·
Okunma
·
Beğeni
·
96,9bin
Gösterim
Adı:
Sevme Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055248208
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Post Yayıncılık
Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz? Bir kişiyi ya da bir nesneyi o olmadan yaşayamam, hayatın bir anlamı olmaz diye mi seviyorsunuz? Kendinizi tanımadan ve sevmeden başkasını sevmeye kalkıyor musunuz? Cevaplarınız tereddütlüyse sevme, sevme sanatı hakkında öğreneceğiniz çok şey var derdi Erich Fromm. Kitap sevme konusunda takınılan üç yanlış tutumun açıklamalarıyla başlıyor. İlki, çoğu kişinin sevmeyi; kendini ya da başkasını sevmekten çok, kendilerini sevdirme olarak görmesidir. Yani bunlar için sevmek yerine nasıl sevimli olabilecekleri önemlidir. İkinci yanlış tutum ise sevmenin kolay olduğu ancak sevilecek ‘nesneyi’ bulmanın zor olduğudur. Satın alma odaklı gelişen toplumlarda erkekler ya da kadınlar birbirlerini çekici yapan şeyin dönemin kafa ve vücut modası olduğunu düşünürler. Bu bağlamda sevme bir nesneye dönüşeceğinden gerçek anlamda bir sevmeden bahsedemeyiz. Üçüncü ve kitapta bahsedilen son yanlış tutum ise âşık olmanın sürekli sevme olarak görülmesidir. Birbirlerine başta âşık olan insanlar birbirlerini daha yakından tanıdıklarında aradaki bağlılık umut kırıklığına, düşmanlık ya da bıkmaya götürüyorsa burada da sevmeden bahsedemeyiz. Peki, bu yanlış tutumları düzeltmenin yolu ne olabilir? Erich Fromm atılacak ilk adımın sevmenin de tıpkı yaşam gibi sanat olduğunu kabul etmek ve bu sanatı öğrenme yolunda adımlar atmak olduğuna inanıyor. İnsanların istemeden doğduklarını, istemeden öleceklerini, yakınlarının onlardan önce ya da sonra öleceklerini düşünmeleri ve doğanın ve toplumun gücü karşısındaki çaresizliklerini bilmeleri hayatlarını bir hapishaneye çevirir. Bu hapishaneden çıkmanın yolu sevgidir. İnsanlar bu yüzden çeşitli yollarla sevgiyi bulmaya çalışmışlardır. Bunlar tapınma, lükse kapılma, her şeyden el etek çekme, Tanrı’ya yönelme, delice çalışma vs. şeylerdir. Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran, duvarları yıkan, birleştiren etkin bir güçtür. Bu güç her türlü sevgide görülen temel öğelerde(ilgi, sorumluluk, saygı ve bilme) de kendini gösterir. Bu öğeleri kitapta geçen cümlelerle aktarmak istiyorum. “Sevgi sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir,” cümlesi ilgi öğesini açıklamak için yeterli olacaktır. “Gerçek anlamıyla sorumluluk, bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, gizli olsun, başka birisinin ihtiyaçlarına verdiğimiz yanıttır,” buradan sevgi açısından sorumluluğun, karşıdaki kişinin ruhsal ihtiyaçlarına cevap verme olduğu kanısına varmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. “Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir,” anlaşılacağı üzere insan karşıdaki kişiyi ona saygı duyduğundan, onu o olarak gördüğü için sevmelidir. Bu üç öğenin tamamlayıcısı bilme yani tanımadır. İnsan başkasını ya da kendisini tanımadan ne sevgiye ne de sevginin öğelerine vakıf olabilir. Sevgi nesne değildir dedik ama sevginin kendine has nesneleri var –ben bunlara çeşit demeyi daha doğru buluyorum. Bunlar kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, Tanrı sevgisi ve kendini sevmedir. Sevme bir sanatsa bu sanatı icra etmek için gereken şeyler nelerdir? Herhangi bir sanatı icra etmek disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgi gerektirir. Sevme sanatını gerçekleştirmek için ilk ve bana göre en önemlisi insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist kişi sadece kendi ortamı içindeki şeyleri doğru saydığı ve yararlılık ilkesine bağlı kaldığı için sevme sanatıyla mutabık olamaz. Kendini bundan ne kadar kurtarabilirse o kadar sevgiye yaklaşır. Benim aldığım notlar burada sona eriyor. Detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Sevme, sevgi ne kadar açıklanmaya kalkılsa da her zaman eksik bir açıklama olacak ve insan sevme ve sevgiyi hiçbir zaman anlamayacaktır. Son olarak sevme ve sevgiye tanım olabilecek kitapta geçen üç sözü sizinle paylaşıp iyi okumalar dilemek istiyorum:
“Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin sadece bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.”

“Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir karar vermedir. Sevgi yalnız bir duygu olsaydı, birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi.”

“Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.”
200 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
'sevgi' konusu hep tartışılan, derin, anlaşılmaz ve kişiden kişiye değişiyor derim... Peki 'sevgi' tam olarak nedir/neydi?

Kitap adında 'sevme' var yani 'sevmek eylemi' görüldüğü gibi; sevme, sevilme elbette 'sevgi' den geliyor. Yazarımız üç önemli unsur üzerinde duracaktır; sevme, sevilme, sevgi.. Peki 'sevgi' seven için mi geçerli yoksa sevilen için mi? Seven kişi olabilir öyle değil mi? O zaman demek ki kitap 'sevme' kavramına bağlı olarak 'sevgi' ye odaklanacaktır.

Bu kitap incelemesine başlarken süslü, sevgi dolu cümle kurmadım; sevmek şudur ya da budur ve aslında böyledir, demedim çünkü bir sanatı konuşacağız. Bu hiç şüphesiz kitabımızın adından da geçtiği gibi "Sevme Sanatı"

Erich Fromm giriş yazsında şöyle bir açıklama yapar: "Bu kitabı okuyarak sevme sanatına ilişkin hazır
bilgiler edinmek isteyenler düş kırıklığına uğrayacaklardır. Tam tersine bu kitap, belli bir olgunluk düzeyine erişmeden kişinin sevgiye ulaşamayacağını göstermeyi amaçlamaktadır. Burada yapılmak istenen
okuyucuya, sevgiye erişmek için harcadığı tüm çabaların, kendi kişiliğini bütünüyle yaratıcı yönde geliştirmedikçe, başarısız kalacağını göstermek, komşusunu sevme yeteneği, alçak gönüllülük, cesaret, inanç ve
disiplin kazanmadan sevgiden yana kişisel doygunluğa erişemeyeceğini kanıtlamaktır."
Ve BAM! İşte Fromm müthiş bir seslenişte bulundu okuyucuya, bu kitabı büyük bir ciddiyetle okumam gerektiğini anladım. Bu asla bir kişisel gelişim değildi.
İkinci cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum 'Tam tersine bu kitap, belli bir olgunluk düzeyine erişmeden kişinin sevgiye ulaşamayacağını göstermeyi amaçlamaktadır.' yani sevgi olgunluk mu? Ya da olgunluğu mu gerektiriyordu? Cümlenin devamı ise 'kendi kişiliğini bütünüyle yaratıcı yönde geliştirmedikçe' bu kısma baktığımız zaman ise bu olgunluğu kişiliğin bütünü yaratıcı olmalı, gelişmeli diyor. Ayrıca disipline de önem verdiği aşikardır, sevgi iyi yollarda olacağını son cümlesinde belirtir. Bu bölümü vermemin nedeni ise kitap hakkında bilgi, özet niteliği taşıdığını düşünüyorum.

Gelin birde kitabımızın içeriğine bakalım.

Sevmek bir sanat mıdır?
Dedikten sonra yolu ikiye ayırıyor Fromm;
"Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın «kapıldığı» tatlı bir duygu
mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur." yani bilgi ve çaba gerekiyor. Sevmek için bir bilgiye ve çabaya ihtiyacım var? İhtiyaç mı dedim? İşte şimdi olay değişiyor. Buyrun devam edelim (çok alıntı olmasın diye artık alıntı yapmadan devam edeceğim).

Fromm kitabında insanların 'sevme' den ziyade 'sevilmeyi' arzuladığını belirtir. İnsanlar, nasıl sevilirim, çabası içerisindedir. Erkekler için sevilmenin yolu güç ve paradır, kadınların ise endam ve güzellik. Sizce de çok haklı değil mi?
Ayrıca romantizmi ele alan yazar aşkın artık bir çeşit pazarlama olduğu belirtir yani kişilerin karşılıklı çıkarı söz konusudur. Boşuna demiyoruz aşk kalmadı diye, gerçekten de aşk neredeyse kalmadı. 'Nerede o eski aşklar', Neden böyle deriz biliyor musunuz? Çünkü o aşklarda çıkar yoktu sadece sevgi vardı.

Artık her şey o kadar değişti ki, sanal dünyayla beraber hiç tanımadığımız insanlara karşı yakınlık hissediyoruz ve sevgi duyuyoruz, çok garip değil mi? En önemlisi bu ne tür bir sevgi ya da sevgi mi?

'Sevgi olmadan insan yaşayamaz.' Kesinlikle öyle çünkü sevgi bir ihtiyaçtır, bizler sevmek ve sevebilme gereksinimi duyarız.

Söyledim mi bilmiyorum ama, kitabımız ağırlıklı olarak 'sevgi' üzerinde durur, bu yüzden bizde sevgiyi ağırlıklı ele alacağız.

İncelemenin başında sorduğum sorunun henüz yanıtını alamadık, 'sevgi nedir/neydi?' o zaman devam¬

Biz insanlar kabuğumuzu kırmadan asla yaşayamayız, biz insanlar birbirimize ihtiyacımız var. Biz sürüyüz, yalnız yaşayamayız. Kadın-erkek önce kendini keşfetti sonra birbirini keşfettiler. Öncesinde insan birbirine yapancıydı bu yüzden sevgi oluşmadı, ancak yakınlaşmayla oluşabilirdi. Kişinin bir biriyle kaynaşma arzusu insanın içindeki en güçlü itkidir. Bu, insan soyunu, kabileyi, aileyi, toplumu bir arada tutan güç en temel duygudur.

Sevgi vermektir. Mesela en önemlisi ilgi vermektir, eğer insan sevdiği bir şeye yeterince ilgi göstermiyorsa bu onun sevgisinin yetersizliğidir. Kişi sevdiği şeyler için emek verir, sevdiği şey için çabalar.

Kitapta yer yer sadistlik hakkında da ilişkiler olacak, bu sizin ilginizi çekecektir. Peki neden sadistlikten söz ediliyor? Sadistler acı çektimek isteyen kişilerdir çünkü acı çektirmek zihnen onları doyurur. Sadistler acı çektimeyi seviyor da diyebiliriz öyle değil mi? Farkettiğiniz üzere 'sevgi' dedim. Ayrıntılı bilgi için 'sevme sanatı' adlı kitaba ya da çeşitlik makalelere başvurabilirsiniz.

Sevgi denince kadın ve erkek arasındaki ilişki muhakkak akla gelir, kitapta bu konu hakkında da bilgi verir Fromm. Bu konuda elbette Freud görüşleride konuşulacak ve eleştirilecektir.
Birde çocuk, anne, baba arasındaki sevgi konu ediliyor. Anne ile çocuk arasında sevgi, baba ile çocuk arasında sevgi; hoş, anlaşılır bir şekilde dile getiriyor yazar.

Hadi ilginç bir bilgi verelim de keyfimiz yerine gelsin.= Sekiz buçuk - on yaşlarına kadar çocukların çoğunda, sorun hemen hemen bütünüyle sevilmektir,
O olduğu için sevilmek. Bu yaşa dek çocuklar henüz daha sevemezler, sevilmeyi minnetle, sevinçle karşılarlar. Çocukların gelişmelerinin tam bu noktasında
yeni bir unsur girer sahneye; kişinin kendi çabasıyla sevgi üretme duygusu. Yani bu sevme kavramı sonradan gelişiyor bizde¿

Evet konumuza devam edelim.
Sevgiden sürekli bahsettik, kadın-erkek ilişkisinede biraz olsun değindik, ama şimdi Kadın-erkek ilişkisinde yer alan sevgiyi yani Fromm'un deyimiyle 'cinsel sevgi' üzerinde biraz duracağız.
Fromm anne sevgisi ve kardeş sevgisini aynı katagoriye alıyor çünkü bir anne bütün çocuklarını sever, bir kardeş bütün kardeşlerini sever. Ancak cinsel sevgide ise bir kişi tek biri kişiyi seviyor ve Fromm bunu 'bencillik' olarak belirtiyor. Ve bunu şöyle açıklıyor:
"Birbirine "âşık", kendileri dışında başkasına hiç bir sevgi duymayan iki insana sıkça rastlanır. Bunların sevgisi gerçekte iki kişilik
(â deuz) bencilliktir. Onlar kendilerini karşılıklı aynılaştıran iki insandır. Ayrı - olma sorununu tek kişi olmayı, iki kişi yaşıyarak çözümlerler, Yalnızlığın üstesinden gelmeyi başarabilirler. Ne var ki diğer insanlardan ayrı oldukları için birbirlerinden de ayrıdırlar ve kendilerine yabancılaşırlar, bir olma deneyi boş bir hayaldir, Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insan, tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever." sonunda ise verdiği mesaj ne hoş öyle değil mi? Kişi sevdimi yaşayan ne varsa hepsini sever.

(not: alıntı yapmayacağım dedim ama alıntı olmadan bir inceleme kanıtlanabilir nitelik pek taşımaz.)

Kardeş ve anne sevgisi süreklidir yani doğuştan beri ve hayatımızın büyük bir kısmında var olan insanlara duyulan sevgidir. Cinsel sevgi ise tanımadığımız bir insana hisdettiğimiz bir sevgi, bu sevgi genelde sürekliliği olmaz çünkü cinsel isteğe bağlı olarak olur, bunun yaşanmaması için kişi sadece sevdiği yabancıya bağlı ise tüm her şeye sevgi duymalı ve sevdiği kişiyi niçin sevdiği de önemlidir. Burada kısmen düşüncemi de ekledim, Fromm bu konuda derin ve anlaşılır ele alıyor konuyu...

Gelelim, bana göre en önemli konuya¬
KENDİNİ SEVME
Maalesef krndini sevme konuduna bakacak olursak mevzu gerçekten derin ve canı sıkıyor. Calvin, kendini sevmeye 'veba' diye niteliyor; Freud'a göre ise narsizmle eşit.
"Narsizm, insan gelişmesinin ilk evresidir, yaşamının daha sonraki evrelerinde narsizme dönen kişi sevme yetisini yitirir, en uç noktası çıldırmaktır." haydaaa.. Kendimizi de mi sevemiyeceğiz! Onu geçtimde kendini sevmek bencilliktir denilmiş hep, günümüzde bencillik, kendini beğenmiş, egoist vb. görülür, neden öyle olsun ki, kişi kendini sevemez mi? Birde neymiş kendini seven bir insan başkadını sevemezmiş (!) o zaman Fromm'dan gelsi cevap:"Eğer bir insan, olarak komşumu sevmem bir erdemse, bir insan olduğuma göre kendimi sevmem de
bir erdemdir." komşu sadece bir örnektir. Bu arada bencil kişi sadece kendisiyle ilgilidir. Herkesin kendine göre olmasını ister. Kısacası insanın kendini sevmesi bir erdemdir. Daha sonra yazar kendini sevme ve başkasını sevme arasındaki ilişkiyi açıklıyor, kitabı okuduğunuzda göreceksiniz, ben daha fazla bilgi vermesem iyi olur.

Arkadaşlar bu arada bu şimdi spoiler oluyor mu? Aman oluyorsa olsun, roman değil ki dimi yani?

Tanrı sevgisinede değinelim, zaten daha sonra iki konu geliyor, o iki konudan sonra kitap bitiyor. Tanrı ile kul (insan) arasında bir bağ vardır, bu sevgi olabilir nefrette ya da başka bir şey de olabilir. Her ne olursa olsun bir bağ ver ister kabul edelim ister etmeyelim bu bağın varlığı değişmez. Kitapta Fromm Tanrı sevgisini dinlerle bağdaştırarak anlatıyor ancak ağırlıklı olarak Hristiyanlık üzerine durmasını doğru bulmadım, diğer dinlere de kısmi olarak yer veriyor ama özellikle İslama neredeyse hiç değinmiyor. Bunun nedeni İslam ile Hristiyanlık aradındaki benzerlik mi bilemiyorum. Kısacası Tanrı ile insan arasındaki ilişkiye ve sevgiye açıklık getiriyor.

İki konu daha işleniyor bunlardan biri 'Sevgi ve Çağdaş Batı Toplumda Sevginin Yozlaştırılması' idi ama ben bu kısmı işlemeyeceğim maalesef çünkü hem uzun hemde detaylı, incelemede baya uzun oldu. Son konumuzuda ele alıp incelemeyi bitirelim, sizde yoruldunuz baya :)

- Sevginin Uygulanması -
Sevgiyi, sevmeyi duygu olarak ele aldık şimdi de bu duygunun artık fiile geçmesine geçeceğiz, şimdi bakalım Fromm bize neler anlatacak bu konuda :)
Bizim için olduğu gibi Fromm içinde zor bir konu olmuş: "Sevme sanatının kuramsal yanından sonra, şimdi daha güç bir sorunla karşı karşıyayız, sevme sanatının uygulanması" diyor kendileri ve çokta haklı. Sevgi herkesi sevmekle gerçekleşebilir. Bir insanı insan olduğu için sevmeliyiz, tek bir kişi severek diğer insanları yok sayamayız. Bir toplumda sevgi olmazsa o toplum yok olur diyor Fromm.
Sevme sanatında ustalaşmak isteyen biri, disiplini, yoğunlaşmayı ve sabrı tüm yaşamına uygulamaya da başlamalıdır. Konuyla ilgili daha detaylı açıklamayı kitapta bulabilirsiniz.

Konuyu toparlayıp incelemeyi bitirelim. Sevme sanatı sevgiye bağlı olarak açıklanır ve üzerinde düşünülüyor. Sevgi bağlarını ele alan kitap insan ilişkilerinde sevginin yerini, rolünü anlatıyor. Yani aslında sevgi insanlar arasında önemli bir bağdır diyebiliriz.
Kısacası 'sevgi' kavramı hakkında bir düşünceniz olacağı ve üzerinde düşünebileceğiniz güzel bir kitap, kesinlikle tavsiye ederim. Okuduktan sonra bu 'sevgi'nin meğer ne kadar farklı olduğunu anladım ve sevgi hakkında daha çok fikir sahibi oldum.

Keyifli okumalar :)
126 syf.
·Puan vermedi
-Hadi Canım, Sende :)
*
Sevmek bu kadar basit mi ?

Sevginin yazıyla veya yazılanlarla gerçekleştiğini düşünenler için sanırım evet.

Fakat sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.
*
Başarı, ün, para, güç bunları elde etmek için varımızı yoğumuzu veririz; sevmeyi öğrenmek içinse hiçbir şey yapmayız.

Bu kitap sevmeyi öğrenmek için birşeyler yapmak isteyenlerin başvuracağı, 'sevme' sorunsalını en güzel şekilde ele alan bir Erich Fromm klasiği. Özellikle ele aldığı konuları akıcı bir şekilde açıklaması, dilinin ağır olmaması ve Hocası Freud'a yönelik eleştirileri kitabı değerli kılan etkenlerden bazıları. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

*
İncelememi Erich Amca'nın çok beğendiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum.

'Bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir.'

Sevgiye layık olabilmemiz ümidiyle.
Sevgiyle kalınız, hoşça kalınız.
128 syf.
Kitabı bitirdiğimde ilk söylediğim şey; ben bu kitabı evleneceğim adama okutucam illa olmuştu -ki okuttum da- :)) Sevgi tanımı yapılması zor bi duygu, etrafında gezinen ve ona benzeyen çok duygu var. Erich Fromm bu açıdan konuyu güzel değerlendirmiş, sevginin çeşitleri ve insanın sevme tarzını oluşturan etkenleri güzel incelemiş. İnsanı tutsak eden değil, özgürleştiren sevgiyi çok güzel ifade etmiş. Okuyun okutturun efendim :)
128 syf.
·4 günde·9/10 puan
"Filanı seviyorum, falana aşığım, şundan hoşlanıyorum, onu da beğeniyorum..." Günlük konuşmalarımızdan bir kesit sundum size. Hayatımızın her anında bir şeylere sürekli bir sevi anlamı yüklüyoruz. Çünkü insan olmanın getirisidir sevmek. Peki sevginin ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Sevginin de öğrenilmesi gereken bir gerçek olduğunun farkında mıyız?

Öncelikle şunu anlamalıyız; sevgi normal, yaşanması güzel ve hayatımızı daha özel kılacak bir duygudur. O zaman neden bu kadar insan aşk acısı çekiyor dediğiniz duyar gibiyim. Çünkü aşk, doğası gereği beraberinde acı ve üzüntüyü getiren bir şeydir. Aşık olup da mutlu olan yoktur. Bizim konumuz "salt sevgi."

Seven için önemli olan, kendi sevgisidir. Seven sevgi duygusunda kendisini tamamlayan insandır. Her insanın içinde bir yarım kalmışlık, tarifi mümkün olmayan bir eksiklik vardır. Bu eksilik zamanla büyür... büyür... bir zaman sonra içinizdeki boşluk bir insan kadar büyüdüğünde... işte o zaman, başka birisiyle o boşluğu doldurmanın vakti gelmiştir! Kısaca; ruhunuzdaki eksikliği ötekinin ruhuyla ikmal etmeye sevgi denmiştir.

Birisini sevdiğiniz alameti, ona şefkat etmektir. Gayeniz, sevilenin mutlu olmasıdır. Sevdiğiniz şeyin mutluluğuyla mutlu olursunuz. Eğer ki sevdiğiniz acı çeksin, üzülsün, bana ram olsun gibi düşüncelere sahipseniz burada ihtiras vardır. İhtiras da aşka işaret eder. Oysa sevgi daha vericidir, daha sağlıklıdır. Her iki taraf için de iyileştiricidir. Sevenler benliklerini daha ruhsal bir gıdayla doyurdukları için; sevenler az yemek yer, az uyur. Hayatın narkozları sevgide azalmıştır. Yaşamın kendisi çoğalmıştır. Seven hayatın her anından keyif aldığı için, an'ı yaşar. Üzerine sevi yüklenmemiş zamana yaşamak denilebilir mi?

Sevgiyi doğru yaşayabilmek için onu bilmek gerekir. Tanım bilmek olunca, bir şeyi sevdiğin ölçüde bilebilirsin denilmiştir. Peki konu sevmenin kendisi olunca ne demeli? Duygular devam okullarında öğretilmediği için, bu konularda kılavuz kitaplara muhtaç sayılırız. İşte Erich Fromm'un "Sevme Sanatı" isimli eseri de sevgiyi öğrenmek için okunabilecek sayılı kitaplardandır. Bize sevgiyi öğrenmeyi vaat eder. Sevginin öğrenilebilir bir duygu olduğu iddiasından yola çıkılarak yazılmıştır. Dili anlaşılır, içeriği dolu, kazanımı çoktur.
Okuyun derim. Hatta okutturun da... Kendinizle yetinmeyin.
Ha bir de, bir şeyleri sevin :)
178 syf.
·1 günde·9/10 puan
Bu kitap benim elimde eskidi. Herkese verdim (hatta kaybolsun elden ele dolaşsin istedim) fakat hep geri döndü, çünkü okuyan herkes bu kadar çizilmiş, karalanmış, notlar alınmış bir kitabi geri vermemezlik edemedi. Aklınızı, empati yeteneğinizi, iç görünüzü, benliğinizi ve kaleminizi alın oturup okuyun. Bittiğinde tatmin duygusu hissediyor olacaksınız ve sevgi alanlarınızda farklı açılar geliştireceksiniz.
Girişte Paracelusun dizeleri kullanılmış. Der ki: "Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri, üzümleri hiç tanımıyor demektir".
200 syf.
·4 günde·8/10 puan
Psikoloji alanında pek okumasamda keyifle ve altını çize çize okuduğum, insanlara karşı sevgimin ne derece güçlü olduğunu sorgulamama yardımcı olan mutlaka okunması gereken kitaplardan...
126 syf.
"Seni seviyorum. Seni mi? Hasletlerini mi? Gülüşündeki pırıltıyı mı? Hatlarının zarafetini mi? Kırılganlığını mı? Kişiliğini mi? Ba­şarılarını mı yoksa sadece varoluşundaki mucizevi gerçeği mi? "Asla kişiler sevilmez, sevilen sadece niteliklerdir," der Pascal. "Birini, güzelliğinden ötürü seven, onu gerçekten seviyor mudur? Hayır, çünkü kişiyi değil güzelliğini öldürecek olan çiçek hastalığı, artık onu hiç sevmemesine yol açacaktır." Buna karşılık Hegel'e göre sevmek, sevilen kişiye, edimlerinden veya kişisel ve geçici özelliklerinden bağımsız olarak olumlu bir anlam atfetmektir. Proust, herkesi haksız görerek bu saygın tartışmaya yepyeni bir katkı­da bulunur. Aşk ne kişiye ne de onun özelliklerine yöneliktir; aşk Başka'nın gizemini, mesafesini, gizliliğini, en samimi anlarımızda bile asla benimle aynı durumda olmama halini hedefler. "Seni seviyorum"daki "sen", kesinlikle benim eşitim veya çağdaşım değildir ve aşk, bu aşırı anakronizmin araştırılmasıdır. "Eşitlik, adalet, şefkat, iletişim ve aşkınlığı özetleyen bir formüle göre" -kusursuzluğa ve zarafete dayanan muhteşem bir formüle göre- "sevgililer 'beraberdirler; ama henüz değil. "Aşk, derinleştiğinde, Başka'yı, benim için anlaşılmaz bir hale gelene kadar kendi belirtilerinden yoksun bırakan bu paradoksal bağdır. Onu sevmediğim sürece, o güzel veya çirkin, kaygılı veya sakin, takıntılı veya histeriktir: Bu özelliklerin hiçbirinin artık onu benden alıkoyma gücü yoktur. Ben onu mükemmel, özel veya kendine has özelliklere sahip olduğu için seçmiştim; şimdi onda sevdi­ğim şey ise, "diğer herkesten farklı bir nitelik taşıması değil, ama bizzat farklı olma niteliğidir."...

Bazen kişi içinde değer adına beslediği tüm şefkat, ilgi, iyilik, erdem, sadakat, vefa gibi yüce duyguları bir kişi üzerinde tasarruf etme yanlışlığına düşebilir. Bu hale birçok yerde aşk deniyor. Bazı gönül üstadlarına göre kişi kabiliyetlerini geliştirip derecesini yükseltmeli, bu değer odağını tek merkezden kurtarıp bir prizma gibi birçok merkeze, insana, varlığa, hatta tüm aleme yayma çabasına girişmelidir. İşte o zaman feda edilen değerlerin bir kıymeti olur. Neticede tek merkezli bir vericiliğin de temelinde bencillik vardır. Tezer Özlü de yaşamın ucuna yaptığı yolculukta bu yanlıştan bahseder: "Bir uzaklık kazanmam, kendi düşüncelerimin dünyasını bulmam gerek. Tek bir kişide yoğunlaşan duygulardan her zaman kaçındım. Sonsuz sevmek isteğimi her zaman tüm insanlara, her insana dağıtma çabası gösterdim. Zaman zaman da herkesten nefret ettim. Kendim dışında." Aynı fikri Marx da paylaşır: "Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir. Bir tutumdur. Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek kimseyi seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bencilliktir."

Bu bencillik sevginin kalpten dile geçmesinde de devam eder. Tek kişilik bir fayda gözetilerek sevgi(denilen) açığa çıkar. Genelde sevilenin durumu veya olası tepkisi gözetilmeden taşar içtekiler. Çünkü sevmiştir daha napsındır! Acilen sahip olmalıdır nesnesine. Bu yüzden sevgilerimiz bile yıpratıcıdır. Pessoa der ki "Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek... Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!"

"Hiç kimsede sevginin önemsiz olduğuna ilişkin bir kanı yoktur. Onun açlığını çekerler, sinemalarda mutlu ya da mutsuz aşk hikâyeleri izlerler, yüzlerce niteliksiz aşk şarkıları dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür." Hani denir ya bir yerde size sürekli özgür olduğunuz söyleniyorsa aslında özgür olmadığınızdandır. Olanca doğallıyla yaşanan ve kanıksanan değerlerin dilde dolaşmasına lüzum yoktur. Eksikliği çekilenlerdir bizi konuşmaya iten, dile geldiğinde en azından kelimeler üzerinden doyurduğumuzu düşünürüz belki eksikliğimizi. Sevgi ve aşk kavramları da bu eksiklerimizden olmalı ki çok büyük anlamlar yüklenir, kimi yerde hayat bunlar üzerine kurulur, bir ömür bekleyenleri olur. Peki beklenilen nedir ve buna değer mi?

Sevmek de öğrenilir. Toplumdan gördüğümüz biçimin doğrusu olduğunu düşünmemek için bir sebep bulamayız olguları sorgulamaya tabi tutmazsak. Sevgi de bu sorgulamalardan muaf değildir. Bizde kısır tabağı bile boş gönderilmez kaldı ki sevgiye karşılık verilmesin! Adeta bir lütuf gibi sunulur sevgiler. Seven, sevilmeyi bekler; sevilen bunu boş çevirmemesi gerektiğini hisseder içinde hissettiği öğrenilmiş baskıdan dolayı. Oysa "yeterince sevilmediğime üzülüyorsam, bu da benim yeterince seven bir insan olmayışımdandır." Bize sevmenin ihtiyaç olduğu öğretilmez. "Birçok kişi, sevme sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediminden çok "sevilme" olarak görmektedir. Onlar için sorun, nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir." İnsanlar sevilmek istediklerini söylerler ama asıl istedikleri sevmektir. Kimse seviliyor diye seveninin yanında durmazken; sevilmediği halde sevgisinin peşinden giden insanlarla doludur dünya.

"Benim sahip olduğum sevginin sen de bilgisine sahip ol." Sevgiyi "etken ilgi" olarak göstermek yerine kısa yoldan bilgisini sunmak tembelliği. Bu tür bir sevginin olumlu sonuçlar doğurabileceği düşünülemez. Sevgi konusuna en çok kafa yormuş düşünür olan Erich Fromm "Sahip Olmak Ya Da Olmak" kitabında şöyle yaklaşır bu hataya:
"Eğer sevgi, sahip olmak türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetim altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini ve sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir."

Özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. Şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir, özgürlük kurtarılmalıdır. Victor Hugo' nun dediği gibi: Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm. Fakat özgürlüğüm uğrunda aşkımı da feda ederim. Özgürlük olmadan mutluluk olamaz. Kişi özgürlüğüne ket vuran şeyden zamanla nefret etmeye başlar. Eski Fransız şarkısında geçtiği şekliyle:, «Tamour esi Tenfant de la lîbert,», "sevgi özgürlüğün çocuğudur. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz." Özgürlüğü bilmeyen, bağlanmayı ve sevmeyi de bilmez. Her şey zıttıyla anlam bulduğundan - dahası tercih edebilmenin bilişsel yükü taşınacağından, özgürlükten sonra gelen bağlılık çok daha sağlıklı olacaktır. Sevginin yaratacağı yapıcı bağlılığa ulaşabilmek de doğru bir şekilde ve doğru yerde yaşanmış özgürlüğün içindedir.
128 syf.
·2 günde·10/10 puan
Sevme Sanatı Erich Fromm'dan okuduğum ilk kitap oldu. Başladığım günün gecesinde bitirdim ve Fromm okumalarına devam etme kararı aldım.

Bazı yazarlar tanırsın, en büyük üzüntün onunla geç tanışmak olur. Bu kitap bana bu üzüntüyü yaşatan bir kitap oldu. "Sevmek nedir?" "Sevmek bir sanat mıdır?" "Gerçek sevginin ölçütü nedir?" "İnsanlar günümüzde sevgiye dair hangi eğilimlerden geçmişlerdir?" gibi soruların yanıtlarını bulabileceğimiz bir eser Sevme Sanatı. Peki bu sanatta ustalaşmak için neler yapmak gerek? Sevmek kalbi bir duygu değil mi sonradan öğrenmek nasıl mümkün olabilir? soruları da benim aklımı kurcalayan sorulardı. Şunu belirtmek isterim (ki yazar kendisi de belirtmiş) bu kitabı okudum sevmeyi öğrendim gibi bir beklentiyle başlamamak gerek. Ancak sevmeye dair öğrenilecek çok şey var içinde. Sevgiyi alt başlıklar altında da ele almış yazar, aile sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme gibi alt bölümler bulunuyor eserde. Çoğu insan kendini sevmeyi kötü bir şey gibi algılıyor mesela. Neden kötü olsun ki? Kendini sevme ile narsizm arasındaki farka da değinmiş yazar. Bebeklikten evliliğe ve birçok döneme dair sevgi kavramını işlemiş yazar.

Sevgiye farklı bir gözle bakmak istiyor, farklı bakış açılarını görmek istiyorsanız okumanız gereken bir eser. Ziyadesiyle akıcı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın her cümlesi yüreğe işler nitelikte. Birçoğunu da okuma sürecimde alıntı olarak paylaştım.

"Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir."

"Anne sevgisi, çok özel yapısının sonucu, koşulsuzdur."

"Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır."

"Ancak, kendine inancı olan bir kişinin başkalarına da inancı olur."
128 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Okuduğum ilk Erich Fromm kitabıydı, sevmek ve sevgide kalmak için gösterdiği yolu takip edebilir miyiz bilmiyorum ama yaptığı tahlilleri başarılı buldum.Tüm seviyorum diyenler, sevdiğini zannedenler, sevmek isteyenler okumalı. 
Diğer kitaplarına şans verilebilicek bir yazar..
200 syf.
·3 günde·9/10 puan
Herkesin dilinde olan "sevgi" kelimesinin anlamını aslında hiç bilmediğimizi yüzümüze tokat gibi vuran bir kitap .
Erich Fromm her sayfada sevgiyi öyle gerçekçi bir şekilde anlatmış ki , kendinizi sevdiğiniz ya da sevdiğinizi sandığınız her şeyi sorgularken buluyorsunuz.
125 syf.
Sağlıklı ve hastalıklı sevginin ne olduğunu, ona neden büyük bir istekle sarıldığımızı, neden insanın bir varolma sorunu haline geldiğini anlatıyor. Anne sevgisinden başlayarak cinsel sevgiye dek uzanan yolda, sevginin ne gibi güçlüklerle karşılaştığını, bu engellerin hangi ruhsal ve toplumsal koşullardan kaynaklandığını gösteriyor. Çağdaş Batı toplumlarında sevginin yozlaşmasının nedenlerini irdeleyerek, bu güzel olgunun yaşanabilmesinin bilimsel temellerini gösteriyor. Okumaya değer olduğunu düşünüyorum çünkü sevginin herkes için var olan muazzam bir ihtiyaç olduğunu dile getirmektedir. İyi okumalar.
Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese ama onları sulamasa, çiçekleri sevdiğine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir. Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi olmaz.
Erich Fromm
Sayfa 32 - Payel Yayıncılık
Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz.
Erich Fromm
Sayfa 58 - Payel Yayıncılık
Olgunlaşmamış sevgi, "Seni, sana gereksinmem olduğu için seviyorum" der. Olgun sevgi, "Seni sevdiğim için sana gereksinmem var" der.
Erich Fromm
Sayfa 45 - Payel Yayıncılık
Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir.
İnsan seviyorsa iki şeyi asla yapmaz.
Aldatmaz ve Ağlatmaz!
Çünkü aldatmak insan onuruna,
Ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevme Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055248208
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Post Yayıncılık
Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.

Kitabı okuyanlar 7,8bin okur

  • Davut BAYRAKLI
  • Zungzwang
  • fatma ak
  • Halit Ömer Özcan
  • Ümmü FİDAN
  • Semra aksuyek
  • edip akkurt
  • Aleyna
  • Sıla Bayar
  • irem olcayto

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.7
13-17 Yaş
%2.1
18-24 Yaş
%29.1
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.9
Erkek
%37.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.8 (196)
9
%6.4 (129)
8
%7.4 (148)
7
%3.2 (65)
6
%1.1 (23)
5
%0.8 (17)
4
%0.3 (6)
3
%0.2 (4)
2
%0.2 (4)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları