·214 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ocak 2021 01:07 Leninin ilk okuduğu kitap olsa gerek. Bariz bir şekilde olmasi gereken kominist sistemi hayal etmis More yada kominist sistem bu kitaptan esinlenip vücut bulmuş. Hayal edilen halkın köleleri olmasi,sanki bir bakima da kendilerini üstün ırk gibi görmesini ışaret eder. Öyle ki sadece halkı ve halkın çikarlarini düşünen bir sistemin ayni anda kölecilik anlayışını benimsemesi anlaşılan ya da anlatılmak istenen sistem de bir tezatlık oluşturuyor.
Aynı şekilde halkların nefislerini kontrol altın da tutmak için gerçek dünya da değerli olan materyalist araçların ayaklar altina alınması, çocukların oyuncağı yapılması, tek tip giynilmesi, mülkiyet hakkının olmaması elzemdir ve bu sistemi kurmak ve ayakta tutmak için vazgeçilemez unsurlardir.
Nedense metni okurken aklıma ortada ki sarışın teorimi geldi. Nefisleri kontrol altında tutmak için fark yaratan, albenisi yüksek "lüksleri" göz onünden kaldirmak ya da yok etmek gerekir. Halkların pozitif ilimlere, sanata, müziğe yönlendirilmesi sistemi tamamlayıcı çerezlerdir. Ama buna da bir sınır getirilerek varoluşçuluk ve hayatın anlamı gibi sorgulayıcı, zihin bulandırıcı fikir ve konuları yaratılan sistemden uzak tutmuşlardır.
Seyahat, tatil isteği,keşfetmek gibi yaratılışımız da biz insanoğluna bahşedilen merak duygumuzu bastıran ve özgür insan modelini tamamlayıci olgulara sınır getirilmiştir ve devlet kontrolüne alınmıştır. Izinsiz iki kere şehir dışına çıkmanın bedeli,insanın en değerli şeyini,özgürlüğünü kaybetmesiyle sonuçlanmaktadır. Boyle bir yaptırım insana açık hava hapishanesin de yaşam hissiyatı vermektedir.
Ailelerin sayısı ortalamanın üstüne çıkar ise yetişkin çocuklar daha az sayıda birey bulunduran ailelerin yanına verilir. Bu uygulama toplumun en küçük yapıtaşı dediğimiz aile kavramının yok edilmesi yada hiçe sayılmasıdır. Aynı şekilde nüfusu belli bir sayıyı aşan şehirlerin bireyleri yan şehirlere gönderilir ve bu da insan dediğimiz varligin sistem için sadece sayıdan ibaret olduğunu gösterir. Günümüz kapitalist dünyasında şirketlerin biz işçilere bakış açısi tam da bu şekildedir ama devletler açısından bu şekilde görülmek biz insanoğlu için acınası bir durumdur.
Halkların sıhhatı icin kurulmuş bu sistem, halkının duygu,düşünce ve yaratılıştan gelen eğilimlerini hiçe saymaktadir. Aslında bu söylemi genelleyebiliriz. Tüm yönetimsel biçimler kuruluş aşamasın da vaad edilen sistem ile kurulduktan sonra yani yargı, yasama ve yürütme gibi güçler birliğini bünyelerine aldıktan sonra ki sergiledikleri sistem anlayışı arasın da fark vardır. Okuduğumuz metin de çizilen devlet anlayışınında da her ne kadar bu fark engellenmeye çalışılıyor ise de sistemin tüzel kişiliği koydugu yasaklar,sınırlar ve dayattığı sorumluluklar ile bunu başaramamıştır. Fikir olarak, sistemin,halkların refahı odaklı olması gerekse de,aslında kendi varlığını ve bütünlüğünü koruması herşeyin üstündedir ve en onemli idealidir.
Hiç süphesiz ki insanoğlu karmaşık bir yapıdadır. Ve bence yönetimsel biçimlerinin de karmaşıklığı insanoğlundan az değildir.
Kendimce metinden çıkardığım ve beni üzen en önemli sonuç; hayalini kurduğmuz ülke de bile insani açıdan kimliğimizin, bireysel olmayan şeyler tarafindan belirlenmesi ve sınırlandırılması.
Burgess üstadın vurguladığı gibi bireylerin ve bireysel olmayan şeylerin çikar zıtlığı tarih boyunca insanoglunun en büyük sorunudur.
Kitabı daha bitirmedim. Ama üzerine ne kadar konuşursak konuşalım ne kadar tartışırsak tartışalım insanoğlu var olduğu sürece bitmez bu kitap. Bitmez bu devran.
Okuyun okutun efendim. Saygılarımla