Gönderi

Sen Başla, Bir Bitiren Bulunur...
10/10
·456 syf.··
2021 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 14:44
Bugüne kadar elimden geldiğince Türk tarihi hakkında kitaplar okudum. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarına daha bir ağırlık verdim. Saray yönetimi olsun, ajanlar olsun, mektepli zabitlerin hayatı olsun her türlü makalelerle ilgilendim. Bu kitabı okuduktan sonra daha çok öğrenmediğim şeylerin de olduğunu gördüm. Mesela acı gibi, hüzün gibi, keder gibi. Öncelikle yazar Yılmaz Özdil'e emeklerinden dolayı teşekkür etmek isterim. Çünkü 400 küsür sayfalık kitap, yüzlerce kaynaktan büyük bir titizlilik ve sabırla elde edilmiş. Okuyucuyu hiç yormadan, çok kısa bir zamanda bir asır öncesine götürüyor ve önemli ama çok önemli bilgileri elde etmiş oluyoruz. İlk sayfalardan itibaren gözyaşlarınıza engel olamıyorsunuz ve bu son sayfaya kadar artarak devam ediyor. 19 Mayıs 1919 yılında Victor Hugo'nun deyimiyle Prenses İzmir'in işgalinden başlayıp Büyük Taarruza kadar devam eden büyük bir tarih yolculuğuna çıkacaksınız. İlk kan, ilk gözyaşı o sabah dökülüyor. 31 yaşındaki Hasan Tahsin'in kanıydı o. ''Sen başla, bir bitiren bulunur,'' nidasıyla düşmana ilk kurşunu sıkan halk kahramanının kanıydı o. Ne yazık ki ne o kan, ne de akan gözyaşları 3 yıl boyunca akacaktı vatan toprağına. Çok şeyle karşılacaktınız tabii. Bir yandan yıllarca hoşgörü gösterdiğiniz Rumlar ilk günahı işleyecekti. Gülüp, sohbet ettikleri komşularını öldüreceklerdi. Ardından kirli ayakkabı ve bir o kadar da kirli ruhlarıyla Yunan askerleri. Peki kim bu zulme dur diyecekti? Saray hükümeti mi? Hayır. İşbirlikçi hainler mi? Hayır. Bu isyana 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a adım atmış Mustafa Kemal dur diyecekti. Ardında toplamaya çalıştığı bir halkla, inanmış bir halkla. Kitabı okurken o kadar not aldım ki, aldığım her notu gözyaşlarıyla yazdım bir kenara. Beni en çok yaralayan Yunanların yaptıkları değildi, beni en çok yaralayan İngilizlerin yönetimindeki saraya, halifeye umut bağlayanlardı. Saray yanlıları, Yunanlılara yol verin, onlar halifenin ordusudur, bizi kurtarmaya geldi diyecek kadar alçaktılar. Halifenin ordusu dediği adamlar, Padişahın sıcak baktığı İngilizler, Fransızlar, 7 yaşındaki kız çocuklarına analarının, babalarının önünde tecavüz etmişlerdi! Camileri yakıp, Kuran-ı Kerimleri helalara atmışlardı! Annelerin göğüslerini kesip bıçakla duvara saplamışlardı! Kocaların gözleri önünde kadınların ırzına geçip öldürmüşlerdi! Atamız, ceddimiz, Osman Gazi, Orhan Gazi, Ertuğrul Gazinin türbelerinde genç kızlara tecavüz edip, tuvaletlerini kabirlere yapmışlardı! Yakmışlardı, yıkmışlardı, bebekleri diri diri kesip kuyuya atmışlardı! Erkeklerin mahrem yerlerini kesip ağızlarına sokup öldürmüşlerdi! Keşke Yunanlılar kazansaydı diyenler ve onun yolunda gidenler, Yunanlıların daha kazanmadan neler yaptıklarını nasıl göremezlerdi! Belge mi istiyorsun, fotoğraf mı istiyorsun? Bizim devlet arşivlerini geç, İngilizler, ABD, Fransız raporlarında bile bu olaylar kendi ağızlarıyla bir bir kanıtlanmıştır. Çok yazılacak şey var. Yılmaz Özdil bile bir eserle bitirememiş bu acıyı gözyaşıyı, benim birkaç yazdığım paragraf mı bitirecek? Hainlerle ve kahramanlarla dolu bir kitap. Ahmet Hulusi gibi, Rifat Börekçi gibi yurtsever hocaları da göreceksiniz bu kitapta, sonradan Yunanlılara sığınıp dinini değiştiren sahte hocaları da! Ali Kemal gibi İngiliz propagandacısı hainleri de göreceksiniz, 20 yaşında şehit olan Makbuleleri, Kara Fatma'ları da, kağnıda top mermileri ıslanmasın diye kucağındaki bebekle soğuktan donarak şehit olan Şerife Bacıları da. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine azimle, kararlılıkla vatanını savunan bir millet görülmemiştir. Kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, hastasıyla bir büyük bağımsızlık aşkıyla yanan bir halk daha görülmemiştir. Yazarın dediği gibi vatanın evlatları bir bir mezara girerken Vahdettin de bilmem kaçıncı karısıyla gerdeğe giriyordu. Siperlerde ateş hattında kalan askerler birer birer şehit olurken, Osmanlı ağır kan kaybederken, Padişahımızın doğum günü kutlanıyordu! Vatanın girilmedik toprağı, delinmemiş bağrı kalmamış, binlerce kadının ırzına geçilmiş, binlerce çocuk yaşlı yanarak ölmüş, onbinlerce Türk esir olarak dünyanın öbür uçlarına gönderilmiş ama hâlâ kurtuluşu İngilizlerin himayesinde görenler vardı! Bu kitabı her vatan evladı muhakkak okumalıdır. Kadını erkeği, yaşlısı genci, muhalifi yanlısı. Mutlaka bir şeyler göreceksin. Ama biraz da ağlayacaksın. 10 yaşında annesinin gözünün önünde tecavüz edilmiş Esma'ya da, Yunanlar kaçarken yıkıntılar arasında kalmış ve Türk subaylar tarafından bulunan 3 yaşındaki Rum kızı Makbuleye de. Yıllar sonra Makbuleyi istemeye geldiklerinde artık o da bu vatanın bir evladıydı. Bir daha asla görüşmek istememişti, tekliflerini soğuk bir yüzle reddetmişti çünkü...
Son CüretYılmaz Özdil · Sia Kitap · 20203,850 okunma
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.