Özden Arıkan

Özden Arıkan

Çevirmen
8.5/10
832 Kişi
·
2.740
Okunma
·
3
Beğeni
·
386
Gösterim
Adı:
Özden Arıkan
Unvan:
Çevirmen
Özden Arıkan 1984 yılından beri çeviri yapmaktadır. İlk çeviri kitabı 1991’de basılmıştır. Tarih, siyaset, psikoloji ve edebiyat alanlarında kırkın üzerinde çevirisi bulunan Özden Arıkan, Philip Roth ve Margaret Atwood gibi önemli yazarların eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
410 syf.
·18 günde·Beğendi
Tek kelimeyle müthiş bir kurgusu var. Okurken kendinizi alamıyorsunuz. İşler kitabın sonuna doğru daha da heyecan verici oluyor.

Kitaptaki evlilik ilişkileri, ülkemizdekine hiç benzemiyor. Okurken -Bu Amerikalılar ne geniş insanlarmış! diyebilirsiniz. Psikoloji sevenler için güzel bir kitap.

Keyifli Okumalar.
444 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Psikoloji sevenlerin mutlaka okumasını tavsiye ederim. Kurgu harika, hoş ve sürükleyici bir kitap, özelliklede sonlara doğru daha da heyecanlı idi, öğretici olması da ayrıca cazip.
444 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Eğer bir kitap onu bitirdikten bir ay sonra dahi ‘Beni inceleee.. analiz eeeet.. beni görmezlikten gelemezsin değil mi?’ diye kımıl kımıl kulağınıza sokuluyor, peşinizi bırakmıyor, kendini ille de yazdırtıyorsa o kitap olmuş-uçmuş-pişmiş bir kitaptır. Evet 'Divan’ın haykırışlarına karşı koyamadım. Boynu büyük durdu sanki yorumumu esirgeyince. ‘Sen’ dedi, ‘Benden bu denli lezzet, bilgi, hayat ve alan dersi aldıktan sonra beni nasıl bir köşeye itersin?’ ‘Ölürüm Allah yakanı bırakmam!’ ‘Borcunu öde.’ Haklıydı. Bu borcu ödemezsem rüyalarımdan çıkmayacaktı. Ki bu kitabın bu kadar kült olup çok az yorum alması da beni üzdü. İşte böyle böyle kanıma girdi veled..

Öncelikle birazdan hafiften psikoloji kavramlarıyla da süslediğim yazımda kitaba önyargı ile yaklaşırsanız suçlusu benimdir, kitap değil. Affola. Zira kitap herkesi kucaklayan türden. Kitabın dili son derece açık ve anlaşılır. Evet yer yer alan terimleri geçiyor fakat kitabın dilinin çok ağır olduğuna dair bazı yorumlara epey bi gönül koydum. Salt bu alanı ilgilendiren değil, her kitap okuyucusunun keyif alacağı ve yaşamını gözden geçirteceği bir kitap. Zaten Nietzsche Ağladığında’yı okuyanlar Yalom’un her kesime hitap ettiğini bilir. Siz efenim bu yorumlara kulak asmayın. Kitabın bunun aksine çok sıcak bir dili var. Çevirisini başta yapay hatta acemice, komik bulduğum ama sonrasında bana kitabı ve olayın geçtiği yeri içimizdeymişçesine hissettirdiği için sevdim, benimsedim, içime aldım. Kabulümdür. Çevirmen yahut yayınevi bu yolu bilinçli tercih ettiyse eğer onları tebrik ediyorum. Amerikan futbolunu bizim holiganlara dönüştürerek kitabı ısıttırmayı başarmış çünkü böylece. Fakat yok eğer hiç böyle bir amaç gütmediyse çok garip bi çeviri. İnşaallahlar, ekmek çarpsınkiler, Allahın izni ileler… Daha neler neler. Hayır şaka değil. Üstelik bir iki yerde de değil kitap boyunca bu üslup kullanılıyor. Özellikle kumarbaz hastamız Shelly’nin konuştuğu kısımlar evlere şenlik. Bir iki örnek vermezsem gözüm açık gider: “ ‘Hey Doktor, nassın yav? Vay, n’aber kız Sheila’ diyerek garson kıza bir öpücük gönderdi ve ‘Bana da Doktorun yediğinden getir’ dedi”. “Hişşş, Doktor. Şu ‘Bay Merriman’ı bırakalım artık. Bu alemde sizi, bizi bırakacaksın. Racona uyacaksın. ‘Shelly’ ve ‘Marshal’ anlaştık mı?”. İşte böylece Shelly’i kadırgalı Nusret’e çeviren Özden Arıkan’a selam olsun!. Her ne olursa olsun sırf bu detaylar bile kitabı okurken gülümsetiyor insanı..

Kitap temelde psikiyatr/terapist/psikolog/psikolojik danışman v.b. meslek erbapları için çok mühim bir konuyu ele alıyor. Birçok alan kitaplarında geçen sıkıcı, bazen çok katı bazen ise yer yer ucu açık, muğlak, netlik kazanmayan/kazanamayan ve biraz da yerden yere, kişiden kişiye, olaydan olaya şekil alan ‘Etik’ konusuna yer veriyor. Olayların tamamı ise bu pencerede keyifle, baymadan, asla uyutmadan; tersine heyecanlı, merak uyandıran, roman havasının hakkını veren bir eda ile çerçeveleniyor. Bu etik mevzusunun içinde Danışan(hasta) ile Danışman(terapist) arasında geçen para, cinsellik, seks, duygusal aktarım, mesafenin ölçüsü, yakınlığın sınırı v.s. bir çok konu var. Ki bunlar alanımızın “işin içine girince bakarız yeaa” diye kulak ardı ettiğimiz, hocalarımız salık verince pekte ciddiye almadığımız epey önemli mevzular. Mevzularmış. Çünkü bunu kitabı okuyunca fark ediyorsunuz. Danışan ve psikolojik danışman arasında ki yoğun duygu aktarımının onları ne boyutlara iteceğini ve olayları nereye taşıyacağını bin nasihat yerine bir musibetle tek tek hatta birazda ufaktan kafaya tokmakla dokunarak gösteriyor. Zaten kitap terapist Dr. Trotter’in hastasıyla girdiği cinsel ilişkinin Psikanaliz Enstitüsü tarafından yargılanmasıyla başlıyor. Sonrasında kahramanlar, hastasıyla yaşadığı cinsel,duygusal,maddi sorunlarla çıkmaza giriyor. Bazısı hasta ile girilen bu ilişki boyutunun zararlarından yakınırken bazısı bu yakınlaşmanın terapinin doğasında var olması gerektiği savını inatla sürdürüyor. Öyle ki hasta ile terapist arasındaki seans ücretlerini bile samimiyetsiz ve çıkarcı bulduğu hissine kapılıyor zaman zaman. Danışan ile Danışman arasındaki ilişkinin merdümperest ve agape(Yunan mitolojisinde 4 sevgi türünden biri. Karşılıksız, boyut aşmış sevgiye tekabül eder) şeklinde olması gerektiğini vurguluyor. Ve Yalom gerçek yaşamda yıllarca bu konulardan kaçan terapistleri, kahramanları vasıtası ile romanında açık yüreklilikle konuşturuyor.

Kitabın ele aldığı bir diğer konu günümüz modern psikanalizi ile kurallara hala sıkı sıkıya tutunan eski dogma psikanalizi kıyaslaması. Terapistlerin de sıkı analizlerden geçme şartını benimseyen Dr. Marshal ile psikanalizin artık çağdaş psikanalize geçilmesi gerektiğini alttan alta veren öğrencisi Dr. Ernest'in fikirleri temsili olarak sürekli karşı karşıya geliyor. Carl Rogers’ın: “ psikoterapist yetiştirmekle vaktinizi boşa harcamayın, asıl mesele psikoterapist olabilecek adamı seçmektir.” Sözü daha en başta temel fikri veriyor. Ayrıca eski kalıp teknikler yerine terapistin her hasta için yeni bir terapi dili, hastaya özel spontan terapi tekniği geliştirilmesi gerektiği dile geliyor. Ve bunlar hastayla işbirliği içinde gelişirse süreçteki iyileştirme gücüne dönüşmesinin vurgusu yapılıyor. Özellikle de hasta–terapist ilişkisinin artık sahicilikten uzak olmaması ve terapistin terapötik ilişki namına terapi süresince kendini daha sık açması gerektiğini öne atıyor. Daha sonra bu kendini açmanın sınırlarından, ‘hastanın yararına olacaksa kendini aç’a geliyor konu. Ve kitapta bu ilişki ileri boyuta giderse başımıza ne belalar geliri gösteriyor.

Yalom tüm kitaplarında varoluşçu düşünceyi habire oraya buraya serpiştirir. Temelde bir varoluşçu olduğundan bu kitabının tümünde de bu düşüncenin hakim olmasını beklerken bizi sürprizlerle donatıyor. Varoluşçuluğun yanında Freud, Jung ve Fromm’ un izlerini görüyoruz sık sık. Yalom Dr. Ernest’i adeta kendi sesinden konuşturuyor.Rüya analizleri bir hayli ön planda. Ayrıca Freud’un dogmatizmine zıt olan Jung’un mistitizmi, personaları, köken aile teorisi, mitleri havada cirit atıyor. “insanın hayatının ilk yıllarında yaşadıklarının onu böyle programlamış olması ne kadar ürkütücü.” diyip Fred’un psikosekseksüel kuramının determinizmine atıfta bunulurken; Bir yandan da “Başkalarının kişisel sorumluluklarını gasp etme. Bütün kainatı emziren bir meme olmaya heves etme. İnsanların büyümesini istiyorsan, kendi ana-babası olmayı öğrenmelerine yardım et” o kadar diyerekten Fromm’a sürüklüyor bizi. Muazzam. Ama tabiî ki varoşsal terapiden de mahrum bırakmıyor bizi. Sorumluluk, kişisel seçimler, özgürlük ve bunların getirisi götürüsü hakkında düşündürtüyor. Alın yazım böyle imişe tokat vuruyor. Özellikle Marshal’ın son sayfalarda kendisiyle, seçimleriyle, paraya ve hayatındakilere atfettiği değerlerle yüzleşmesi varoluşa tam bir el sallama. Bakmayınız böyle terimsel anlattığıma, tüm bunları günlük bir havayla sunuyor. Marshal’ın eşine karşı koyduğu mesafe ve cinsel isteksizliğin, eşinin -eşi Budist ve ikebana (Japon çiçek tasarımı) terapisine merak salmıştır- bir açıdan Jung’u, Rollo May’i yahut Freud’un yani aslında Marshal’ın mesleki görüşüne kim ters ise onu temsil ettiği hissine kapıldığından ötürü bunu bir hakaret olarak algılayıp kin beslediğini fark ettiği büyülü an…

Son olarak kitabın dokunduğu diğer mesele ise terapistlerin de özünde insan oldukları. Ellerin de sihirli değneğin olmadığı. Olsa zaten kel kalmayacaklarını vurguluyor. Klasik düşünce terapisti daima kendine hakim, duygusunu ölçülü ve yerli yerinde hiç şaşmadan ifade eden, yaşamındaki tüm problemlerin üstesinden gelmiş ermiş kişiler olarak görür. Ama onlarında zaafları olduğu, hastalarına karşı duygusal oluşumlar hissedebilecekleri, pot kırabilecekleri, hatta sık sık kendi hayatları ile çıkmaza girdikleri, öyle ki terapistlerinde bir terapiste ihtiyaç duydukları çoğusunun aklına gelmiyor. ‘Yok ya sen Psikolojik danışmansın halledersin’e yumruk atıyor. Terapistin merhem olması için en önce kendisinin ilaç alması gerektiğini yüksek sesle fısıldıyor..
444 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Terapist - danışan ilişkisinde cinsel suistimalin sorgulanmasıyla başlıyor kitap. Danışanına cinsel suistimal ile suçlanan psikoterapist Seymour Trotter'ın disiplin soruşturmasını genç psikoterapist Ernest Lash yapacaktı. Sonrası ne derseniz, sonrası uzun. Bir disiplin soruşturması ile başlayan kitap, sonrasında farklı karakterlerin girmesiyle bir iç yolculuğa dönüşüyor.
.
Tüm karakterlerin ayrı ayrı özelliklerinde , karanlıkta kalmış bir kaç duyguyu kendinizde yakalıyorsunuz. Sevgi, teori, etik, benlik, kibir, öfke , hınç, açgözlülük gibi kavramlar zihninizde bambaşka bir hal alıyor. Tüm bu duyguları kovalıyorsunuz satırları okurken kendi içinize doğru.
.
"Etik" kavramı üzerine yapılan tartışmalar, eski uygulanan psikoterapi yöntemlerinin sorgulanması, evlilikler, kendini bulma çabaları çok akıcı ve sade bir dille anlatılmış. Hiç psikoterapi alanına dair bir bilginiz olmasa bile kitabın sadeliği ve yazım dili her okurun bu alandaki terimleri anlamasını kolaylaştırır şekilde açıklayıcı bir şekilde yazılmış.
.
Belki de hiç farkında olmadığınız duyguları fark edeceğiniz, kendinizi nasıl yorumlamanız gerektiğine dair ipuçları bulacağınız ve istemediğiniz, sizi engellediğini düşündüğünüz duygu durumlarınız ile nasıl baş edeceğinizi , zengin ve akıcı bir kurgu eşliğinde satırlarda bulabilirsiniz.
444 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
Sürpriz bozan içerebilir!

Seymour Trotter, ‘hastasıyla cinsel ilişkiye girme’ suçundan yargılanan yaşlı, engelli bir terapisttir. Dr. Ernest Lash bu davada bilirkişidir ve Seymour Trotter’ı değerlendirmek zorunda kalır. Bu değerlendirmeyi okurken hasta-terapist ilişkisinin sınırları ne olmalı, hasta terapiye cevap vermiyorsa ne yapmalı gibi sorularla karşılaşıyoruz. Soruları incelerken Yalom, hastasını istismar eden terapistlerden örnekler sunuyor okuyucuya. Ki bu örnekler ‘yok artık’ dedirten cinstendi.

Justin Astrid uzun yıllardır Ernest’e terapiye gelen bir hastadır. Justin’in anlatımıyla karısı Justin üstünde tam bir otoriteye sahiptir ve Justin bundan kurtulmak istese de Ernest’in tüm tedavisine rağmen bunu başaramaz. Bir gün umulmadık bir şekilde başka bir kadın sayesinde Justin eşi Carol’ı boşamaya karar verir. Carol bu boşanmandan tek suçlu olarak Ernest’i görür ve olayları sürpriz bir şekilde geliştirecek bir karar alır. Justin’in terapisi sırasında aslında ideal bir evlilik nasıl olmalı sorusunun cevabını irdeliyor Yalom.

Amerika’da yasalara göre her terapistin de kendi terapisti olmak zorundadır. Ernest’in terapisti Dr. Marshal Streider’dir. Ernest’in her davranışının altında bir sorun arayan, dakikalara fazlaca uyan, etik konusunda sesi en çok çıkan terapisttir. Ernest’in danışmanlık aldığı seanslarda iki tarafında uzman kişiler olmasından kaynaklı daha komplike diyaloglar mevcuttu.

Kitapta baskın bir karakter yoktu. Açıkladığım ve açıklamadığım tüm karakterler hayatlarında belli problemleri olan insanlar. Karakterler birbirine bazen şans eseri bağlansa da kurguyu çok beğendim. Bu bağlantılar kitabın temposunu yüksek tutuyordu.

Kitapta özellikle cinsellik ön plandaydı. Hasta-terapist arasındaki cinsellik, hastanın özel hayatındaki cinsellik, terapistin hayatındaki cinsellik ayrı ayrı işleniyor. Kitabın dili çok akıcı. Çevirisinden de kaynaklı bir akıcılıktı bu. Ama konuşmalarda çok fazla metaforlar var, psikoanalizler var, teoremler var. Genel olarak psikoloji hakkında bilgi sahibi olmadan okuması zor bir kitap. Kitabı sadece bir roman olduğu için okuyacaklar varsa eğer bu kitap sizi zorlayabilir.

https://www.instagram.com/p/Bq0JbvAFO6d/
444 syf.
·1 günde·8/10
Üç psikanalistin etik ikilem ve ihlallerini işleyen su gibi akıcı ve merak uyandıran harika bir kitap.
Danışanıyla cinsel ve duygusal bir ilişki içine giren yaşlı bir terapistin, bu ilişkiyi rasyonelize edişini görüyoruz.
Terapist kendini ne kadar açmalı, danışan-terapist arası sınırlar nerede başlamalı nerede bitmeli gibi konular kurgu ile sorgulanmış.
Ayrıca Yalom sevdiğinden midir, terapistler ve kumar ikilisini bir arada görüyoruz.
Uzun olduğuna bakmayın hemen bitirmek istediğiniz bir kitap olabilir.
444 syf.
·Beğendi·10/10
Ben Yalom hayranıyım. Bütün kitaplarını okuyorum. Yalom kitaplarını çok samimi buluyorum. Onu okurken kendimi ve insanları daha iyi anlıyorum. İyi ki yazmış ve kitapları bizlere ulaşmış. Divan’da yaşama dair her şey var. Güzel bir kurgu, şaşırtıcı bir son var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özden Arıkan
Unvan:
Çevirmen
Özden Arıkan 1984 yılından beri çeviri yapmaktadır. İlk çeviri kitabı 1991’de basılmıştır. Tarih, siyaset, psikoloji ve edebiyat alanlarında kırkın üzerinde çevirisi bulunan Özden Arıkan, Philip Roth ve Margaret Atwood gibi önemli yazarların eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 2.740 okur okudu.
  • 107 okur okuyor.
  • 2.119 okur okuyacak.
  • 69 okur yarım bıraktı.