·88 syf.····Okunma: 26 Kasım 2020 21:02 20.yy.ın başlarında Türk milletinin, Türkiye’nin ve Türkçülüğün yaşadığı sorunlara dair ortaya koyduğu fikirlerin ve çözüm önerilerinin önemi, benzer sorunların günümüzde de yaşandığı düşünüldüğünde, bir düşünür olarak Ziya Gökalp Bey’in kıymetini daha artırmaktadır.
Büyük Türk sosyoloğu ve filozofu olan Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliği ve Türkçülük denilince akla gelen ilk isimdir. Hem edebiyat hem siyasi olarak yoğun bir hayat yaşayan Gökalp, birçok eser kaleme almış ve çeşitli siyasi faaliyetlerde yer almıştır. Şüphesiz ki bu eserlerinin başında Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak kitabı gelmektedir.
Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak kitabı 11 bölümden oluşmaktadır. Her bölümde ayrı bir konu işlemiştir. İşlenen bu konular Gökalp’ın araştırmalarından ve görüşlerinden oluşmaktadır.
İlk bölümde Ziya Gökalp, ‘’Üç Akım’’a değinmektedir. Kitabımıza da ismini veren bu üç akım: Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak’tır. Muasırlaşmak, Avrupa’nın ilmi üstünlüğünü kabullenip tamamen Garb’a yönelmektir. İslamlaşmak – diğer adıyla Ümmetçilik- tüm Müslümanların bir çatı altına alınıp tekrar eski günleri arzulama düşüncesidir. Türkleşmek ise o zamana kadar adı dahi anılmayan Türk kimliğinin farkına varılıp milli kültür ve beraberliğin sağlanmasıdır.
İkinci bölümde Gökalp, dil hakkındaki görüşlerini anlatmıştır. Ona göre dilde sadeleşme ve öz Türkçeye geçilmesi mecburi bir haldir. Yazı dili İstanbul Türkçesi olmalı, dildeki yabancı kelimeler atılmalıdır. Yabancı kelimeler ancak bilimsel ve terim kelimeleri olduğu müddetçe kullanılmalıdır. Yüzyıllardır dilimizi kirleten Arapça ve Farsça tamlamalar ve söz öbeklerinden kurtulmamız gerektiğini vurgulamıştır.
Üçüncü bölümdeki başlığımız ‘’ Gelenek ve Kural’’dır. Gökalp’e göre iki ana akım vardır: radikallik ve tutuculuk. İki akımın temelde birleşmesi de kuralcılıktan geçer. Gökalp, hayatın özünü yaratıcı bir gelişme olarak değerlendirir. Gökalp aynı zamanda yenilikçi bir anlayışa sahip olup geleneğe karşı olduğu durumlar vardır. ‘’ Biz Türkler kuralcı, fakat geleneksiz bir milletiz’’ cümleleri ile Gökalp, gelenek ve kuralları hakkındaki görüşlerini bizlere açıklamıştır.
Dördüncü bölümde Kültür Toplumu ve Medeniyet Toplumu üzerinde durulmuştur. Gökalp’ın görüşlerinde kültür vazgeçilmez bir yerdedir. Kültür ve insan birbiri ile paralellik göstermektedir. ‘’Kültür içindeki kişi’’ toplumsal bir vicdanın isteklerini kendisi için değerli mefkureler sayıp, uyulması mecburi kanunlar haline getirmeye, ‘’medeniyet içindeki kişi’’ ise onları toplumsal bir aklın mantıki çerçeveleri içinde düşünmeye mecburdur. Gökalp’in bu konudaki görüşleri bu şekildedir.
Beşinci bölümün başlığı, Türklüğün Başına Gelenler’dir. Gökalp bu bölümde ağırlıklı olarak Türkçülüğün arkada kalmasını eleştirmiştir. Arap ve Arnavutların dahi milliyetçilikte Türklerden çok daha önce davrandıklarını ve Türkçülüğün öksüz kaldığını iddia etmektedir.
Altıncı bölümde de ‘’Eğitim’’ başlığı yer almıştır. Bu başlıkta Gökalp, eğitim hakkında görüşlerine yer vermiştir. Gökalp, eğitimin milliyetçi ve İslamcı olması gerektiğini söylemiştir. Daha sonra matematik, doğa bilgisi ve diğer bilimlerin de mutlaka verilmesi görüşündedir.
Yedinci bölümde işlenen konu Mefkure başlığı adı altında verilmiştir. Gökalp’e göre mefkure, ülkelere göre özgüdür. Mefkureyi bir döllenmeye benzeten Gökalp, bu döllenmenin zamanla milli benliğe ulaşması amaç edilmiştir. Böyle bir mefkure anlayışının Türk kültür ve milliyetçiliğinde de yer edilmesi gerektiğine inanmaktadır.
Sekizinci bölüm, Türk Milleti ve Turan’dır. Bu bölümde Gökalp, ‘’ Bir Türk Milleti var mıdır ? ‘’ sorusuna cevap aramıştır. Turan’dan ve Turan fikrinden bahsetmiştir. Orta Asya Türkleri ve kalan Türk milletleri ile kurulabilecek bir Türk birliğinin vurgusu yapılmıştır.
Daha sonra Türk ve Turan Birliğinin kurulmasında engel olan faktörleri sıralamıştır. Bunlar:
umutsuzluk, okul baskıları, Sosyalizm’dir.
Dokuzuncu bölümde ele alınan konu Millet ve Vatan’dır. Bu bölümde millet ve vatanın kutsallığı işlenmiştir. İslamcıların millet kavramına karşı olmalarını eleştiren Gökalp, herkesin milleti ve vatanını sevmesi gerektiğini belirtiyor. Gökalp’ın bu başlıktaki diğer bir eleştirisi de Osmanlıcılara karşıdır. Osmanlıcaların milliyetçiliğe ve milli kültür bilincine karşı olmalarını ağır bir şekilde eleştirir.
Onuncu bölüm ‘’ Milliyet Mefkuresi’dir. Mefkure konusuna yedinci bölümde değinmiştik. Bu bölümde de yazar, milliyet ve mefkure ilişkisini açıklamıştır. Dil ve kavim ilişkisine değinen Gökalp, ırkların aslında dil ailelerinden ibaret olduğunu söylemiş ve dil-ırk arasında fark olmadığını iddia etmiştir.
On birinci -son- bölümde ‘’Milliyet ve İslamiyet’’ konularına değinilmiştir. Bu kısımda Osmanlı’nın dağılma sebebi olarak Milliyetçilik akımını sebep göstermiştir. Milliyetçiliğin, imparatorlukları öldüren bir mikrop değil ulusların kendi talihini kontrol etmesini sağlayan bir maya olduğunu söylemiştir. Gökalp, Milliyetçiliğin kendi içindeki önemini şu şekilde sıralamıştır: dil, tarih, dini eğitim ve ekonomi. Bu temel taşlar üzerine oturtulmuş bir milliyetçiliğin başarıya gideceğine inanmıştır.