·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Ocak 2021 14:10 Okumuş olduğum en güzel kitaplardandı. Tam her şey rayına oturdu derken hiç ummadığımız yerden sıkıntılar çıkabiliyor. Hayvan Çiftliği de böyle bir dönüşümün en güzel temsili. Kitabımızda yaşananlar her ne kadar Stalin'i çağrıştırsa da kitabı okurken gözümün önünden bir Türkiye geçmedi değil. Yolundan sapan amaçlar ve bunun bedelini ödemek zorunda kalan masumlar... Ne demişti yazarımız? "Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz, diktatörlük yapmak için devrim yapar." Yapılan her devrim de er geç bir gün yolundan sapar. İlginç bir şekilde de en geç fark edilen hatalardan biri de devrimi yolundan saptırmaktır. Çünkü saptıran kişiler halkı uyutmayı o kadar güzel becerir ki; bunu yel değirmeniniz parçalandığında anlarsınız, önderiniz, Bay Jones'ın köşkünde oturmaya başladığında anlarsınız, önderinizin daha önce yapılmak istenen bir karara karşı çıkıp belli bir süre sonra aynı kararı kendisi aldığında anlarsınız ya da önderiniz kendisini sizden DAHA EŞİT tuttuğunda anlarsınız.
Oysa anlayan da sadece birkaç kişidir. Bunu dillendirmeleri bile yasaktır. Zaten bu halleriyle de anlamayanlardan pek de bir farkları kalmaz. Dediğim gibi çoğu da bunu anlayamaz. Anlamaları için en son yer ise ne olduğunu anlamadan öldürülecek oldukları gündür. İhanete uğradıklarını fark ettikleri gündür. Ama yine dillendiremezler. Çünkü dillendirmeye karar verene kadar çoktan ölmüşlerdir ve ne yazık ki ölü kimseler konuşamaz.Keşke bir uyanığın dillendirmeye cesareti olsa. Çünkü tüm uyuyanları uyandırmak için bir tane uyanık yeter.
Bu da unutulmasın ki en büyük eşitsizliğin yapıldığı zaman birilerinin diğerlerinden DAHA EŞİT tutulduğu zamandır. Eşit sadece eşittir. "Daha"sı da yoktur.
George Orwell'a da böyle bir başyapıtı bizlere sunduğu için teşekkür etmek gerekli. Kitabın her bir sayfasında bizi uyandırmaya çalışan bir alarm kurulu. Umarım hiç kimse bu alarmı ertelemez.
Keyifli okumalar!