar tekrar seyretmiyor musunuz? İşte onun gibi bir şey. Bakın bakın gülün. *** CHP'nin varlık nedeni, fonksiyonu, mesaisi "dikta yönetimi altında uygarlık değişimini gerçekleştirmek" olmuştur. Demokrasiyle yapamazdı. Bunu da elhak başardı. Sürülen yaldız şimdi artık sapır sapır dökülüyor ama temelde başardı sayılır. CHP'nin başka hiçbir esbabı mucibesi yoktur ve olmamıştır. "Halkı adam etmeye çalışmış" bir zümre partisidir. Sanayileşme gibi "hayati" bir meseleye aldırmamış, hep "eğitimi" ön planda tutmuştur. Yirmili yılların "otoriter" yönetimi otuzlu yıllarda açık "faşizme" dönüşmüş, faşist CHP kodamanları Atatürk'e bile posta koyar hale gelmişlerdi... Dünya savaşını Almanya kazansaydı CHP'nin de işleri tıkırında gidecekti... CHP'nin işi 1950 yılında bitmiştir. O günden bugüne, tam altmış sekiz yıldır CHP "devrimleri korumak ve kollamak" teranesiyle, iktidardan düşmüş bürokrat zümresini yeniden iktidara getirmek için çırpınmaktadır. Zaman zaman bu işi doğrudan üstlenen darbecilere hep
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ortadoğu'da "asla olmaz!" diye bir şey yok! Her şey olur, oldurulur, olduruluyor! Ortadoğu'nun "orta"sı zor. Çünkü filler hiç terk etmiyor bu bölgeyi ve çimenlerin hali malum. Mesele "bataklık" olma meselesi değil... Mesele bölgeyi çamur gibi yoğuran ve insanı derinden isyana sevk eden bir siyasal/ toplumsal mühendislik çalışması. Çok geriye gitmeyin... 2017'den bu yana Suudi Arabistan'da olup bitenleri hatırlayın... İki yıl önce söylense, "adamların çapları belli ama o kadar da değil!" diye itiraz edilirdi. Şimdi ben de desem ki... Gazze yavaş yavaş Sina yarımadasına taşınmaya başlanırsa, şaşırmayın... *** Nisandan bu yana içerde seçimle haşır neşirken Trump'un "İsrail'de barış planı" için çalışmalar hızlandırıldı. Damat Jared Kushner bölgeye gidip gelmekten ve görüşmelerden yorgun düştü. Plan henüz örtülü tutuluyor ama Gazze'yle ilgili yanının çok rahatsız edici olduğu biliniyor.. Hem İsrail'in hem de Sisi iktidarının Kuzey Sina'ya altyapı yatırımlarına hız vermeleri boşuna değil. Geniş yığınları Sina'ya aktarıp Gazze'de kalacak olanları da politik problem olmaktan çıkarıp "insani problem" haline getirmek istiyorlar. Hatta kimi İsrail kaynakları böyle bir durumda Hamas'ın etkisinin kırılacağını ve Gazze şeridinde kalacak olanlarla ilgilenmeyi bir süreliğine BM'ye bırakmanın doğru olacağını yazıp çizmeye başladılar. *** Bizim medya bombalar atılıncaya, saldırılar ayyuka çıkıncaya kadar bölgedeki gelişmelere uzak duruyor. O yüzden Gazze'nin Sina'ya taşınması konusuna kör ve sağırız. Oysa eski bir plan. Mübarek 2011'de düşürüldüğünde yakınları Batı medyasına "Başkan Sina projesine karşı olduğu için 2007'den bu yana BAE, Suudiler ve İsrail'in baskısı altındaydı" demişlerdi. Bahsettikleri Sina projesi buydu. Bundan dört yıl önce de M. Abbas bir Mısır televizyon kanalına
Azgın bir nehir gibi köpürerek akan zaman içinde geçip giden günlerden bazılarını hiç hatırlamayız. Ama bazı günler vardır ki, bu günlere rastlayan büyük olaylar sade sizin yaşamınızı etkilemezler. Kaderinizi geleceğine bağladığınız güzel ülkenizin tarihinde de dönüm noktaları oluştururlar. Ben bilinçle değerlendirebildiğim bu günlerden bazılarını hiç unutmam. Mesela sekiz yaşındaydım. Ankara'da Sakarya Caddesi'nden okuluma giderken, yol kenarındaki kahvenin radyosundan öğle ajansı okunuyordu. 1950 yılının Mayıs ayındaydık. Radyonun spikeri ilk haber olarak, Celal Bayar'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildiğini duyurdu. O anda kahvede oturanlar ayağa kalkıp bu haberi alkışlamaya başladılar. Kötü bir son İlk sivil kökenli Cumhurbaşkanı seçimi, benim hatırladığım önemli günlerden birinde gerçekleşmişti. Daha sonra Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın kendisini korumakla görevli Muhafız Alayı tarafından esir alındığı ve daha sonra Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanının asıldığı 27 Mayıs 1960 darbesi sürecini de yaşadım. Özal'lı yıllar Darbelerle, seçimlerle ve yeni isimlerle dolu günler geçti. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Turgut Özal... Turgut Özal'ın "Transformasyon" diye bilinen ve Türkiye'yi dünya rekabetine açtığı reformlarıyla geçen o günleri unutmak da mümkün değildir. Tayyip Erdoğan olayı Derken 21'inci yüzyıla girdik ve AK Parti ile "Tayyip Erdoğan Olayı" günlerimize renk katmaya başladılar. Yolun başında bu yeni sürecin eskilerden farksız olduğunu düşündüğümüz de oldu. Ama daha sonra AK Parti'ye açılan kapatma davası, sanki rejimin bekçileri tarafından düzenlendikleri sanılan Cumhuriyet Mitingleri, FETÖ'nün güdümündeki kalkışma ve adliye-polis eliyle yapılan darbe girişimleri geldi. Neler görmedik ki? Dönüm noktası ise 15 Temmuz 2016 akşamı