Puan vermedi·431 syf.··
2021 1. kitabı
Sovyet Yazarlar Birliği başkanı Maksim Gorki’nin sosyalizmi kurgusal gerçeklik ile harmanlayarak ele aldığı bu kısmen didaktik ancak etkileyici roman, sosyalizmin teoride ve insan ruhunda ne denli harekete geçirici ve haklı bir ideoloji olduğunu gösterir nitelikte. “Teoride” kelimesinin altını çizmek isterim; keza Gorki, 1917 Bolşevik Devrimi ve SSCB’nin kuruluşunu izleyen yıllarda, devrim kendisini hayal kırıklığına uğrattığı, kalemiyle tasavvur ettiği sosyalizm düşüncesine uymadığı için Sovyetler’i terk etmiş bir isimdir. Kitaba gelecek olursak, fabrika işçisi Pavel Vlasov’un Çarlık yönetimine, dünya düzenine uyanması ile başlıyor roman. Bu uyanış kitaplar, dostlar, gazeteler ve bir gencin yüreğinden söküp atamadığı proletarya öfkesinden güç buluyor. Pavel’in kararlı kişiliği, dik duruşu da bu gücü kamçılıyor diyebiliriz rahatlıkla. Pavel’in “sosyalist” düşüncelerini eyleme dökmesi, fabrikadaki diğer genç işçilere uyanışının kendisine bağışladığı düşüncelerden bahsetmesi ile gerçekleşiyor. Bu eylemin en büyük iki destekçisi ise annesi Pelageya Nilovna ve dostu Ukraynalı Andrey. Kitap ise bu üçünün çevresinde, Pavel’in zihninden ananın yüreğine taşarak şekilleniyor. Kitabın kurgusal nüansları üzerinde durmanın pek lüzmu yok; ben daha ziyade Gorki’nin cümlelerinde, kelimelerinde yürüttüğü sosyalizm propagandasına değinmek istiyorum. “Parçalanmış yürekleri tek bir yürekte birleştirmek” olarak ifade ediyor kahramanlarımız sosyalizmi. Parçalanmış yüreklerin, bahar çamuru ve kış ayazı arasında renksiz iki göz evlerinde soyluların rahatı için çalışan Rus proletaryasını temsil ettiği kanısındayım. Kitapta, Çarlık Rusya’sının halka sahip olmadan varlığını sürdüremeyeceği birçok defa yinelenmiş, bu çıkarımın haksız olmadığını da gösterdi tarih. Ana’nın ancak insanlık yararına bir düşünceye hizmet etmesiyle yaşadığını hissetmeye başlaması, bu yaşama eyleminin onu tüm olumsuzluklara karşı dirençli kılması, bir kadın, bir ana olarak benliğini insanlığa adaması kitabın en güzel noktasıydı. Aynı zamanda Pavel Vlasov’un mahkemede yaptığı konuşma, altını zihnimle ve kalemimle çizdiğim müthiş, kusursuz bir sosyalizm tanımıydı. “Bizler sosyalistiz. Bu demektir ki, insanları birbirinden ayıran, birbirine karşı silahlandıran, çıkarları arasında uzlaşmaz düşmanlıklar yaratan, bu düşmanlığı gizlemeye ya da haklı çıkarmaya çalışarak onlara yalan söyleten, sahtecilikle, ikiyüzlülükle, kinle her şeyi bozan özel mülkiyete karşıyız. (...) Biz işçiler emeğimizle her şeyi yaratan insanlarız: Dev makinelerden çocuk oyuncaklarına kadar her şeyi yapanlar, ancak insanlık onurumuzu savunmak hakı olmayan bizleriz. Amaçlarına ulaşma için herkes araç olarak kullanıyor bizi.” Pavel; kararlılığı, davasına inancı ve annesine saygısı ile en sevdiğim karakter oldu, Pavel’i ise insanlığa saygısı ile Nikolay izledi gözümde. Sosyalizm ideolojisini doğru bulmuyor, benimsemiyor olabilirsiniz, olabilirim. Ancak lütfen yirminci yüzyılın özellikle ilk çeyreğinde kaleme alınmış Rus romanlarını, Gorki yapıtlarını okurken tek bir kuruş için yaşamını güneş görmeden gri sıvalı fabrikalarda geçiren işçilerin ruhuna koyun bir kulağınızı, halkın iş gücü değil insan sayılabileceği bir toplum hayalinin yüreğinizi heyecanlandırmasına, tutkuyla yakmasına izin verin. Davası, yaşama eylemi için canından ve canından olanlardan feragat eden Ana’nın şu son sözleri ile sözlerimi noktalamak isterim, “Yeniden dirilen ruh öldürülemez. Akıl kanla söndürülemez. Denizler gibi kan da söndüremez gerçeği!”
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
··
51 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.