spoiler var.
Jack London Martin Edenin hayatını anlatıyorken sıkça kendi hayatından ögelere yer vermiş. Bazı karakterleri hayatındaki insanlardan kurgulamış. Bu yüzden de biraz da otobiyografik bir özellik taşıyormuş. Aynı zamanda da bu kitapta sosyalizmin karşısında bireyciliğin kaybedeceğini savunmuş kitabın sonundaki Martin'in intiharı -Martin karakteri komple bireyciliği temsil ediyor bu kadar otobiyografik özellik taşıyorken sosyalist Jack London'un kendini özdeşleştirdiği karakteri bireyci olarak kurgulaması da ilginç- da yine bunu anlatan bir metafor ve ayrıca başta biraz da otobiyografikmiş demiştim ya Jack London'un kendi ölümünde de intihar şüphesi var. Kitap hakkındaki her yerde bulunabilecek genel bilgiler böyle.
Benim asıl ilgimi çeken yer tepelerdeki açıklıkta Martin'in Ruth'a ilan-ı aşk ettiği sırada yaşanan şu kısım:
"Ne yaptın da aşık ettin beni kendine?"
"Bilmem." diye güldü genç, "sadece sevdim seni o kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini taşı bile eritmeye yeterdi aşkım."
Mümkün olup olmadığını çok düşündüm. Sonrasında Ruth'un Martin'e yaptıklarını da. Martin'in o müthiş küllerinden doğma hikayesinin tüm anlamının nasıl boşa çıktığını da. Yine de ihmal edilmemesi gereken bir ihtimal. Şayet birini severseniz hatta aşık olursanız ve karşılık bulamazsanız aklınıza bunu da getirin belki de siz ".. bir taşı eritecek kadar" sevememişsinizdir. -yine de unutmamak lazım ki bunu yapan Martin nefesi kesilene kadar okyanusun dibine yüzdü ve muhtemelen vurgun yiyip felç geçiriyorken boğularak öldü- Ya da bu tamamen saçma bir şeydir de doğru olan şudur ki her sevgi karşılık bulmaz. Belki bulmasına gerek de yoktur. Tabi ki böylesi çok daha kötü oluyor ama yapacak bir şey yok. Darlamamak gerek insanları sizin çok sevdiğiniz biri aynı şekilde bir başkasını çok sevebiliyor.