"Doktorlara inanmayın, aklım başımda, yalnız ruhum ezgin. Bağışlayıp bırakırsanız dua ederim sizler için. İyi olmaya söz veriyorum. Tanrı huzurunda söz veriyorum. Mahkûm ederseniz, kılıcımı başımın üzerinden kırar parçalarını öperim. Ama bağışlayın, Tanrımdan yoksun etmeyin beni, kendimi bilirim çünkü: İsyan edeceğim! Mahvoldum, baylar...bağışlayın!"
"Tanrıya diyeceğim yok. Şüphesiz, Tanrı sadece bir varsayım. Ama varlığının düzen için, dünyanın düzeni ve başka şeyler için gerekli olduğunu kabul ediyorum. Olmasaydı icat etmek gerekirdi onu."
"Seninle iyiden iyiye tanışmak ve kendimi sana tanıtmak istiyorum. Sonra da vedalaşmak. Bence insanların birbirini tanımaları için en iyi zaman ayrılmalarına yakın zamandır."
"Ne toprağı öpüyor ne de göğsünü yarıyorum; rençper yahut çoban mı olayım? Yürüyorum; ama çirkefe, rezilliğe mi yoksa aydınlığa, sevince mi gittiğimi bilmiyorum. Bütün felâket bunda. Zaten bu dünyada muamma olmayan ne var ki! Sefahatin en derin çirkeflerine battığım zaman (hoş, her zaman bu haldeyim ya) daima Serer'e ve insana ait bu şiiri okurdum. Faydası dokunur muydu bari? Asla! Çünkü ben bir Karamazov'um... Çünkü uçuruma düşerken tam tepetaklak, ayaklarım havada gider, üstelik bu rezilâne yuvarlanmada kendim için bir güzellik bulurum. Kepazeliğin göbeğindeyken birdenbire kasideye başlarım. Varsın lanetlenmiş, âdi, alçağın biri olayım, gene de Tanrımı saran libasın eteğini öperim. Varsın aynı zamanda şeytanın peşinden gitmiş olayım, her şeye rağmen senin oğlunum Tanrım, seni seviyorum, insanları ayakta diri tutan sevinci bütün varlığımla duyuyorum."