Adı:
Divan
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
444
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Lying on the Couch
Çeviri:
Özden Arıkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Daha önce yayımladığımız Nietzsche Ağladığında kısa sürede kendi hayranlarını yaratarak bir 'kült' romana dönüştü. Bunun gibi yoğun metinlerde pek rastlanmayan bir ilgiyle karşılaşarak büyük övgüler aldı. Aynı yazarın hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir başka romanını sunuyoruz bu kez: Divan. Yine yoğun, şaşırtıcı ve sürükleyici...
Tek kelimeyle müthiş bir kurgusu var. Okurken kendinizi alamıyorsunuz. İşler kitabın sonuna doğru daha da heyecan verici oluyor.

Kitaptaki evlilik ilişkileri, ülkemizdekine hiç benzemiyor. Okurken -Bu Amerikalılar ne geniş insanlarmış! diyebilirsiniz. Psikoloji sevenler için güzel bir kitap.

Keyifli Okumalar.
Kitabın son cümlesini okurken hem çok tatmin olmuş hissediyordum hem de daha fazlasını istiyordum. Psikoloji ile ilgilenen hatta daha fazlası geleceğini bunun üzerine kurmak için çabalayan biri olarak benim için ders niteliğinde bir kitaptı. Aynı zamanda da gayet kaliteli ve inanılmaz zevkli bir romandı. Kitabın temel konusu aslında psikoterapide ahlaki çerçeveler, bunun sorgulanması üzerineydi. Tabii can alıcı, akıl karıştıran örnekler ile. Kitapta birçok yan hikaye var denebilir tabii muhteşem bir şekilde birbirine bağlı, güçlü bir örgü ile.
Uzun zamandır, ileride bir hastam olduğu vakit onun anlattığı çevresine olacak tutumumu düşünüyordum. Bu kitapta bu olay çok farklı bir şekilde sunuluyor ve ben alacağımı aldım.
Kitabı bitirip bir gözden geçirdiğimde en sevdiğim özellik ise kitabın, belki iyimser bir biçimde, her insanın iyiye gidebileceği mesajı vermesiydi. Günümüz popüler kitaplarında genellikle yazar taraf tutar. Her zaman iyi ve kötü karakter vardır fakat genellikle griliği unuturlar. Bu tarz kitapları çok okumuş biri olarak taraf tutmaya çok yatkınım ve şimdi baktığımda, bunu fark etmemiş olsaydım ileride bu insanlara olan bakışımda bir robotluğa sebebiyet verebilirdi ve bunu asla istemezdim. Bu kitapta bana bunu, başından sonuna kadar nefret ettiğim iki karakteri gayet mantıklı yollarla sevdirerek aşıladı.
Anlamsız ağır cümlelerin olduğu, son derece içine girilmeyecek girilemeyecek bir kitap ben beğenmedim. Okumak için çok da sebebin gerekmediği bir kitap.
Ödünç kitap almayı sevmem aslında,altını çizemediğimden,kendimi engellenmiş gibi hisseder ve kitabı eksik okuduğumu düşünürüm,bir alışkanlık işte.Ancak bu kitabı görünce dayanamadım istedim fakat kitap korsan çıktı,çok sinirliyim.Çünkü gerçekten akıp giden bir kitap,Yalom'un muhteşem dili sizi kitaba hapsettiriyor daha en başından.Fakat konsantre olmuş bir halde kitabı okurken arka sayfayı çevirince cümle başka yerden devam ediyor,diğer sayfada yine öyle,kesintiyle biten cümle başka bir konuyla yepyeni bir cümleyle devam ediyor arka sayfada filan.deli oldum,başım döndü,sinir katsayım arttı,adapte olmuşken üstelik..en kısa zamanda orijinalden okurum inşallah.
Psikanaliz bakış açısını ve psikoterapi seanslarinı çok başarılı bir şekilde işlemiş bir roman.Yapilan analizleri, akıcı ve etkileyici bir dille aktarmayı başarmış bir roman. Psikoterapi alanında meydana gelebilecek etik ikilemleri çok güzel bir şekilde değinmiş ve bu anlamda yararlanabilecek çok güzel bir yapıt olmuş.
tüm kitapları gibi bunda da eşsiz bi yorum..olaylara farklı bakış açılarından bakmayı öğretiyor bana..tek solukta okuduğum kitap
Psikoloji her daim ilgimi çekmiştir.Ve bu kitap merakımı daha da artırdı.Gerçekten ustaca yazılmış.Kurgu insanı sürüklüyor.Zihnimde çok farklı bakış açıları kazandığımı hissediyorum.Cinsellik,para,hırs, dolandırıcılık...Ve hatta poker oynama taktikleri :) Bunların psikoloji ile birleşimi gerçekten farklıydı.Okumanızı öneririm şiddetle.Bu arada tıbbi terimler başlarda biraz fazla ama konuyu gölgeleyecek kadar değil.Keyifli okumalar :)
Yalom'u okumayı pşanşayanların ilk seçkisi olması gereken kitabıdır. Bunu okuduktan sonra etrafına "bu zat şöyle davranıyor, sebepleri bunlar bunlar olabilir" diye ahkam kesmeye başlıyorsunuz ve bu da çok eğlenceli. Etraınızdaki bir çok saçma sapan davranışı, doğru-yanlış, anlamlandırmanıza yardım edebilecek, kafa açıcı, farklı yerden baktıran bir göz gibi.
Sen çok yaşa Yalom!
Divan; Yalom'un okuduğum ikinci kitabı ama diğer kitaba nazaran cümlelerini birkaç defa okuyup varoluşsal olarak kendime çok şey bulduğum bir kılavuz. Kitaptaki karakterler alelâde seçilmiş değil sanki her biri modern çağda bulunan bir tiplemeyi canlandırıyor. Özellikle kitabın son kısımlarında yer alan Carol ve Marshal'ın diyaloglarını kitabı bitirdikten sonra bende içimdeki benle canladırdım diyebilirim. Özellikle Marshal'ın para konusundaki endişe ve tutumları modern çağın problemi ve kitaptaki şu sorgulama cümlelerini paraya haddinden fazla değer veren herkese söylemek ve sormak isterdim: "Ben olsam kendi benliğinin en gizli derinliklerine bakmasını isterdim ve benliğinin merkezinde, özünde, varoluş nedeninin para biriktirmek olduğuna gerçekten inanıp inanmadığını incelemesini. Bazen böyle hastalara, geleceğe kendi izdüşümlerini çıkarmalarını söylerim; ta ölüm anına, cenaze törenlerinin yapıldığı ana kadar bir izdüşüm,hatta kendilerini mezarda hayal edip mezartaşları için bir yazı hazırlamalarını isterim. Müvekkilin, mezartaşına parayla ilgili takıntısının kazılı olduğunu görse ne hissederdi acaba? Hayatının bu şekilde özetlenmiş olmasını ister miydi?"
Ve ben kitabı bitirdikten sonra sakince yanıma koyup kitapta Ernest'in tavsiye ettiğini yaptım. Bir yolunu bulup kendimden bir iki adım geri gittim ve kendimi belli bir mesafeden görmeye çalıştım. Son zamanlarda gerçek benden bir nebze uzaklaşmış olduğumu fark ettim. Umarım hepimiz hem Ernest'in hem Jung'un hem de diğer birçok kişinin söylediği gibi dışarı gitmenin anlamsız olduğunu gerçek benin her daim içimizde bulunduğunu anlayabilenlerden oluruz.
Hepinize iyi okumalar dilerim
Psikoloji bölümü öğrencilerine özellikle tavsiyemdir.
Yalom'dan okuduğum ikinci kitap. Yazarın kurgusu ve üslubu çok kuvvetli fakat içerikte cinsel öğeleri çok kullanmış. Bunu edebiyat olarak mı ya da Amerikan psikanalizminin gerçeği mi olarak değerlendireceğim, bilemedim.
Eee ne yapalım edelim, şu geç kalınmış incelemeleri aktarmaya başlayalım değil mi ama?
Psikolojiye hepimiz az ya da çok merak duyarız. Gerek toplumsal yaşam içerisinde muhatap olduğumuz insanları anlamak, gerekse kendi iç muhasebemizi yapmak ve içinde bulunduğumuz durumlara karşı çözüm üretmek ya da var olan iyi hali korumak adına önem arz eden bir bilim dalıdır psikoloji. Yalnız bu işe bir akademik yönden, anlaşılması zor tabir ve kavramlarla yaklaşmak var, bir de anlaşılır ve günlük hayata da uyarlanabilir düzeyde yaklaşmak var. İşte Yalom, bizi psikolojiyle, bu ikinci seçenekte olduğu haliyle yaklaştırıyor ve çok da iyi yapıyor. Anlatımı harika derecede güzel, insanı kendine hapseden bir akıcılığı var bu kitabının da. Yani psikoloji deyince bir tırsmaya falan lüzum yok, başladığınız gibi devam edin, zaten sonuna nasıl vardığınızı anlayamayacaksınız bile.
Konuya girecek olursak, Ernest, psikolojinin daha çok ilaçla tedavi alanında ilerlemeye niyetli bir doktorken Seymour Trotter davasıyla karşılaşır. Seymour ile konuşmaları ve onun etkisi, Ernest'i psikoterapi alanına yönlendirir. Bu işin giriş kısmı belki ama Seymour ile Belle'nin aralarında geçenler, bizi acayip derecede bir psikoterapi sorgulamasına itiyor zaten. Etik değerler, hasta doktor mahremiyeti, hasta, doktor için sadece bir hasta mıdır yoksa başka vasıflara evrilmesi mümkün müdür? Özellikle de Belle'nin ruh haline bakıldığında, içinde bulunulan durum epey zorlu bir hal alabiliyor. Bu konunun finali ise okuyucuda farklı düşüncelere sebebiyet verebilir. Ben "kuyruğunu yakalayan köpek" metaforunu kullanırdım bu konu için.
Ernest psikoterapi alanına yöneldikten sonra, hastalarıyla olan ilişkileri ise kitabın geri kalan kısmını oluşturuyor. Ana karakter Ernest gibi görünse de aslında hikayede birçok karakteri ayrı ayrı görüyor ve her birinin farklı ruh hallerine ve davranışlarına şahit oluyoruz. Ernest'in hastası Justin'in, karısı Carol ile olan acayip ilişkisi, sonrasında Carol'ın sahneye çıkışı, ki Carol'ın mediko-sosyal'deki yaşadıkları bana kalırsa çok tehlikeli. Hem hasta hem de doktor açısından özellikle de. Yani biliyorum, bir parça SPOILER vermiş olacağım ama, Carol'ın doktoru ile ilişkisi gönüllülük esasına dayanırken (her ne kadar Carol'ı sağlığı bozuk olarak kabul etmek gerekse de), terk edildiğinde durumu kendisine tecavüz edilmiş gibi lanse etmesini yadırgadım doğrusu. Bu nedenle de hasta-doktor ilişkisinin içeriğine gerekli özenin gösterilmesi gerektiği kanısındayım. Nitekim bunun birçok örneği de olmuş ve bunlar kitapta değinilen şeyler.
Bir başka konu ise gözetmenlik. Ben bu konuyu pek kabul edemedim doğrusu. Tamam, daha tecrübeli bir meslektaştan, kendini geliştirmek adına yardım alınması normal karşılanabilir ama hastalardan bahsederken hasta-doktor mahremiyeti de ihlal olmuyor mu? Sonuçta her hastasına da takma isim kullanmıyor ve zaten burada da birçok hastasını olduğu gibi gözetmeni Marshal'a aktarıyor Ernest. Paul ile muhabbetlerinde de yine hastalarından doğrudan bahsediyor Ernest.
Carol'a geri dönecek olursak (neden dönelim demeyin, çünkü acayip bir kadın bu Carol), kitabın başından sonuna yaşadıkları ile beni farklı ruh hallerine soktu resmen. Carol'dan bir bölümde nefret ederken başka bir bölümde onu anlayabilir, hatta belki sevebilirsiniz de. Öyle bir kadın yani. Ama yine de yaptıkları, gerçekten de biz erkeklerin, kadınlara karşı gardını hep yukarıda tutması gerektiğinin güzel bir örneği oldu.
Marshal'ın yaşadıkları ise... Yahu buna söylenecek bir şey yok, resmen "hızlı koşan atın boku seyrek düşer" vakası :) Tezgah vakası ise harikaydı doğrusu.
Daha değinmediğimiz birkaç karakter daha var, onları da okurken tanımanızı tavsiye ederim artık. Zaten ucundan kıyısından kitaba giren hemen her karakter, güzelce psikoloji tezgahına yatırılıyor ve sanki kanlı canlı hayatımızdalarmış gibi aktarılıyor. Rüyaların çözümlenmeleri ise kitaba ayrı bir hava katmış. Okumanızı kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplar arasında yerini aldı bu kitap, tabii başkaca bir kıymeti daha oldu benim için, o da bende kalsın ;) Keyifli okumalar.
Meslek etiği... Her mesleğin kendine göre etik kuralları vardır. Psikolojik danışmada da bu geçerli elbette. Peki bu kurallar ihlal edilirse neler olabilir?Bu kitap bu soruların kesin olarak cevap bulduğu bir yapıt.
Gördün mü, Carol? Satranç da hayat gibi: Oyun bitince bütün taşlar -piyonlar da, şahla vezir de- aynı kutuya koyuluyor.
Irvin D. Yalom
Sayfa 402 - Ayrıntı Yayınları
Doğum günleri, hayatımızın geçip gitmekte olduğunu hatırlatan hazin işaretlerdir ve doğum günlerini kutlamaktan amaç da bu hüznü inkâr etmektir.
Irvin D. Yalom
Sayfa 287 - Ayrıntı Yayınları
Whittier'in o nefis dizeleri geldi de aklıma:

Kah dilden dökülür, kah kalem yazar/ En hazin sözler "Keşke" diye başlar.
Irvin D. Yalom
Sayfa 229 - Ayrıntı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Divan
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
444
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Lying on the Couch
Çeviri:
Özden Arıkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Daha önce yayımladığımız Nietzsche Ağladığında kısa sürede kendi hayranlarını yaratarak bir 'kült' romana dönüştü. Bunun gibi yoğun metinlerde pek rastlanmayan bir ilgiyle karşılaşarak büyük övgüler aldı. Aynı yazarın hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir başka romanını sunuyoruz bu kez: Divan. Yine yoğun, şaşırtıcı ve sürükleyici...

Kitabı okuyanlar 801 okur

  • Sem
  • Özgür Çakar
  • Kütüphane kedisi
  • yabancı
  • Zehra Akyol
  • canan aladağ
  • Okan K.
  • Kitap Sever
  • Nur Zorlu
  • Hakan Kerem Yıldırım

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%12.6
25-34 Yaş
%25.8
35-44 Yaş
%38.1
45-54 Yaş
%13.8
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.8
Erkek
%34.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.4 (65)
9
%29.1 (69)
8
%22.4 (53)
7
%13.1 (31)
6
%4.2 (10)
5
%1.7 (4)
4
%0.8 (2)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları