Sevme Sanatı (Sevmek Bir Sanat Mıdır? Öyleyse Eğer, Bilgi ve Çabaya Gereksinimi Vardır)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.776
Gösterim
Adı:
Sevme Sanatı
Alt başlık:
Sevmek Bir Sanat Mıdır? Öyleyse Eğer, Bilgi ve Çabaya Gereksinimi Vardır
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055248208
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayşe Türkmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Post Yayıncılık
Baskılar:
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevmək sənəti
Sevme Sanatı
Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.
(Arka Kapak)
Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz? Bir kişiyi ya da bir nesneyi o olmadan yaşayamam, hayatın bir anlamı olmaz diye mi seviyorsunuz? Kendinizi tanımadan ve sevmeden başkasını sevmeye kalkıyor musunuz? Cevaplarınız tereddütlüyse sevme, sevme sanatı hakkında öğreneceğiniz çok şey var derdi Erich Fromm. Kitap sevme konusunda takınılan üç yanlış tutumun açıklamalarıyla başlıyor. İlki, çoğu kişinin sevmeyi; kendini ya da başkasını sevmekten çok, kendilerini sevdirme olarak görmesidir. Yani bunlar için sevmek yerine nasıl sevimli olabilecekleri önemlidir. İkinci yanlış tutum ise sevmenin kolay olduğu ancak sevilecek ‘nesneyi’ bulmanın zor olduğudur. Satın alma odaklı gelişen toplumlarda erkekler ya da kadınlar birbirlerini çekici yapan şeyin dönemin kafa ve vücut modası olduğunu düşünürler. Bu bağlamda sevme bir nesneye dönüşeceğinden gerçek anlamda bir sevmeden bahsedemeyiz. Üçüncü ve kitapta bahsedilen son yanlış tutum ise âşık olmanın sürekli sevme olarak görülmesidir. Birbirlerine başta âşık olan insanlar birbirlerini daha yakından tanıdıklarında aradaki bağlılık umut kırıklığına, düşmanlık ya da bıkmaya götürüyorsa burada da sevmeden bahsedemeyiz. Peki, bu yanlış tutumları düzeltmenin yolu ne olabilir? Erich Fromm atılacak ilk adımın sevmenin de tıpkı yaşam gibi sanat olduğunu kabul etmek ve bu sanatı öğrenme yolunda adımlar atmak olduğuna inanıyor. İnsanların istemeden doğduklarını, istemeden öleceklerini, yakınlarının onlardan önce ya da sonra öleceklerini düşünmeleri ve doğanın ve toplumun gücü karşısındaki çaresizliklerini bilmeleri hayatlarını bir hapishaneye çevirir. Bu hapishaneden çıkmanın yolu sevgidir. İnsanlar bu yüzden çeşitli yollarla sevgiyi bulmaya çalışmışlardır. Bunlar tapınma, lükse kapılma, her şeyden el etek çekme, Tanrı’ya yönelme, delice çalışma vs. şeylerdir. Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran, duvarları yıkan, birleştiren etkin bir güçtür. Bu güç her türlü sevgide görülen temel öğelerde(ilgi, sorumluluk, saygı ve bilme) de kendini gösterir. Bu öğeleri kitapta geçen cümlelerle aktarmak istiyorum. “Sevgi sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir,” cümlesi ilgi öğesini açıklamak için yeterli olacaktır. “Gerçek anlamıyla sorumluluk, bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, gizli olsun, başka birisinin ihtiyaçlarına verdiğimiz yanıttır,” buradan sevgi açısından sorumluluğun, karşıdaki kişinin ruhsal ihtiyaçlarına cevap verme olduğu kanısına varmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. “Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir,” anlaşılacağı üzere insan karşıdaki kişiyi ona saygı duyduğundan, onu o olarak gördüğü için sevmelidir. Bu üç öğenin tamamlayıcısı bilme yani tanımadır. İnsan başkasını ya da kendisini tanımadan ne sevgiye ne de sevginin öğelerine vakıf olabilir. Sevgi nesne değildir dedik ama sevginin kendine has nesneleri var –ben bunlara çeşit demeyi daha doğru buluyorum. Bunlar kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, Tanrı sevgisi ve kendini sevmedir. Sevme bir sanatsa bu sanatı icra etmek için gereken şeyler nelerdir? Herhangi bir sanatı icra etmek disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgi gerektirir. Sevme sanatını gerçekleştirmek için ilk ve bana göre en önemlisi insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist kişi sadece kendi ortamı içindeki şeyleri doğru saydığı ve yararlılık ilkesine bağlı kaldığı için sevme sanatıyla mutabık olamaz. Kendini bundan ne kadar kurtarabilirse o kadar sevgiye yaklaşır. Benim aldığım notlar burada sona eriyor. Detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Sevme, sevgi ne kadar açıklanmaya kalkılsa da her zaman eksik bir açıklama olacak ve insan sevme ve sevgiyi hiçbir zaman anlamayacaktır. Son olarak sevme ve sevgiye tanım olabilecek kitapta geçen üç sözü sizinle paylaşıp iyi okumalar dilemek istiyorum:
“Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin sadece bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.”

“Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir karar vermedir. Sevgi yalnız bir duygu olsaydı, birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi.”

“Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.”
Kitabı bitirdiğimde ilk söylediğim şey; ben bu kitabı evleneceğim adama okutucam illa olmuştu -ki okuttum da- :)) Sevgi tanımı yapılması zor bi duygu, etrafında gezinen ve ona benzeyen çok duygu var. Erich Fromm bu açıdan konuyu güzel değerlendirmiş, sevginin çeşitleri ve insanın sevme tarzını oluşturan etkenleri güzel incelemiş. İnsanı tutsak eden değil, özgürleştiren sevgiyi çok güzel ifade etmiş. Okuyun okutturun efendim :)
Bu kitap benim elimde eskidi. Herkese verdim (hatta kaybolsun elden ele dolaşsin istedim) fakat hep geri döndü, çünkü okuyan herkes bu kadar çizilmiş, karalanmış, notlar alınmış bir kitabi geri vermemezlik edemedi. Aklınızı, empati yeteneğinizi, iç görünüzü, benliğinizi ve kaleminizi alın oturup okuyun. Bittiğinde tatmin duygusu hissediyor olacaksınız ve sevgi alanlarınızda farklı açılar geliştireceksiniz.
Girişte Paracelusun dizeleri kullanılmış. Der ki: "Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri, üzümleri hiç tanımıyor demektir".
Okuduğum ilk Erich Fromm kitabıydı, sevmek ve sevgide kalmak için gösterdiği yolu takip edebilir miyiz bilmiyorum ama yaptığı tahlilleri başarılı buldum.Tüm seviyorum diyenler, sevdiğini zannedenler, sevmek isteyenler okumalı. 
Diğer kitaplarına şans verilebilicek bir yazar..
Günümüzde içi boşaltılan sevgi kavramı üzerine çok derinlemesine bir inceleme yapılmış. Sevginin bir sanat olduğu ve emek, bilgi, saygı, hoşgörüyle birlikte öğrenilen bir duygu olduğunu belirtmiş, nasıl ki bir kuyumcu işini öğrenmek için emek harcıyor ve işini öğreniyorsa sevgi de öyle bir duygudur. Sevginin bir başka yönü ise sevgi öncelikle vermektir, almak değil. Rahat bir kafayla ve anlayarak okunduğunda yararlı olacaktır. Lakin bu sanatın istediğiniz kadar ustası olun, karşınızda bu sanatı icra edebileceğiniz bir hammadde (sevgili) bulabileceğinizi sanmıyorum. Kitabın en güzel mesajı narsistliği bırakın mesajı. Severken kendinizi değil karşınızdakini düşünün.
Sevmek adına ne biliyoruz? Birini nasıl severiz, ne kadar severiz? Sevmenin bir usülü var mıdır? Sevmek sanat mıdır? Bu sanatı nasıl icra ederiz? Bu sanatta usta mıyız, çırak mıyız? Daha bir sürü soru sıralayabilirim sizlere. Bu sorulara cevap niteliğinde; Erıch Fromm’un kitabı. Biraz yazardan bahsedecek olursak, Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir. Freud ve Karl Marx’dan etkilenmiştir. Froom yazılarına psikanaliz ve sosyalizmin bileşimini yansıtır. Sevme sanatı kitabında bolca Freud’a yer vermiş, bazı noktalarda da onu eleştirmiştir.
Sevmek için önce insanın varlığının özünü tanımasının gerekliliğini, sevginin almak değil vermek olduğunu, sevginin sadece duygu olmadığını bir karar, yargı ya da söz verme olduğunu söylemiştir. Sevginin etkinlik özellikleri verme, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir. Sevgi bunlarla bir bütün olur ve ancak o şekilde var olur. Sorumluluk insanın karşısındakinin ruhsal gereksinmelerine yanıt verebilmesidir. Peki biz sevginin sorumluluğunu yeterince alıyor muyuz? Ya sevgideki saygı? Sevdiğimiz insanı olduğu gibi kabul edip onun kendine özgü bireyselliğini fark edebiliyor muyuz, yoksa sevdiğimiz insanları ‘istediğimiz şekilde sevdiğimiz insan’ modeli içine mi oturtmaya çalışıyoruz? Bilgi.. Sevgide de bilmek önemlidir. Hatta Tomris Uyar’ın bir sözü aktarmak istiyorum sizlere: ‘‘ Sevginin yanızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hala aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun, demişti, ‘herhalde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onlar’.’’
Sevme sanatını uygulamanın adımları, taktikleri yok. Kitaptan böyle bir beklentiniz de olmasın :) ama sevme sanatını doğru şekilde uygulamak için gerekli olan koşullar: disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgidir. Bunların detaylı açıklamasını kitapta göreceksiniz. Son olarak Froom sevgiye ulaşabilmenin başlıca koşulunun insanın narsisizmini yenmesiyle mümkün olacağını savunur. Yani sevgide narsisizm bulunmayacak çünkü sevgi alçakgönüllük, nesnellik ve akıl ister. Bu yüzden yaşamımızı bu amaca yöneltmeliyiz. Daha yazacak çok şey var ama ben artık susayım siz kitabı okuyun :)
Dipnot: Kitap 128 sayfa olmakla birlikte; kitabın okurken hızlıca bitmediğini, yavaş ilerlediğini ama size sevme sanatında sindire sindire nasıl güzel bir pencere açtığına tanık olacaksınız, benden söylemesi :)
"Sevgi neydi ? Sevgi emekti. " diyerek yeşilçam girişi yapmak istedim. Malum hepimiz bu final sahnesinde tüyleri diken diken olan insanlarız . Belki de bizim tüylerimizi diken diken eden aslında Ilyas'ın sevmeyi bilmemesiydi. Yada bizim Ilyas'in ilgisini sevgi sanmamizdi . Konu aslında sevgi . O yüzden böyle bir giriş yaptım. Herkesin sevgi tanımı var midir bilmem ? Benim sevgi için tanimim FEDAKÂRLİK.  Evet bu sevgi karşıdaki insan için birseylerden vazgecmektir, diyorum ben. Ama yazar diyor ki ; önce sen kendini sevmelisin.  Kendini sevmeyen insan başkasını sevemez . Kendimizi seversek egoist olmazmisiz . Sadece narsistlik düzeyinde değilse kendinize olan sevginiz o zaman birilerine sevgi besleyebilirsiniz, diyor . Efendim okunması gereken akıcı bir kitapti. 
"Aaa gerçekten öyle . Acaba onun için ne söylüyor ? Beni anlatıyor . Hah bu o ." diyeceğiniz bir sürü cümle olacak kitapta. Psikoloji sevin yada sevmeyin  . Değişen bir şey olmayacak . Bu kitabı seveceksiniz . Ha profilimdeki alıntılar zaten kitabı az da olsa anlatır diye umuyorum . (NOT ; psikoloji sevenlerin kitapliginda bulunması gereken bir kitap ) Şimdiden keyifli okumalar :)
Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabıyla sevgiyi irdelemiş, sevgi edimini sanat olarak görmüş ve onun da Sanat'ta olduğu gibi emek harcanarak, aşama katedilerek ve belirli bir olgunluğa eriştikten sonra ulaşılabileceği görüşünü savunmuştur. Sevmenin sanıldığı gibi kolay bir "iş" olmadığını -burada dikkat çekilecek bir noktada sevginin duygu değil, bir eylem olduğu- Hem bireysel olarak, yani karşılıklı ilişkilerde kişinin bir nesne olarak görülmesi itibariyle tüm insani özelliklerinin önemsemeksizin, maddi durumuna, fiziksel yapısına ve kendi durumuna uygun birini arayıp bulduktan sonra onu istediği şekilde yönlendirebilmesi, yaptırımlarda bulunması sevginin yoksunluğunun işaretiyken, diğer taraftan çağdaş dünyada, kapitalist sistemde insanın metaya dönüştüğünü, kişiliğinin ürün gibi satılabildiği, ekonomik olarak insanların birer araç olarak kullandıkları görülüyor. Buna karşılık toplumsal hayatta sevgi yoksunluğunun insanı birbirine yabancılaraştırdığını da söylemek gerekiyor.

Bir diğer konu da Sevgi ile Aşk arasındaki fark?
Aslında bu ikisini kıyaslayarak arasındaki farkları bulmaya çalışmamız yanlış olur.Ancak bir şey söylemek gerekirse, aşkta yaşanılan ani yakınlaşmanın altında yatanın cinsel çekicilik olduğu, anlık ve geçici bir duygu durumuyken, sevginin zamanla oluşabilmesi ve etkilerinin kalıcı olması bakımından onları birbirinden ayırır.
Ayrıca cinsel sevginin aldatıcı yönünü de katarsak, Fromm'un da dediği gibi "Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır." Yani taraflar bu sevgi ile bir bütün olamaz. Aksine birbirinden uzaklaşır ve yabancılaşırlar.

Herhangi bir işte veya sanatta olduğu gibi sevgide başarılı olmak için bazı şartlar gereklidir:
Disiplinli olmak, ona yoğunlaşıp tüm dikkatini vererek ve sabırla sürdürerek sağlanabilir. Ayrıca sevginin önünde bazı engeller vardır. Korku,nefret gibi. Bunları ortadan kaldırdıktan ve İnançla cesaretle onu istedikten sonra elde edilebileceği gösteriliyor.

Ele aldığı bir konu da, Kardeşlik Sevgisi,
En temel, en geniş kapsamlı sevgi çeşididir diyebiliriz buna. Yani bir anlamda bütün insanlığı sevmektir aslında. Birbirleri arasında yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olur insanlar. Kişinin hiçbir özelliğine bakmaksızın "özünde insan olduğu için sevmektir." Bir bakıma kardeşlik sevgisi, insanlar arasında eşitliği esas alır. Fromm bu konuda: "Çaresiz birini sevmek, yoksul ve yabancı birini sevmek kardeşlik sevgisinin ilk adımıdır." ifadesini kullanıyor.

Anne Sevgisi
Öyle görünüyor ki anne sevgisi tüm sevgi çeşitleri arasında en saf ve en temiz olanıdır. Çünkü anne sevgisi koşulsuzdur. Hiçbir karşılık beklemez. Çocuğunu sevmesi için sadece bu yeterlidir. Onun bakımını korunmasını sağlamaya çalışır ve gelecekte mutlu bir yaşam sürmesi için çabalar. Duygusal bağın en derin olduğu sevgi türüdür.

Kendini Sevme'de insan Narsist ya da bencil olursa sevme yetisinden gerçek anlamda yoksundur. Buna karşılık sevgi insanın kendisini sevmesi ile başlar. Yani benim diğer insanları sevebilmem için öncelikle kendini sevmem gerekir. Aynı öze sahip olan insanların bir bütün olabilmesi bireyin kendisinden geçiyor. Tanrı sevgisinde de bu böyledir.

Son olarak Sevgi'nin tanımını, nasıl olabileceğini şu sözlerle çok iyi bir şekilde açıklıyor Fromm:
"Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendisini varlığının özünden tanırsa gerçekleşir. İnsan gerçeği de, canlılığı da sevgisinin temeli de, işte bu "özden tanıma" deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır. Bir köşede dinlenme değil, çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken, kendi kendileriyle bütünleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır; bağlılığın derinliği, seven kişilerin her birinin, ilgisindeki canlılık ve güçlülük. İşte bunlardır sevginin sunduğu meyva..."
Kitabı birkaç defa okudum ve her seferinde farklı düşünce denizlerine daldım.
Kitap genel olarak geçmişten günümüze ve Doğu ekininden Batı ekinine göre;sevgi kavramının ne anlama geldiğini,neler ile karıştırıldığını ve aslında ne şekilde gelişirse olgun bir insanda olması gereken sevgi haline geleceğini anlatıyor.Sevginin neden bir sanatmış gibi görülmesi gerektiği ve uğraşla öğrenilebileceği fikri de temellendiriliyor.

İnsanın var olma sorununa verilen yanıtların mutlaka sevgi kurumlarının açıklanmasında etkili olduğunu ve sevme işinin bu noktada farklılaşıp deformasyona uğradığı çok ayrıntılı örneklerle anlatılmış. Demokrasinin,anamalcılığın,dinin,eşitlik anlayışının,tüketim toplumu olmanın verdiği yüzeyselliğin ve benzerlerinin, sevgi anlayışları üzerindeki etkisi de çeşitli yazarlardan kuramlardan alıntılar ile aktarılmıştır."Bir kişiyi ihtiyacımız olduğu için mi severiz yoksa sevdiğimiz için mi ona ihtiyaç duyarız?" sorusuna da bu konuları irdeleyerek yanıt aranmıştır.Olgun insanın sevgi anlayışı da bu irdelemeler sonucu ortaya çıkmıştır.

Kitabın sonunu 3 kere görmüş olsam da kitabı tam anlamıyla okudum,anladım,bitti diyemiyorum.Sonunu gördüğüm her seferinde üzerine düşünecek birçok şey bıraktı bana.Bu sebeple hayatımın belli dönemlerinde okumak için kitabı tekrar elime alacağım.


"Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması,dolayısıyla her birinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak.İnsan gerçekliği de, canlılığı da, sevginin temeli de işte bu 'özden tanıma' yaşantısında yatar.Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır;bir dinlenme yeri değil,tersine birlikte oluşma,büyüme ve çalışmadır; uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü olup olmaması bile önemsizdir artık; temel gerçek şudur: İki insan birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar, kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için bir olurlar.Sevginin var olduğuna tek kanıt vardır ancak, bağlılığın derinliği,seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü.Budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve." syf 98-payel yayıncılık
Erich Fromm bu kitabı yayımladığında "sevme becerisi" ni yayımlamaya değer konular olarak öne çıkaran ilk bilim adamı. Hakkını da verdiğini düşünüyorum çünkü sevmeyi bir sanat olarak görüp bunun için emek harcanması gerektiğini söylüyor. Sevmek, her şeyi sevmek... Önce kendinden başlayarak tabi. Sevmenin birçok çeşiti var ve bunlardan da hakkını vererek bahsetmiş yazar. Anlattığı şeyler de kendi hayatıyla bağdaşıyor ve tavsiye edebileceğim kitaplar arasında. İyi okumalar...
"Okullarda ders olarak okutulması gereken kitap hangisidir?" şeklindeki bir soruya uzun süredir yanıt bulamamıştım, bu kitapla birlikte doğru cevabı bulduğuma inanıyorum.

Erich Fromm uzun zamandır aklımda olmasına rağmen ilk kez okuduğum bir yazar ve muhtemelen, ilişkimiz uzun bir süre devam edecek. Bu eserde, aslında çoğumuzun içten içe bildiği konuları öylesine bir açık sözlülükle ve detaylı olarak açıklıyor ki, hiçbir boşluk bırakmıyor. Kitap, son derece akıcı bir dille yazılmış olduğu için ders olarak görülse dahi asla sıkıcılık yaratmayacak bir eser.

Freud konusuna gelecek olursak; Fromm tabii ki saygıyı elden bırakmıyor ama adını geçirdiği birkaç yerde Freud'un olayları eksik olarak açıkladığını veya açıklamalarının günümüz dünyasına hitap etmediğini belirtiyor. Freud'un açıklamalarının zaman zaman soğuk olduğu görüşüne katılıyorum, Fromm'un sıcak ve kucaklayıcı anlatımı oldukça ilham verici ve günümüz dünyasında yakın bulunacak cinsten bir eser yaratıyor.

Kitabın anlatım tarzından bahsedelim... Alıntılar da oldukça isabetli olsa da, kitabın bazı bölümleri var ki paragrafları veya bölümleri tamamen okumadan anlamak mümkün değil.

Son olarak da bu kitabı hayatta sadece bir kez okumanın yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu, asla küçültme anlamında değil, hatta tam tersine yüceltme anlamında diyebiliriz. Tüm yazılanlar, yaşadığımız hayata ve içten içe bildiklerimize çok yakın olduğu için, anlatım tarzı müthiş olduğu için; bir kez ciddiyetle okunursa, ikinci kez okunmaya hiç gerek kalmayacaktır. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum...
Kitabın spoiler kısmı #25204911 burda :)

"Ya bu kitabı okumak zormuş."
"İncecik kitap la neresi zor olsun 2 günde biter."
"Öyle olduğuna bakmayacan hoca da öyle dedi 10 günde zor bitermiş."
İşte 'Sevme Sanatı' nı böyle konuşmaların bol olduğu bir ortamda okumaya başladım. Pek dikkate almamaya çalışarak, biraz da hocamızın istemiyle açtım kapağını başladım. İlk önceleri hiç de öyle değil, sakin kafayla sessiz bir ortamda okundukça gayet güzel, bilgilendirici ve evet evet kesinlikle öyle denebilecek kadar haklı tespitli bir kitap, böyle düşündüm. Kitabın ortalarına doğruysa azıcık hak verdim, zorladım kendimi devam edebilmek için hatta gün boyunca hiç açmadığım günlerde oldu. Ama o sayfalarda geçti gitti. Sonu güzel bitti :) Kapağı yine 'Güzel bir kitap okunmalı kesinlikle' diye kapattım. (Böyle söylediğimde sen hangi kitaba kötü diyon ki zaten diye çıkışan arkadaşlarım sizi seviyorum :) )
Kitabın benim için önemli yanlarından biri de konusundan ve anlatılanların önemliliğinin yanı sıra Freud'dan çokça bahsetmesi, yer yer eleştirmesi, Freud'un düşüncelerinin haklı ya da eksik yönlerini açıklaması.
Benim yorumlamam bu kadar :) İyi okumalar canlar...
Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir.
Sevmek kendini hiçbir garanti olmadan adamak, sevgimizin sevdiğimizde sevgi uyandırmasını umarak kendimizi, bütünüyle vermek demektir.
Erich Fromm
Sayfa 133 - DE Yayınevi(1979 basım)
"Hayatımıza giren herkes değerlidir ; ama herkes özel değildir. Saygı hepsine , sevgi layık olana verilir."
Bir insan başka birine ne verir?
Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden, “yaşamından” verir.
Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur;
Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden- içinde canlı olan her şeyden.
Ve bazen bir şeyler vermek için bir bakış bile yetebilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevme Sanatı
Alt başlık:
Sevmek Bir Sanat Mıdır? Öyleyse Eğer, Bilgi ve Çabaya Gereksinimi Vardır
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055248208
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayşe Türkmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Post Yayıncılık
Baskılar:
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevme Sanatı
Sevmək sənəti
Sevme Sanatı
Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.279 okur

  • Zehra Akyol
  • Zeki GÜZEL
  • Furkan Tonga
  • Hakan Kahraman
  • Perihan OLGUN
  • Rana Yılmaz
  • Ezgi Eroğlu
  • Umut Umut
  • M. Kürşad Baş
  • Nûpelda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%2.1
18-24 Yaş
%29.1
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.9
Erkek
%37.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.5 (104)
9
%17.5 (64)
8
%21.9 (80)
7
%10.1 (37)
6
%4.1 (15)
5
%2.2 (8)
4
%1.1 (4)
3
%0.8 (3)
2
%0.8 (3)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları