Amin Maalouf / Yüzüncü Ad kitabı incelemesi
8/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2021 23:12
Merhabalar. 1000Kitap'taki ilk incelememi Amin Maalouf'un Yüzüncü Ad kitabı üzerine yapıyorum. Eser hakkında elimden geldiğince kapsamlı bir inceleme yapmaya çalıştım, umarım okumak isteyen herkese fikir verir. Uzun zamandır kalemiyle tanışmak istediğim Amin Maalouf ile bu kitabıyla tanışmış olduk. Aslında farklı bir kitabını okuyarak bu tanışmayı gerçekleştirmek istiyordum, fakat araştırmalarım neticesinde Yüzüncü Ad'ı okuyarak başlamanın yanlış olmayacağı sonucuna vardım. Kitabın başkahramanı Baldassare Embriaco Osmanlı'nın Kuzey Afrika toprakları içerisindeki Lübnan'ın Cübeyl kasabasında yaşayan, Doğu'daki son Cenevizlilerden olan İtalyan bir antika tüccarı. Olay 1665 yılında başlıyor. Ertesi yıl ise İncil'e göre "Canavar'ın Yılı"dır; dünyanın yerle bir olacağı, kan, ateş, yıkım ve her şeyin sonudur adeta. Dünyayı ve Baldassare'yi bu yıkımdan kurtarabilecek tek şeyse Yüzüncü Ad'dır. Bir kitap var ve hiç kimsenin görmediği, kimsenin eline geçmeyen bir kitap bu. Toplumdaki çoğu kişinin inandığına göre Allah'ın Kur'an'da anılan doksan dokuz adının, sıradan insanlara bildirilmemiş olan yüzüncüsü işte bu kitapta yazıyordur. Bu ada ulaşan kişiyse her türlü kötülükten korunacaktır adeta. Baldassare olayların başlangıcında böyle bir şeye inanmaz ve bunun bir kör inançtan, cahillikten meydana gelen bir şey olduğunu düşünür. Fakat ilerleyen süreçte çevresindeki herkesin bu konuya olan ilgisi ve onun her geçen gün duydukları, onun da kafasını karıştırmaya başlar. Kitap boyunca da bu ikilemde, bu yoğun şüphelerin içinde hep kalmaya devam eder başkahramanımız. Hiç beklemediği bir günde, ummadığı bir kişinin hediye etmesiyle Yüzüncü Ad kitabı Baldassare'nin eline geçer. Fakat elinde o kadar kısa bir süre kalır ki, hiç okuyamadan üst düzey bir devlet görevlisi tarafından bu kitap ondan satın alınır. Yaptığı hatadan büyük pişmanlık duyan kahramanımız, yakınlarının da baskısıyla kitabı ondan satın alan kişiye yetişmek için uzun bir yolculuğa çıkar. Yolculukta yolu nerelerden geçmez ki; Trablus, Halep, İskenderun, Tarsus, Konya, Afyonkarahisar, İstanbul, İzmir, Sakız Adası, kökenlerinin bulunduğu topraklar olan Cenova, Amsterdam ve Londra'ya kadar gider Baldassare. Bu yolculuklar esnasında çok fazla olay geçer kahramanımızın başından. Konya'daki veba salgınına şahit olur, İstanbul'da Osmanlı sarayına girer, İzmir'de Sabetay Sevi adlı bir Yahudinin başkaldırısına şahit olur, Londra'da büyük Londra yangınının içerisinde kalır. Birçok yerde dolandırılır, aldatılır, hapse atılır, tutsak olur. Ama yolculuğu boyunca onun hayatına anlam katacak önemli bir şey daha başına gelir: Aşk... Asıl amacı dışında başka işlere ve yerlere yönelmesine, bu uğurda kendini yıpratmasına ve başına kötü olaylar açılmasına da neden olur onun aşkı. Birçok defa korkulu anlar yaşar, şaşkınlıklar geçirir, hastalıklar atlatır, umutlanır, umutlarının yıkımına şahit olur. Yolculuk boyunca yeni insanlar tanır, iyi dostlar edinir. Planları dışında gelişen olaylar nedeniyle düşünmediği yerlere sürüklenir Baldassare. Asıl amacı dışında farklı bir yaşamın içinde bulur kendini. Baldassare nereye giderse ben de onunla gittim, çoğu yerde açıp haritadan gittiği yerleri araştırdım. Sanki ben de o topraklarda onun bir yol arkadaşıydım. Girdiği her mekânın ambiyansını ben de hissettim, etkilendim onun gibi. Yeni dostlar edindiğinde ben de onların sohbetlerinde yanlarında onları dinliyordum. Onun her çelişkisinde ben de o karmaşık duyguları onunla yaşadım. Her aldatılışında onun şaşkınlığına ve üzüntüsüne ben de ortak oldum. Ve bu yolculuktan fazlasıyla keyif aldım. Gittiği yerlerdeki toplum ve devlet yapısını, bürokrasiyi, cahilliği, kurnazlıkları, iyilikleri, kötülükleri; kısaca her şeyi Baldassare'nin ağzından çok açık ve akıcı bir şekilde aktarır bize yazar. Buradan da Amin Maalouf'un pek çok alandaki derin bilgisine hayranlıkla şahit olmamak elde değil. Yazar bize cahilliklerin, akla, mantığa uymayan düşüncelerin, kör inançların aslında hiçbir zaman bize bir faydası olmayacağını, yıpratıp, yoracağını kitap boyunca hissettiriyor. Kitabın dili fazlasıyla akıcı ve olaylar sürükleyici, merak uyandırıcı. Yazar pek fazla uzun, süslü püslü cümleler kullanmamış; bu da akıcılığı artırıyor. Kitap başkahraman Baldassare'nin dilinden, günlükler şeklinde yazılmış. Yolculuğu boyunca dört farklı deftere günlüklerini yazdığı için kitap da "Defter 1-2-3-4" şeklinde dört bölümden oluşuyor. Amin Maalouf'un dilini ve yazarlığını çok sevdim ve beni beklediğim gibi tatmin etti. Yazarın tarih, sosyoloji, din ve pek çok alandaki derin bilgisi, kitabın her yerinde kendini hissettiriyor. Bu da kitaba ve aynı zamanda okura büyük zevk veriyor. Yazarı araştırırken okurların bu kitap ve yazarın diğer eserleri hakkındaki yorumlarını da çok okumuştum ve Yüzüncü Ad'ın yazarın diğer eserlerine göre biraz sönük kaldığını belirten yorumları pek çok kez okudum. Bunun nedenini kitabın sonuna bağlıyorum ben. Kitabın başından itibaren yaşanan o heyecanlı ve sıra dışı olaylarını okurken, sonunun da kitabın geneline hâkim olan o büyülü ve çarpıcı havaya yakışır şekilde bitmesini bekliyordum açıkçası. Ama yazar kitabın sonunda bir yerde beni heyecanlandırsa da beklediğim çarpıcılıkla bitmedi ne yazık ki kitap. Ama kitabın genelini ve yazarın dilini, derin bilgisini düşünürsem bu durum benim yazara karşı oluşmuş olan hayranlığımı hiç de azaltmadı. Bu mükemmel kitabı herkese tavsiye ederim. Buraya kadar okumuş olanlara teşekkür ederim... Kitaplarla kalın, hoşça kalın...
1000Kitap
Yüzüncü AdAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20188,2bin okunma
·
625 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.