Kokladı… Havayı tekrar kokladı, içine çekti. Berak temiz gün kokusu. Etraf sessiz henüz gün yeni ışımaya başlamıştı. Sabah saatin 5’i idi. Yaşam içinde açılması gereken bir bahar gibiydi. Hemen duş alıp yeni yıkanmış giysilerini giydi. Kahvaltı bile yapmadan dışarı fırladı. Kahvaltıyı pek sevmezdi. İğrenti getirir, o ağır sofralar midesine kramp girmesine yol açtırırdı. Çok içinden gelirse bir simitle açlığını bastırırdı. Adımları pek sıktı tanınmayı sevmeyen, yıllardır aynı mahallede oturmasına rağmen durup kimseye selam vermezdi. Ölü adamdı o. Köşeyi döner dönmez biriyle çarpıştı Beşer.
“Önüne baksana be adam, hiç önüne bakmaz mısın sen?”
Biliyordu özrü dilese bile kimse özrüne karşılık vermeyecekti. Hayatın anlamsızlıklarında kaybolmuştu Beşer. Önce babasını sonra annesini daha sonrada kendisini kaybetmişti. Sırçalan anılarında yürüşlere çıkıyordu belli aralıklarla. Arkasını döndüğü gibi bakkalın kapısında belirdi. Beşer:
“Bir Kent d-range alabilir miyim ? Bir de şu ekmeği. Kolay gelsin.”
Annesinin en sevdiği sigaraydı bu. Ne zaman annesine sarılsa bu koku burnuna gelir. Hiçte gocunmazdı severdi. Benimsemişti kokusunu. Paketten bir tane sigara çıkarıp yaktı. Tüm bu kokuyu ve dumanı soludu. Aynı boşluktaki hiçlik gibi. Annesinin hiçliği gibi.
Biliyordu her şeyi ne yapması gerektiğini biliyordu. Önce adımlarını yavaşlat sonra nefes al. Bak hala sen hayattasın. Günlük hayat özlü sözleri veren uygulama indirmişti telefonuna. “Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur ama siz sakın inancınızı kaybetmeyin!” Gerçekten böyle mi işliyordu hayat? Bu ona çok uzak bir yerlerde yuvarlanan dev kütle kayalarını hatırlattı. Sanki altında kalan oymuş, omuzlayıp kaldıramıyordu. Eve acil adımlarla merdiveni ikişer üçer adımlarla çıktı. Anahtarlar hep sol cebinde olurdu. O dev kütle kayaları tekrar hissetti. Dişlerini sıkmaktan parçalayacak, omuzlarında kendisi bir karınca kadar un ufak ufalanıyordu kayanın altında. Ömür geldi aklına. Şimdi biraz daha kanı çekiliyor yaşadığını anlamaya çalışıyordu. Eve girmiş içeride boğuk, kayış gibi yapış yapış salyalarını akıtan bir karanlık vardı karşısında. Kapılara vura vura ilerledi başı dönüyordu. Banyoya, su çarptı yüzüne, gözüne. Aynaya bile bakmadan pencereye yöneldi. Pencereleri açmış güneş yeniden selamlıyordu kendisini. Kapı çaldı gelen Ömür olmalıydı. Gerçekten de Ömür’dü. Yaşadığı kaza trajedisini hem unutturabiliyor hem de aklını törpületiyordu. Ömür: “Neden geç açtın? 10 dakikadır basıyorum zile. Duymadın mı? Hep böyle yapıyorsun. Bir gün kendini şu pencereden atıp ölünü bulacağım diye korkuyorum. Hasta mısın? İlaçlarını aldın mı sen? ...” Sen daha cevap verecek fırsat bulamadan konuşur dururdu. Katlanırdı Beşer ya da duymazdan gelirdi çoğu vakit. Konuştu konuşabileceği ondan başkası yoktu. Beşer:” Yoo… aç değilim, sen ye.” Ömür: “Bak hala düzenli bir şeyler yemeğe başlamadın. O kadar yemek boşuna mı gitsin? Hepsini kendi ellerimle yaptım. Bakayım ne var orda? Ne aldın? Yine sigara mı aldın? Annemin sigarası. Neden ya neden? Anneme de öğretemedim sana da öğretemiyorum içme şu zıkkımı…”
Ömür ikiziydi Beşer’in. Hala araları düzelememişti o olaydan sonra. Düzeltmeye de mecali kalmamıştı Ömür’ün. 3 yıldan beridir kendi ailesiyle Beşer arasında mekik dokuyordu. Artık son vermeye karar vermişti fakat kardeşi bu duruma son verecek gibi gözükmüyordu. Çevresi kalabalıktı Ömür’ün sevmeyen yoktu onu. Yalnızlığını ve travmalarını atlatmasını iyi bilirdi. Boşuna okumamıştı 4 yıllık psikolojiyi. Bir nefes alır bir nefes verirdi kendini çimenli bahçelere atardı. Çiçekli bahçelerde dolaşır gibi dolaşırdı ortalıklarda. Biri ses etse oda ona ses olurdu. Beşer: “Ne yol belirledim ne izbe ayaklanmış gidiyorum sessizce.” Ömür: “Neydi şimdi bu yeni bir şiir mi? Daha çok çalışmalısın. Ölüm ölüm olmuş ayaklanmış gidiyor sen kendine bakmalısın. Bak Beşer artık kendine çeki düzen ver ben daha fazla katlanamayacağım bütün terapileri üstünde denedim benim de hayatım var. Kendini umursamayı bıraktın. İster miydi annem şu halini görsün makber şiirleri yazsın kendisine?” Beşer: “Konuşmayı bıraktım sadece boş laflar işte. Sen ki bu travmaları yaşamamış gibisin.” Ömür’ün tavrı çabucak değişti. Belki de kendi haline bırakmalı artık burada boşa zaman harcamamalıydı. Ömür: “Senin gibi olacağıma taş koysunlar yoluma.” Beşer: “Bir vuruyor bir patlatıyorsun be Ömür. Senin gibi de ben olamadım şu hayatta.”
Ömür akşam serinliği çıktığında evine dönüyordu. Beşer onu uğurlamaya bile çıkmamıştı. Ne kadar yalnız olduğunu oda anlamıştı. Kolunun kanadının kırıldığını, umutsuzluğunu. Yapayalnız kalmıştı sanki bu yerde. Tanıdığı tüm mahallesinde… gitmeliydi gitmeliydi. Ne dostları ne de eşi yardımcı olabilmişti bu yerde. Koca dünyaya sığamaz olmuştu. Ölüm diye çağırıp duruyordu yaşam oda girmemiş miydi annesini mezara koyduğu zaman. Hep Ömür diye seslenmişlerdi ona kimse görmemişti Beşer olduğunu.