"Ne toprağı öpüyor ne de göğsünü yarıyorum; rençper yahut çoban mı olayım? Yürüyorum; ama çirkefe, rezilliğe mi yoksa aydınlığa, sevince mi gittiğimi bilmiyorum. Bütün felâket bunda. Zaten bu dünyada muamma olmayan ne var ki! Sefahatin en derin çirkeflerine battığım zaman (hoş, her zaman bu haldeyim ya) daima Serer'e ve insana ait bu şiiri okurdum. Faydası dokunur muydu bari? Asla! Çünkü ben bir Karamazov'um... Çünkü uçuruma düşerken tam tepetaklak, ayaklarım havada gider, üstelik bu rezilâne yuvarlanmada kendim için bir güzellik bulurum. Kepazeliğin göbeğindeyken birdenbire kasideye başlarım. Varsın lanetlenmiş, âdi, alçağın biri olayım, gene de Tanrımı saran libasın eteğini öperim. Varsın aynı zamanda şeytanın peşinden gitmiş olayım, her şeye rağmen senin oğlunum Tanrım, seni seviyorum, insanları ayakta diri tutan sevinci bütün varlığımla duyuyorum."
Çaykovski'nin Don Juan operasından bir romans:
"Kim derse, başkası da var, güzellikte sana denk
Aşkınla yana yana, ederim onunla ölümüne cenk...
Sevilla'dan Granada'ya, sessiz alacakaranlığında gecelerin
İşitilir serenatlar, işitilir şakırtısı kılıçların.
Çok kan dökülür, çok şarkılar söylenir güzeller uğruna.
Ben de kan dökecek, şarkı söyleyeceğim en güzel olana."