Alex Haley, Kökler. 10/10
Okuduğum en etkileyici, en sarsıcı dönem kitaplarından biriydi. Tek kelime ile muhteşem. Pulitzer Ödülü'nü en çok hakeden kitaplardan biri kuşkusuz.
Kökler, aslında Alex Haley' e kadar uzanan yedi nesillik bir soyağacı. Afrika'da bir köyde dünyaya gelen Kunta Kinte'nin köle tacirleri tarafından kaçırılması ile özgürlük günleri sona erer. Ailesi ve kardeşleri gibi hayalleri de Afrika'da kalır. 17 yıllık özgürlükten sonra nesiller boyu sürecek olan kara günler böylece başlar. Beyazların yakaladıkları siyahlara bir hayvan gibi davranması, ağızlarına, dişlerine en mahrem yerlerine varana dek kalite kontrol uygulamaları, kadınlara gönüllerince davranıp tecavüz etmeleri, onları hamile bırakmaları ve doğan çocukların melez olduğu gerekçesiyle hakir görülmeleri ve özellikle siyahların deniz yoluyla Amerika'ya götürüldüğü kısımlar tüyler ürperticiydi. Geminin dar, karanlık, havasız bir bölümünde dipdibe zincirlenmiş düzinelerce siyah adam. Afrika'nın farklı bölgelerinden kaçırıldıkları için birbirleriyle dil iletişimleri yok ama kaderleri aynı, beyaz adama duydukları nefretleri aynı, öfkeleri, çaresizlikleri ve çektikleri acılar aynı. Dağlanıyor, kırbaçlanmaktan sırtları parçalanıyor, birbirlerinin pisliğinde yüzüyorlar. Tam 4 ay boyunca işkencelere maruz kalıp birbirlerinin ölümlerine şahit oluyorlar. Sağ kalıp da Amerika kıtasına çıkmayı başaranlar ise sanki bir malmış gibi çiftlik sahiplerine satılıyor. Artık kaçış yok, bundan sonrası ömür boyu kölelik. Düşünün beyazların istediği gibi çalışmazsanız sırtınıza kırbacı indiriyorlar, efendiniz keman çalmanızı istedi ama çalamıyor musun o zaman parmaklarını kırabilir veya efendinin hoşuna gitmeyen bir şey mi yaptın dilediği gibi seni, karını veya kızını satabilir ve sen ömrün boyunca bir daha onları göremezsin. İhtiyar bir siyahın 30 yılı aşkın bir süre para biriktirip kendini efendiden satın almak istemesini, parası yetmeyince hüngür hüngür ağlamasını asla unutmayacağım.
Siyah ırkın köle olduğu dönemi bu kadar iyi anlatan bir kitap yazılmamıştır sanırım. Bazı kitaplar içinize işler ya hani uzun zaman geçse de daha dün okumuş gibi hatırlarsınız. İşte öyle bir kitap. İnsanın içine işliyor.
Kitabı yazmak Alex Haley'in on iki yılını almış. 50 ye yakın kütüphaneyi incelemiş. Afrika'ya, atalarının yaşadığı topraklara yolculuk etmiş. Nihayetinde muazzam bir emek sonucu muazzam bir eser çıkmış ortaya. Yazara hayran kalmamak elde değil. Kesinlikle bir başyapıt.
Bu arada kitabın dizisi de var. Zamanında herkesi ekranlara kilitlemiş. Dizisini de bir gün izlemek istiyorum. Fakat her uyarlamada dediğim gibi önce mutlaka kitap okunmalı. Her zaman şuna inanırı: Sinema bir göl, kitap okyanustur.