Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
10697
Gösterim
Adı:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Baskı tarihi:
1 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
303
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751404756
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Saul, Stockholm’den gelen ve açamadığı üç mektuptan dolayı niye acı çekiyordu?

Thelma’yı geçmişteki bir aşk macerasına bu kadar bağlayan şey neydi?

Carlos’un maço fantezileri, onu yavaş yavaş öldüren kanseri kabullenmesine nasıl yardımcı oldu?

Elinizdeki bu kitapta, psikoterapist Irvin D. Yalom’un yalnızlık, ölüm korkusu, yaşama amacını yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalardan seçtiği,on ilginç öykü bulacaksınız.

Dr. Yalom bu öyküleri aktarırken, bir insan olarak psikiyatrın terapi sürecinde karşılaştığı güçlükleri de, duygusal ve sürükleyici bir dille anlatıyor.
Erhan
Erhan Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
303 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Irvin D. Yalom ile çoğu insan gibi Nietzsche Ağladığında ile tanışmıştım. Daha önce böyle bir kitap okumamıştım – psikoterapinin revaçta olmadığı zamanlardı- Psikanalizin doğduğu yıllar Nietzche, Brauer, Freud, bir de yazarın o kendine özgü anlatım tarzıyla birleşince uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir kitapla karşılaşmış oluyordunuz. Divan 'ı okudum sonra- daha farklı- 1980'lerin Amerikan filmleri tarzında- bir kitaptı , ama o da etkiledi beni. Yakın dönemde okuduğum – daha çok hayatının son dönemine gelmiş insanlarla yapılan – terapi hikayelerini anlatan Günübirlik Hayatlar 'ı da bu iki roman kadar vurucu bulmasam da beğendim.

Aşkın Celladı ve Diğer (9) Psikoterapi Öyküleri de Günübirlik Hayatlar gibi yazarın yaptığı gerçek psikoterapi süreçlerinden oluşmakta. Ondan 25 yıl önce yazılmış tabi. Kitapta kendi deyimiyle “varoluş sancılarıyla cebelleşen” 10 kişinin öyküsü var. Bu 10 hastanın da onayını alarak (ve tabi isimlerini de değiştirerek) yayınlamış kitabını. Ben olsam onay vermezdim aslında. Belki onay alamadığı için bizlere aktaramadığı farklı hikayeler de mevcuttur, kim bilir.

Uzun bir önsöz var kitabın başında; yazar önce kendi inandığı varoluşsal psikoterapiyi açıklıyor, sonra da öykülerdeki temel problemlere değiniyor. Dil kesinlikle zorlayıcı değil. Zaten Yalom'un bu derece sevilmesinin bir sebebi de en karışık durumları bile okuyucuyu sıkmadan, hikayenin içine katarak anlatabilmesinde gizli. Önsözde psikoterapi açısından önem taşıyan gerçekleri sıralıyor Yalom ve öykülerdeki terapi süreçlerini bu açıdan değerlendiriyor; ölümün kaçınılmazlığı, yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz, nihai yalnızlığımız ve yaşamımızın bir anlamdan yoksun oluşu. Farklı sebeplerle kendine gelen hastaların varoluşun bu gerçekleri ile yüzleşmelerini sağlıyor bir nevi. Tabi burada böyle anlatınca fazla bir şey ifade etmiyor belki ama Yalom o uzun önsözde bile bir şeyleri düşündürtüyor insana. Kalemi çok güçlü ve bunu göstermekten kaçınmıyor hiç Nietzche Ağladığında'da olduğu gibi. Zaten bize kendimizi anlattığı için, öykülerin içine giriveriyoruz biz de hemen.

Ben de kısa kısa değinirsem hikayelere spoiler olmaz diye düşünüyorum. Çok satan Bir Psikiyatristin Gizli Defteri gibi sadece ilginç olayları toplayıp tedavilerini anlatmamış sonuçta Yalom. Bütün bir psikoterapi sürecini olanca samimiyetiyle, kendi duygu düşüncelerini, yaptığı yanlışları da büyük bir cesaretle ortaya koyarak ve okuyucuyu hiç bir zaman dışarıda bırakmayarak açıklamış. Süreçleri anlatmış yazar ve okutuyor kendini. Ben her hikaye için bir gün ayırdım işin doğrusu. Biraz düşünmek istiyor insan.

"Aşkın Celladı" kitaptaki ilk terapi süreci. Kendisinden oldukça genç birisine aşık olan yetmiş yaşındaki bir kadın var baş rolde. Yalom tıpkı Dr. House gibi kurcaladıkça kurcalıyor her şeyi ve hikayenin adı gibi bir Cellat oluyor sonuçta. Gerçekten dokunaklı bir öykü.

"Tecavüz Yasal Olsaydı"da “pis” olarak tabir edebileceğimiz bir hasta var. Kanser hastası ve kafasında kadınlarla beraber olmak dışında bir şey yok. Yalom sonlara doğru olaya “Senin anana bacına yapsalar” şeklinde, Türk modunda yaklaşınca yazarla kendimizi neden bu kadar çok bağdaştırabildiğimizi daha iyi anlıyoruz biraz. Mutlu/mutsuz bir sonla bitiyor bu hikaye de.

"Şişman Bir Hanım"da yazarımızın şişman kadın nefretini görüyoruz bir parça, hastasıyla birlikte kendisi de tedavi oluyor burada gerçekte. Transfer- konttransfer olayıyla karşılaşıyoruz bu hikayede bolca- hastanın doktordan ya da doktorun hastadan aldığı olumlu/olumsuz duygular ve bunların terapiye olan etkisi diyebiliriz kısaca.

"Yanlış Çocuk Öldü" isminden de tahmin edilebileceği gibi yıllar önce ölen kızının acılarını hala olanca ağırlıyla yaşayan güçlü bir anneyle ilgili (Hepsini tahmin edemezsiniz tabi:). Diğer hikayelerde olduğu gibi terapi ilerledikçe yapılan kazılardan farklı şeyler de çıkıyor.

"Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim"de bir kaç yıl önce eşini kaybetmiş yaşlı bir kadının çantasının çalınmasıyla su üstüne çıkan çaresizlik sorunu işleniyor.

"Usulca Gitme"nin ana teması ölüm korkusu. Ama hikaye/terapi öyle başlamıyor tabi. Yaşlı bir adama eski aşk mektuplarını saklaması için Yalom'a vermek istiyor (Bu arada yazarın da halen sakladığı mektuplar olduğunu öğreniyoruz- anlatmıştır herhalde eşine artık)

"İki Tebessüm"de başka bir doktorla yapılan ortak bir seansta, insanların belli bir olay karşısındaki algılamalarının ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Tüm kitap boyunca süren mükemmel tespitler bu hikayede de devam ediyor, #33202233 ve #33202909 alıntılarında olduğu gibi. Hikayenin sonundaki ufak Flaubert'in Papağanı öyküsüyle gerçekte hiç bir şeyin düşündüğümüz ya da algıladığımız gibi olamayabileceğini hissediyoruz.

"Üç Açılmamış Mektup"ta kendisine sanal bir korku yaratıp onun içine hapsolan bir adamı tanıyoruz. Burada Yalom'un fazla bir etkisi yok açıkçası. Onca uğraşı sonuçsuz kalıyor ve adam tesadüfi etkenlerle normal hayatına geri dönebiliyor.

"Terapi'de Tek Eşlilik"de yazarımız hastanın terapi sırasında ortaya çıkan diğer kişiliğine aşık oluyor (Bu hikayeyi hastaya okuttuğunda neler hissetti hiç bilemiyorum açıkçası). Her şeye rağmen hastaya sadık kalıyor ve sonuçta mutlu sona ulaşıyoruz. Ama diğer kadına olan özlemini hikayenin sonunda da vurguluyor Yalom.

Son hikaye "Sahibini Arayan Düşler"de migrenine sebep olarak seks performansını gören yaşlı bir muhasebeciyle birlikteyiz. Yalom ilerleyen seanslarda farklı bir kişilikle karşılaşıyor kendisiyle rüyalarla haberleşmeye çalışan. Ve terapiyi bu rüyaların üzerinden şekillendiriyor.

Gerçekten kitap boyunca bir şeylere inandırmaya çalışmıyor sizi Yalom , sadece insana dair bazı hikayeler anlatıyor ve siz de kabul ediyorsunuz bunları. Kendinizden biliyorsunuz çünkü çoğu şeyi. Bence psikoloji, psikiyatri vb. şeylere ilgi duymasanız da alıp okuyun kitabı. Kendinizi tanımanızı ve çevrenizdeki insanlara farklı gözle bakmanızı sağlayabilir belki. İyi pazarlar.
303 syf.
·8/10
Irvin Yalom dendiğinde akan sular durur... :)
Öyle bir şey ki adam hem çok iyi, ünlü bir psikoterapist; hem de çok başarılı, çok akıcı ve bilgilendirici bir kaleme sahip donanımlı bir yazar. Böyle olunca yazdığı tüm kitapları da okuyası geliyor insanın. Kitap özetle Yalom'un tedavi ettiği hastalarla olan düşünsel ve fiziksel diyaloglarını isimlerini değiştirerek anlattığı türden. Şiddetle okunmasını tavsiye ederim. Bir de bu tarz kitapları seviyorsanız yerli Yalom dediğim Leyla Navaro'nun kitaplarını da okuyabilirsiniz.
303 syf.
Türkçe öğretmeni bir arkadaşımın kitabı elimde görünce verdiği tepki şuydu; “Iyy! O kitap hiç hoş değil, saçma sapan ve sıkıcıydı.” Gülümsedim, çünkü bu konulara uzak olan birinin böyle bir değerlendirmede bulunması çok normaldi. Bir kitabı okumaya karar verirken onunla ilgili çeşitli beklentiler, kalıpyargılar geliştiririz. Bu beklentiler çoğu zaman kitabı değerlendirme kısmında bizi etkiler.

Varoluşçu bir psikoterapist olan yazarın bu kitabı, on tane hastasının on ayrı psikoterapi öyküsünden oluşmakta. Ancak bu öyküler edebi türe pek girmiyor diyebilirim, daha çok terapi sürecini aydınlatıcı şekilde psikoloji çalışanları için rehber niteliğindedir. Psikolojiye, psikoterapiye ilgi duyanların zevkle okuyup her sayfasında yeni bir farkındalık kazanabilecekleri türde bir eser.

Okurken Yalom’la bir saatliğine de olsa görüşme isteği oluştu içimde. Bunda elbette mesleğe yıllarını vermiş, her terapi sürecinde kendindeki eksiklikleri görüp bunun üzerine gidebilmiş olması, günümüz psikoloji anlayışının yaptığı gibi insanları kategorilere ayırıp etiketlemeye yeltenmeyişi ve karşıt transferansla baş etmeye yürekli oluşu, her hastayı iyileştiremeyeceğini kabul edebilmesi gibi özelliklerinin payı büyük. Evet vedalaşmak istemiyorum kitapla ama bitti işte. Mutlu okumalar efendim :)
guley06
guley06 Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
303 syf.
Kitabı yaklaşık 5-6 sene önce okumak girişiminde bulundum ama yarım bıraktım ... Bu sene tekrar okuyorum , okudum ve bitti. Kitapta bir çok öykü yer aliyor ve kitabın adının verilmesini sağlayan Aşkın Celladı da en ilginç öykülerden birisi. Biz psikolojik sorun yaşamıyormusuz oysaki onu anladım. Çok farklı şeyler yaşayan insanlar var ve bu yaşadıklarına çok farklı tepkiler veren insanlar var, yalom un hastalarından sadece bir kaçi. Eğer psikolojiye ilginiz var ise bence okumalisiniz. Öyküler çok ilgi çekici. Saplantılı bir şekilde bir insanı sadece bir kaç güne sigdirmak ve bu bir kaç günü senelerce yaşamak ....
303 syf.
·Beğendi·9/10
Psikoloji ile ilgilenenler icin bir rehber niteliğinde. Bilimsellikten cok hikayelerden yola çıkması ise günlük yasama dair birçok ayrıntıyı barındırıyor. Yazarın duygu ve düşüncelerine yer vermesi iyi olmuş. Kitabı yalnızca danışmanların durumlarına yer vermekten ve sıkıcı olmaktan çıkarmış.
303 syf.
·9/10
Arkadaşlar çok guzel hikayelerle desteklenmis ve bizlere farkındalık kazandırabilecek bir kitap .Psikolojik danışman adaylarinin zaten Yalom'un butun kitaplarini okumasi lazim cunku her kitabında bizlerin ilerde kullanacagimiz tedavi yaklasim ve yontemlerini cok guzel anlatmiş.
Kesinlikle Okumanizi tavsiye ederim.
Meltem Dru.
Meltem Dru. Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
312 syf.
·10/10
"Ne çok istek. Ne çok özlem. Ve ne çok acı, yüzeye ne kadar yakın, yalnızca birkaç dakika derinde. Yazgı acısı. Vâroluş acısı. Hep orada olan yaşam zarının hemen altında sürekli uğuldayan acı. Ulaşılması böylesine kolay olan acı." Eser, psikoterapist Irvin D. Yalom'un yalnızlık; ölüm korkusu, yaşama amacını yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık sancılarından, kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalarının arasından seçtiği on öyküyü barındırıyor. Vâroluş sancılarıyla cebelleşen on kişi, on hayat, on ayrı dünya... Ben de tıpkı Yalom gibi psikoterapinin ana maddesinin, çoğu kez iddia edildiği gibi bastırılmış, içgüdüsel yönelişler ya da trajik bir kişisel geçmişin iyi gömülmemiş kırık dökük parçaları değil, daima bir tür vâroluş sancısı olduğuna inanıyorum. Zirâ temel kaygıların, insanların yaşamın acımasız gerçekleriyle yani vâroluşun verileriyle başa çıkmak için harcadıkları bilinçli ve bilinçsiz çabalardan kaynaklandığı gün gibi açık.
Aslında bu veriler ne kadar acımasız olursa olsun aynı zamanda aklın ve kurtuluşun tohumlarını da taşır. Eser beni derin düşüncelere sevk etti diyebilirim. Eğer psikolojiyle ilgili biriyseniz okuduktan sonra benim durumumda olmanız kuvvetle muhtemel. Aklıma takılan birkaç soruyu sizlerle paylaşmak isterim. "Her şey olma özgürlüğümüz vardır, yalnızca özgür olmama özgürlüğümüz yoktur." Diyen Sartre, özgürlüğe mahkûm oluşumuzu (ki özgürlük vâroluşun en mühim verisidir.) ölümün tam antitezi olarak mı sunmaktadır?
Gerçekten de her seçiş diğerlerini saf dışı mı bırakır?
Spinoza'nın deyişiyle, her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya mı çalışır?
Peki insanın özünde, vârolmayı sürdürme dileğiyle kaçınılmaz ölüm bilinci arasında kesintisiz sürüp giden bir çatışma var mıdır? Vâroluşsal yalnızlık, insanın kendisiyle diğerleri arasındaki aşılmaz boşluk, hatta kişiler arasındaki derin ve doyurucu ilişkilerde bile vârolan bir boşluk mudur ?! 🤔
Daha da çeşitlenebilir sorular kafamı (hâlâ) kurcalarken hepsini bir kenara bırakıyor, bu eserin zenginliğini keşfetmenizi diliyorum. Keyifli okumalar dilerim.#meltekitabizm#minervaokuyor#dipçem
Ayça
Ayça Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
303 syf.
·9/10
Irvin Yalom'un bir çok kitabında olduğu gibi bu kitapta da hastalarıyla gerçekleştirdiği psikoterapi öyküleri yer alıyor. Dili çok akıcı, merak uyandırıcı, ilgiyle okunacak bir eser.
Can Kutlu
Can Kutlu Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
312 syf.
·28 günde·7/10
Başarılı psikoterapist Yalom un kıvrak zekası ve ileri görüşlü yöntemleriyle dolu terapi hikayelerinin yer aldığı keyifli bir kitap. Bu kitabında bazen olayların çözümü ve çıkarılan sonuçlar biraz havada kalmış gibi geldi ama yine de, iyileşme süreçleri ve hikayeler konusunda belli bir doyuma ulaştırmayı başarıyor okuyucuya.
303 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Irvin Yalom okumaya başladığım ve etkilendiğim bir kitaptı. Birçok farklı psikoterapik öyküleri içeren, ve etrafınızdaki insanları analiz etmeniz için yeni bakış açısı veren bir kitap. Diğer tüm kitaplarını aldım, fakat bir eleştiri benden Ayrıntı yayınevine, Irvin Yalom Divan kitabını o kadar küçük puntoyla yazma derdiniz ne acaba? Zaten okuduğunu düşünmen gereken bir kitap! Ayrıntı şaşırma sabrımızı taşırma ! :)
Betül
Betül Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
303 syf.
·Beğendi·10/10
İrvin yalom ile tanışmam birçoğumuz gibi "Nietzsche Ağlayınca" kitabı ile oldu. Ardından "Divan" kitabını ve sonra da "Aşkın Celladı" kitaplarını okudum. Bütün kitaplarını okumak istediğim bir yazar kendileri.

Aşkın Celladı kitabına dönersek; kitapta birbirinden bağımsız 10 psikoterapi hastası ile yaptığı seansları, (hastalarında izin alarak ve özlük bilgilerini değiştirerek) katedilen yolu, akademik dil kullanmadan ancak yine de psikoloji terimlerine yer vererek hem sıkmadan hem de öğreterek kaleme almış Yalom. Varoluşçu bir psimoterapist olan Yalom, hem hastaları tedavi etmiş hem kendi yaptığı yanlışları gözlemleyip onları okuyucuya sakınmadan aktarabilmiş: Aslında yazarken belki de bir nevi kendi terapisini de yapmış diyebiliriz. Son derece doyurucu bir eser okudum. Çaresizliği, yalnızlığı, ölüm korkusunu, yaşlılığı kısaca insana özgü duyguların hepsini bir arada bulabileceğiniz ve belkide bir nebze de olsa kendi sorununuza, dışarıdan objektif olarak bakmayı öğrenebileceğiniz bir eser.
Hakannn
Hakannn Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni inceledi.
312 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Aşık olan hastalarla çalışmaktan hoşlanmam. Bu belki kıskançlıktandır; çünkü ben de aşkın büyüsüne kapılmayı çok isterim. Belki de aşk ve psikoterapi temelde uyuşmadığından. İyi bir terapist karanlıkla savaşır ve aydınlanmayı arar, oysa romantik aşk gizemle beslenir ve incelendiğinde ufalanıp dağılır. Aşkın celladı olmaktan nefret ederim.Tam bir psikolojik şaheser .....
''Başka bir insanın, hiç görmediğin, belki senin varlığının farkında bile olmayan, kendi hayat mücadelesi içinde yuvarlanıp giden bir insanın beyninde olup bitenler senin kim olduğunu değiştirmez ki.''
Tek kişide odaklanan güçlü sevgiden sakının; bu, insanların bazen sandığı gibi, aşkın saflığının kanıtı değildir. Böyle her şeyi dışarıda bırakarak bir kapsüle hapsedilmiş -kendi kendisiyle beslenen, başkalarını umursamayan ve onlara bir şey vermeyen- bir aşk, kendi üzerine çökmeye mahkumdur. Aşk, iki insan arasında parlayan bir tutku kıvılcımı değildir yalnızca; aşka düşmekle, aşkın içinde ayakta durmak arasında sonsuz fark vardır. Aşk, bir varoluş biçimidir. Vurulmak değil, vermektir. Bir tek insanla sınırlanmış bir eylem değil, genel anlamda bir ilişki kurma biçimidir.
Anne veya babayı ya da çok eski bir arkadaşı kaybetmek çoğu kez geçmişi kaybetmektir: ölen kişi çok eski dönemlerin değerli olaylarının yaşayan tek tanığı olabilir. Ama bir çocuğu kaybetmek geleceği kaybetmektir: kaybedilen, kişinin yaşam projesinin ta kendisidir ne için yaşadığı, gelecekte kendini nasıl tasarladığı, ölümü aşmayı nasıl umut edebileceğidir (insanın çocuğu aslında onun ölümsüzlük projesidir). Bu durumda, mesleki dilde, anne babanın kaybı ”obje" kaybı” (”obje” insanın iç dünyasının oluşumunda etkili bir rol oynamış olan kişidir) iken çocuğun kaybı ”proje" kaybıdır (yaşamın yalnızca nedenini değil nasılım da ortaya koyan belli başlı , düzenleyici yaşam prensibinin kaybı). Bu durumda çocuk kaybının katlanılması en güç kayıp olmasına, birçok anne babanın beş yıl sonra hâlâ yas tutuyor olmasına, bazılarının hiç bir zaman kendilerine gelmemesine şaşmamak gerekir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Baskı tarihi:
1 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
303
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751404756
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Saul, Stockholm’den gelen ve açamadığı üç mektuptan dolayı niye acı çekiyordu?

Thelma’yı geçmişteki bir aşk macerasına bu kadar bağlayan şey neydi?

Carlos’un maço fantezileri, onu yavaş yavaş öldüren kanseri kabullenmesine nasıl yardımcı oldu?

Elinizdeki bu kitapta, psikoterapist Irvin D. Yalom’un yalnızlık, ölüm korkusu, yaşama amacını yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalardan seçtiği,on ilginç öykü bulacaksınız.

Dr. Yalom bu öyküleri aktarırken, bir insan olarak psikiyatrın terapi sürecinde karşılaştığı güçlükleri de, duygusal ve sürükleyici bir dille anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 1.589 okur

  • Ali Can Özdemir
  • Gulsum Yaman
  • Elif y
  • ️MAYA
  • Nihan Alkan
  • Hande Yıldırım Önsöz
  • Zhl
  • Yasemin
  • Aynur Korkut
  • Emily

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.2 (5)
9
%0.9 (4)
8
%1.6 (7)
7
%0.7 (3)
6
%0.2 (1)
5
%0.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları