Yaşadığı çağda kendi bedenine ve dünyaya yabancı bir adam, kendini izole edip kurduğu yeraltı dünyasındaki yakarışları. Dostoyevski bu ne desek eksik kalacaktır. Söyleyebileceğimiz bir kaç şey varsa bu dahi hakkında, onun yazdığı her eser gibi bu eseri de salt bir roman niyeti ile okumak ve anlamak oldukça haksızlık olacaktır.. Yaşamış en büyük psikologlardan biri olan Dostoyevski bu romanında küçümsenme korkusunu, yaşadığı kaliteli çelişkileri, yer yer kibrini işlemiştir aslında. Kendi iç dünyasına dönüşünü günah çıkarırcasına anlattığı her yakarış, insanın karşısında duran bir "zavallı" nın sohbetinin hissini oluşturuyor.
Bu sohbet içinde ; toplumsal çalkantıları, eleştirileri ve bu eleştirilerin her birinin ne kadar gerçek ve vurucu olduğu göz önüne alındığında sosyolojik çıkarımlarının devasa gerçekliği altında ezilmemek mümkün değil. Nietzsche ' nin de tabiri ile hakikati kan ile haykıran bu roman, yazarımız tarafından kahramanın içimizden herhangi birinin olacağı söylense de, verdiği aforizmaların içinde barındırdığı kişinin kim olduğu şüphesiz açığa çıkmaktadır ; Dostoyevski' den başkası değildir.
Ani duygu değişimleri, bilinçaltı ve davranış arasındaki bağ okunduğunda bir hastalık gibi görünse de, elinizde tuttuğunuz bu kitap yer yer ayna gibi gelebilir hepimize. Belki de bu eser tüm Dostoyevski eserleri gibi trajedinin kutsal kitabıdır.